「 Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kurutuyor. 」 Bir kadın düşünün. Hatice Erbaş. "Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam.…devamı「 Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kurutuyor. 」
Bir kadın düşünün. Hatice Erbaş.
"Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam. Şükrü Erbaş.
O adam ki "artık yaşadığımı anlayamıyorum" diyor karısının ölümünden sonra. Öyle derin bir matem ki bu kitaba akıttıkları, şiirlerine yansıttıkları. İnsan ruhunun derinlerinde hissediyor bu acıyı..
O dertliydi. Evlerin yalnızca eşyalardan yapılmadığını öğrenmişti. O evi ev yapan bir kadının aşkıydı ve o kadın gidince ev dar gelmişti adama. Sığamıyordu odalara. Çünkü onu, o kadını unutacak zamanı kalmadığını anladığı için dönüp dönüp yine onu sevmeye başlıyordu.
Mezarına bir gün bile gitmeyince yalnızlık doluyordu içine. Her mezar dönüşü onu yazıyordu şiirlerine.. Harf harf dağılmıştı dizeler ve her biri bir taş gibi düşüp eziyordu yüreğimizi. Bize şiirleri, Erbaş'a matemi kalıyordu..
Ömür Hanım ışıklar içinde uyusun. O artık sevdiğinin kaleminden çıkan bu satırlarla, "Yaşıyoruz Sessizce" ile ölümsüz..
Şiirle kalın, hoşçakalın!
𝙱𝚒𝚛 𝚐ü𝚗 𝚐ö𝚣𝚕𝚎𝚛𝚒𝚖𝚒𝚗 𝚝𝚊 𝚒ç𝚒𝚗𝚎 𝚋𝚊𝚔, 𝙰𝚗𝚕𝚊𝚛𝚜ı𝚗 ö𝚕ü𝚕𝚎𝚛 𝚗𝚒ç𝚒𝚗 𝚢𝚊ş𝚊𝚛𝚖ış. Yıl: 1950. 19 yaşında bir gencin karşılıksız aşkı Muazzez Akkaