Tony Montana'nın t ve m harfleri işlemeli koltuğundaki duruşu ve önündeki kokain dağı unutulmaz karelerden. İlk kez 1932'de Howard Hawks'ın çektiği film. Ayrıca o yılda özel efekt olmadığı için filmde gerçek kurşun kullanıldığı söylenir.
Merhabalar! Bu filmdeki ana karakter olan Fern'in o güçlü yalnızlığı ile çok ortak noktalara sahip olduğumu düşünüyorum. Filmi başından beri çok severek izledim. Filmdeki küçük detaylar, diyaloglar, verilen gerçek mesajlar çok akıllıca ve güzeldi. Bazı sahnelerde ben de yapayalnız hissettim…devamıMerhabalar!
Bu filmdeki ana karakter olan Fern'in o güçlü yalnızlığı ile çok ortak noktalara sahip olduğumu düşünüyorum. Filmi başından beri çok severek izledim. Filmdeki küçük
detaylar, diyaloglar, verilen gerçek mesajlar çok akıllıca ve güzeldi. Bazı sahnelerde ben de yapayalnız hissettim ve bazı bazı duygulandım. Bu film her zaman benim için çok özel bir yere sahip olacak.
Ben bu tarz durağan filmleri çok seviyorum fakat herkesin sevebileceği bir film değil. Hareketli bir film değil. Uzun uzun bir ağacı ya da Fern'in çıplak bedenini izliyorsunuz ve bence bu sanat. Ve ben bu filme birçok şeyi suratıma çarptığı için minnettarım.
Filmin konusu kısaca şöyledir: 60’lı yaşlarında olan Fern, Nevada kırsalında yaşamaktadır. Şehirdeki ekonomik çöküşten etkilenen Fern, neredeyse tüm eşyalarının kaybeder. Bu durumun ardından Fern, minibüsünü bir karavan haline getirip, modern bir göçebe olarak yola koyulur.
Fern'in eşine yazdığı şiir:
"shall ı compare thee to a summer's day?
thou art more lovely and more temperate:
rough winds do shake the darling buds of may,
and summer's lease hath all too short a date:
sometime too hot the eye of heaven shines,
and often is his gold complexion dimm'd;
and every fair from fair sometime declines,
by chance or nature's changing course untrimm'd;
but thy eternal summer shall not fade,
nor lose possession of that fair thou ow'st;
nor shall death brag thou wander'st in his shade,
when in eternal lines to time thou grow'st:
so long as men can breathe or eyes can see,
so long lives this, and this gives life to thee."
Ve filimin çok beğendiğim replikleri:
- my mom says that you're homeless, is that true?
- no, i'm not homeless. i'm just house-less. not the same thing, right?
-Yüzüğün olduğunu görüyorum. Evli misin ?
+Evliyim ama kocam öldü. Yüzüğümü çıkartmayacağım.
-O yüzük bir çember ve sonu hiç gelmiyor.Bu da sevginin hiç bitmediği anlamına geliyor.
"Aynı babamın dediği gibi hatırlanan şey ölmez, belki de hayatımı fazla uzun süre hatırlamakla geçirmişimdir."
"İnsanların bütün birikimlerini yatırıp borca girip güçlerinin yetmediği bir ev almalarını teşvik etmeniz gerçekten çok garip."
"Yolda görüşürüz."
"Değişir miyim seni bir yaz gününe?
Çok daha güzelsin sen çok daha ince."
Ve filmin o güzel müziği!
https://youtu.be/W32VdXGUnUY
Merhabalar! "Sen içindeyken bu dünya daha ilginç." Bu filmin ismini çok duymuştum ve İMBD'nin en iyi filmlerinin arasında yer alıyor oluşundan dolayı izlemek istediğim bir filmdi. Fakat ben bu filmi bugünlerde değil de daha sonrasında izlemek istiyordum. Ancak iyi ki…devamıMerhabalar!
"Sen içindeyken bu dünya daha ilginç."
Bu filmin ismini çok duymuştum ve İMBD'nin en iyi filmlerinin arasında yer alıyor oluşundan dolayı izlemek istediğim bir filmdi. Fakat ben bu filmi bugünlerde değil de daha sonrasında izlemek istiyordum. Ancak iyi ki bu kadar güzel, türünün nadir örneği olan ve de bu filmden sonra yapılan tüm filmlerinin öncüsü olan bu filmi, geç olmadan izlemişim. Filmi o kadar beğendim ki kelimeler sanki filmi anlatmama yetmeyecek gibi hissediyorum.
Thomas J. Harris'in romanının bu nabızları zorlayan uyarlamasında, FBI'daki eğitimi devam eden Clarice Starling (Jodie Foster) yüksek güvenlikli bir tımarhaneye girerek bir psikiyatr iken yamyamlık yapan bir kitle katiline dönüşen Hannibal Lecter'in (Anthony Hopkins) hastalıklı zihninin derinliklerine inmeye çalışmaktadır. Starling'in bir seri katili yakalamak için ipuçlarına ihtiyacı vardır. Ancak ne yazık ki, Lecter ile yaşadığı Faustiyen ilişki sonunda onun kaçışına sebep olur ve artık iki ayrı seri katil karanlıklarda serbest dolaşır.
1992 yılında 7 dalda Oscar'a aday olan film, yönetmenine ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken; en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle layık görülmüştü. Filmde başrol oynayan Jodie Foster 30 yaşına gelmeden iki Oscar kazanan nadir oyuncular arasına girdi. Anthony Hopkins, bu filmdeki toplam 16 dakikalık performansıyla en iyi erkek oyuncu Oscar'ını kazandı. Ki bu süre, bir oyuncunun bir filmde gözüktüğü en kısa süredir. En iyi film Oscarı'nı alan tek gerilim-korku filmidir.
Senaryo o kadar başarılı ve oyuncular da o kadar çalışkan ve oynadıkları rolün çok iyi taşıyan kişilerdi. Çok garip, Dr. Lecter ile aramızda cam varken onun bakışları altında olmak, onun buz mavisi gözlerine bakmak, onu dinlemek çok ürpertici. Gerçekten Anthony Hopkins çok, çok başarılı bir oyuncu.
Öğrendiğime göre, Anthony Hopkins, rolüne gerçek hikâyeleri araştırarak çalışmış. Kendisi rolü için seri katillerin dosyalarını okumuş, hapishaneleri ziyaret etmiş, katillerin duruşmalarına izleyici olarak katılmıştır.
Antony Hopkins, filmdeki Hannibal Lecter rolünü, daha önce The Elephant Man – Fil Adam (1980) filminde oynadığı Dr. Frederick Treves karakteri sayesinde aldığını öğrendiğinde yönetmen Jonathan Demme’a şunu söylemiştir:
“Ama Jonathan Treves iyi bir adamdı.”
Jonathan Demme’in buna cevabı şöyle olmuştur:
“Lecter da öyle, o da iyi bir adam. Sadece deli bir zihnin içine hapsolmuş.”
Mesela, Jodie Foster, Hannibal Lecter ve Clarice Starling’in ilk buluşmasında Hannibal’in Clarice’in güney aksanıyla dalga geçtiği kısmın doğaçlama olduğunu belirtmiştir. İzleyicilerin gördüğü Jodie Foster’in o anda verdiği gerçek bir tepkiymiş. Sonrasında, Foster gerçekten şahsi olarak hakarete uğramış hissederek tepki göstermiş fakat daha sonra Foster Hopkins’e, bu denli dürüst bir tepki vermesini sağladığı için teşekkür etmiştir.
1991 yapımı psikolojik gerilim türündeki muazzam bir film, Kuzuların Sessizliği. The Big Five olarak da anılan en iyi film, en iyi senaryo, en iyi erkek oyuncu, en iyi kadin oyuncu ve en iyi yönetmen Oscar'a ödüllerini birlikte kazanabilen 3 filmden biridir.
Filmi gerçekten çok beğendim. Film bittikten sonra yeni bir film izlemek hiç içimden gelmedi. Çok etkilendim, filmin kalitesinden ötürü. İzlemeyen herkese kesin öneririm.
Ve son olarak, filmin çok beğendiğim replikleri:
"Bazen karanlıkta uyanıp kuzuların çığlıklarını duyuyorsun. Ve zavallı Catherine’i kurtarırsan kuzuları susturabileceğini düşünüyorsun."
“Peki Clarice, Kuzular çığlık atmayı bıraktı mı?”
“Minnettarlığın ömrü kısa olur.”
“Sen kendi gözlerinin hemen ardında yaşa. Kendini dinle.”
“Hayal edilen şeylere imrenmeyiz. Elle tutulabilir şeylere, her gün gördüğümüz şeylere imreniriz.”
“Daha çok konuşmak isterdim ama yemeğe bir arkadaşım davetli.”
“Hayat, kitaplara göre fazla kaypaktır.”
Merhabalar! Truman: Hiçbir şey mi gerçek değildi? Christoph: Sen gerçektin! Seni izlemeyi bu kadar güzel yapan da buydu. Beni dinle Truman, dışarıda senin için yarattığımız bu dünyadan daha farklı bir gerçeklik yok. Aynı yalanlar, aynı ikiyüzlülük ama benim dünyamda korkacak…devamıMerhabalar!
Truman: Hiçbir şey mi gerçek değildi?
Christoph: Sen gerçektin! Seni izlemeyi bu kadar güzel yapan da buydu. Beni dinle Truman, dışarıda senin için yarattığımız bu dünyadan daha farklı bir gerçeklik yok. Aynı yalanlar, aynı ikiyüzlülük ama benim dünyamda korkacak hiçbir şeyin yok.
İnanılmaz bir filmdi. Çok güzeldi...
Filmin senaryosunun özgünlüğü çok başarılıydı. Filmi izlemeden önce konusunu okuduğumda kendi kendime acaba nasıl bir film yaratmışlar dedim ve bu merakım filmi hemen izlememde büyük etki yarattı. Çok beğendim ve filmin verdiği mesajlarından dolayı herkesin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
Konusu, The Truman Show, sahte dünyanın içine kurulmuş mini sahte bir dünyada yaşamak zorunda bırakılmış Truman'ı anlatmaktadır. Filmde herkesin kendi yaşamından bir şeyler bulacağına inanıyorum.
Kişinin empati yapabilmesi, filmin verdiği mesajları, felsefi boyutu, filmde yer alan insan psikolojisi, kapitalist düzen ve birçok sosyal durumda bu filmde karşılaşabilirsiniz.
Filmin sonunda, Truman'ın filmin en güzel repliğini söylemesi ve son kez gülümsemesi de beni çok duygulandırdı.
Ayrıyeten bu film Jim Carrey'in izlediğim ikinci filmi. Birçok filmini izlemeye devam edeceğim. :)
Ve son olarak; "Olur ya belki sizi göremem; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler. :)
(Good morning, and in case I don't see ya: Good afternoon, good evening, and good night!)
*FİLMİN BEĞENDİĞİM REPLİKLERİ*
- Şu gün batımına bak Truman
- Mükemmel
- İşte bu yukarıdaki adam. Harika bir fırçası var.
🎬
-O bir oyuncu değil, o bir mahkum..!
-İstediği zaman gidebilirdi. Eğer gerçeği keşfetmeye kararlı olsaydı onu engellememiz mümkün olmazdı.- Yanılıyorsam düzeltin Truman bir şirket tarafından yasal olarak evlat edinilen ilk çocuk değil mi?
- Bu doğru
- Program inanılmaz karlar elde etti. Sanırım bu miktar küçük bir ülkenin yıllık gelirine eşit bir düzeyde öyle değil mi?
- İnsanlar bu program için bir ülke nüfUsu kadar insanın çalıştığını unutuyor.
- Program 24 saat reklam arası vermeden sürdüğüne göre tüm bu inanılmaz gelirler sadece ürünlerin yerleştirilmesi ile sağlanıyor olmalı.
- Bu da doğru. Programdaki her şey satılık . Oyuncuların giysileri,yiyecekler, yaşadıkları evler bile.
- Elbette hepsi Truman kataloğunda mevcut ve telefonla da sipariş verilebiliyor. Şunu sormak istiyorum.Sence neden Truman hiç dünyasının gerçek olmadığını keşfetmeye bu kadar yakın olamamıştı?
- İnsanoğlu kendine sunulan dünyanın gerçekliğini kabul eder.Cevap bu kadar basit.
🎬
Truman: Hiçbir şey mi gerçek değildi?
Christoph: Sen gerçektin! Seni izlemeyi bu kadar güzel yapan da buydu. Beni dinle Truman, dışarıda senin için yarattığımız bu dünyadan daha farklı bir gerçeklik yok. Aynı yalanlar, aynı ikiyüzlülük ama benim dünyamda korkacak hiçbir şeyin yok.
Hatırlarsanız, bir kadın şempanze tarafından vahşice saldırıya uğramış ve öldürülmüştü. İşte bu kitabın konusu da buna benzer. Pek beğenmedim. Poe'nin şiirleri daha mükemmel!
Merhabalar! Anton Çehov, Altıncı Koğuş kitabında akıl hastanesindeki bir hasta ve de bir doktor arasındaki çekişmeleri betimlemeleri ve tasvirleriyle çok başarılı bir şekilde anlatıyor. Denilene göre, Lenin'in kitabı okuduktan sonra şöyle demiş: "Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim." Tavsiye ediyorum,…devamıMerhabalar!
Anton Çehov, Altıncı Koğuş kitabında akıl hastanesindeki bir hasta ve de bir doktor arasındaki çekişmeleri betimlemeleri ve tasvirleriyle çok başarılı bir şekilde anlatıyor.
Denilene göre, Lenin'in kitabı okuduktan sonra şöyle demiş:
"Kendimi Altıncı Koğuş'a kapatılmış gibi hissettim."
Tavsiye ediyorum, okumalısınız.
Merhabalar! Filmde Tom Cruise, "Don işte be! Don her yerde dondur! Don don don..." diye bağırıyor. Otistik abi ve kardeşi arasındaki ilişkiyi anlatan film 1988'de, 61. akademi ödüllerinde en iyi film ödülünü almıştır. Film, hem dram yüklü hem de eğlenceli…devamıMerhabalar!
Filmde Tom Cruise, "Don işte be! Don her yerde dondur! Don don don..." diye bağırıyor.
Otistik abi ve kardeşi arasındaki ilişkiyi anlatan film 1988'de, 61. akademi ödüllerinde en iyi film ödülünü almıştır. Film, hem dram yüklü hem de eğlenceli ve sürükleyici bir senoryaya sahip.
Dustin Hoffman ve Tom Cruise'u daha öncesinde tanıyan biri değildim fakat şimdi, bu filmi izledikten sonra ikisi de benim çok sevdiğim sinema oyuncuları oldular. Dustin Hoffman, sen muazzam bir oyuncusun.
Bu filmde hem otizmli bireylere toplumun ve çevrenin acı bakışını görüyoruz hem de otizmli bireylerle yaşayan onlarla ilgilenen insanların nasıl değiştiğini öğreniyoruz.
Çok sevdiğim bir film oldu. Bana bir çok duygu kattı. Ders çıkarmamı sağladı. Yeni oyuncularla tanıştım. Mutluyum. 🎬
Bence bu filmi izlemediyseniz ve canınız film de izlemek istiyorsa izlemenizi öneririm.
Filmde en sevdiğim replikte şu oldu:
– Sen bir kadınla mı tanıştın?
+ Evet
– Nasıl biriydi?
+ Göz kamaştırıcı bir şeydi. Tatil gibi.
Merhabalar! Film şu replikle başlıyor: "Eşimi düşündüğümde hep onun kafası gözümün önüne gelir. O güzel kafatasını kırıp beynini ortaya dökerek ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştığımı hayal ederim.." Şimdi bu repliği ilk kez duyduğumda anlam vermemiştim fakat filmi bitirdikten sonra bu…devamıMerhabalar!
Film şu replikle başlıyor: "Eşimi düşündüğümde hep onun kafası gözümün önüne gelir. O güzel kafatasını kırıp beynini ortaya dökerek ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştığımı hayal ederim.."
Şimdi bu repliği ilk kez duyduğumda anlam vermemiştim fakat filmi bitirdikten sonra bu sözü çok iyi anlıyorum.
Bu filmi sırf yönetmeni için izledim, konusu da ilgimi çok çekmişti. Çok enteresan bir film izlediğimi düşünüyorum. Yani, film boyunca o kadar karakterler arasında ve olayları anlama açısından gelgit yaşadım ki. Bence çok başarılı bir gerilim, polisiye filmiydi. Her zaman ki gibi film biz izleyicilere birçok şey kattı. Bu filmde ise eşleşti unsuru medyaydı.
Konusu kısaca şöyle, ünlü bir yazar aniden ortadan kaybolur ve ardında bıraktığı birçok delil eşini suçlu göstermektedir. Heyecan ve merakın harmanlandığı bu filmi izlemek keyif vericiydi. Film, yaklaşık iki buçuk saat. Fakat filmi izleyince zaman sizin için pek sorun olmayacaktır.
Ben filmin sonunu kesinlikle beğenmedim. Daha her şey net bir şekilde bitebilirdi. Bazı karakterler çok yarı yolda kaldılar. Filimde çok fazla mantık hatası vardı ve izlerken bunlar beni çok rahatsız etti. Keşke filmin sonun böyle bitmeseydi. Ama her şeye rağmen kaliteli senaryo, kaliteli yapım, kaliteli oyunculuklar...
Merhabalar! Müthiş, müthiş, müthiş bir filmdi. Bu zamana kadar izlediğim en iyi romantik/fantastik/aşk filmiydi. En baştan, en baştan tekrar tekrar izlesem asla sıkılmayacağıma ve ilk izlediğim zamanki hislerimin hiç değişmeyeceğine o kadar eminim ki. Çok garip film bittiği için çok…devamıMerhabalar!
Müthiş, müthiş, müthiş bir filmdi. Bu zamana kadar izlediğim en iyi romantik/fantastik/aşk filmiydi. En baştan, en baştan tekrar tekrar izlesem asla sıkılmayacağıma ve ilk izlediğim zamanki hislerimin hiç değişmeyeceğine o kadar eminim ki. Çok garip film bittiği için çok duygulandım. Bu filmde bulduğum duyguları başka bir film de daha bulabilir miyim bilemiyorum. Kalbimin en ücra köşesinde daima olacak bu film. Bir filmin bizi ağlatıyor olması ne kadar garip değil mi?
Renkleriyle, sözleriyle, müzikleriyle, piyano tuşlarıyla, Ameli'nin o saçlarıyla, fotoğraflarlayla... Her şeyle bu film gerçekten çok güzeldi. Filmin ilk dakikalarında beri kendimi bu filmin içinde gibi hissettim.
Audrey Tautou'nın baş rolünde oynadığı bir romantik komedi filmi olan Amelie, 2001 yapımı. Filmdeki her karakter o kadar güzeldi ki, inanın kelimeler ile ifade edemiyorum. Kült bir film olduğu aşikar. İzledikten sonra bir daha unutulmayacak o sahneleri, bu filmin kurgusu kadar değerli benim için.
Kurgusuna gelecek olursak:
Amélie Poulain, bir doktor olan babası tarafından diğer çocuklardan, kalp hastalığı olduğu gerekçesiyle, uzak yetiştirilen bir çocuktur. Aslına bakılırsa babasının yanlış bir teşhisidir bu, çünkü Amélie’nin babasıyla kurduğu nadir fiziksel temas babasının sağlık kontrolleriyle gerçekleşmektedir ve bu kontroller sırasında Amélie heyecanlanmakta, kalp atışı hızlanmaktadır. Amélie’nin annesiyse, en az babası kadar nevrotik bir kadındır. Amélie küçük bir çocukken, annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu ölmüştür. Böylece babası daha da sessiz ve silik biri olmuş, kendisini eşi için ilginç bir anıt mezar düzenlemeye adamıştır. Amélie de bu yalnızlığın ortasında kendini eğlendirebilmek için, oldukça ilginç ve derin bir hayalgücü geliştirmiştir.
Büyüdüğünde, Amélie Montmartre’da bir café olan ve eski bir sirk göstericisi tarafından yönetilip, birçok ilginç kişinin çalıştığı Çift Değirmen’de garson olarak çalışmaya başlar. 22 yaşındayken, Amélie için hayat oldukça basittir; kahramanımız birkaç başarısız romantik ilişki denemesi sonucunda, kendisini crème brûlées’siyle bir çaykaşığı ile oynamak, gün ışığında Paris’te yürüyüşe çıkmak, St. Martin’s Kanalı’nda taş sektirmek, yüzeyi hoşuna giden taşları toplamak gibi çeşitli küçük zevklere adamış ve hayalgücünü tamamen serbest bırakmıştır.
Hayatı, Prenses Diana’nın öldüğü gün değişmeye başlar. Haberlerden duyduğu şoku takiben yaşadığı bir dizi olay sonucunda, gevşemiş bir banyo fayansının arkasında, bir çocuğun yıllar önce saklamış olduğu metal bir kutu bulur ve bu kutunun sahibini aramaya başlar. Bu arayış içerisinde kendisiyle bir anlaşma yapar; eğer kutunun sahibini bulursa, hayatını iyiliğe adayacaktır. Bulamazsa da… Ne yapalım.
Pek çok yanlış tahminin ardından, kendisiyle aynı apartmanda yaşayan “kristal adam” lakaplı ressam Raymond Dufayel’in yardımıyla, kutunun gerçek sahibini bulur ve çeşitli numaralarla kutuyu sahibine iletir. Ardından adamı gözler ve üzerinde yarattığı mutluluğu görünce, diğer insanların hayatında güzel şeyler yapmaya karar verir. Bu Amélie’yi gizli bir adalet sağlayıcı ve koruyucu melek yapar hayatına etki ettiği insanların gözünde. Babasının hep hayalinde olan dünya turuna çıkmasını sağlar, iş arkadaşlarına, apartmanın yöneticisine, manavın çırağı Lucien’e gizlice pek çok iyilik ve sürpriz yapar.
Ancak Amélie diğer insanlarla ilgilenirken, kimse kendisiyle ilgilenmemektedir. Başkalarının mutluluğu yakalaması için uğraşırken, kendi yalnızlığını sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, pasaport için fotoğraf çekilen fotoğraf kulübelerinden, kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan, tuhaf karakter Nino Quincampoix ile olan bağıntısını görünce daha açık ve rahatsız edici olmaya başlar. Her ne kadar Nino’yu kendi yöntemleriyle pek çok dolambaçlı şekilde cezbetmeye çalışsa da, özünde utangaçtır ve Nino’ya yaklaşamamaktadır. Ancak Raymond’ın öğütleri sonunda, başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunu da elde edebileceğini öğrenir...
(KURGU KISMINI WİKİPEDİA'DAN ALDIM. ÇOK DETAYLI OLDUĞU İÇİN!)
Amelie'nin kocasının terk ettiği dul alt komşusu...
Kemikleri aşırı hassas olan ve kendini dünyadan izole etmiş yaşlı bir ressam...
Huysuz manav ve manavın saf çırağı...
Amelie'nin çalıştığı kafedeki kadınlar...
Saplantılı genç bir adam...
Filmdeki karakterlerin her biri hayatın içinde yaşayan ve filmin de muhtaç olduğu kalitenin parçalarından biri. Her biri hakkında uzun uzun konuşmak isterim. Ayrıca filmin çekildiği mekanlar da çok başarılıydı. Bilmiyorum, belki bir gün ben de o sokaklarda, parkta ve yahut o manavın bulunduğu semtte yürüyebilir ya da belki de Amelie'nin evini görebilirim.
Benim daha önce kendimi yalnız, yorgun, hissiz, mutsuz, kırgın hissettiğim zaman izleyeceğim bir filmim olmamıştı fakat artık var. Ne zaman kendimi kötü bir halde hissedersem bu filme sığınarak kendimi daha mutlu hissedeceğim. Bu film gerçekten benim bu saydam hayatım için çok önemli. İyi ki film izlemeye başlamışım ve iyi ki bu filmi de izlemişim.
Her zaman filmlerin sadece estetik kaygısından öte biz seyircilere anlattığı daha büyük anlamların oluğunu düşünüyorum.
Buraya kadar okuyan var mı bilmiyorum, eğer okuyorsanız çok teşekkür ederim. Bu sevincimi sizinle paylaştığım için çok mutluyum. Demek istediğim, bu tarz film önerileriniz varsa lütfen benimle paylaş bilir misiniz? Ve ayrıyeten aşağıya bıraktığım linkten filmin soundtrackini de dinleyin mutlaka. 🎶
Kesinlikle izlenmeli, tekrar tekrar. Filmin müzikleri dinlenmeli, tekrar tekrar.
soundtrack;
https://www.youtube.com/watch?v=unCVi4hYRlY
Gitmeden evvel şu insanın yüreğini ısıtan replikleri de şuraya bırakayım.
”Kemiklerin camdan değil ama hayat seni de kırabilir.”
”Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.”
”Oysa ki siz bayım bir sebze bile olamazsınız. Çünkü enginarın bile bir kalbi vardır.”
”İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir. ”
”Aşksız bir kadın, güneşsiz bir çiçek gibidir. Solar…”
”Mucizelere inanır mısın? – Bugün değil.”
”Hayat asla sergilenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir.”
”Çocukken zaman bir türlü geçmez. Sonra bir bakmışsın 50 yaşındasın.”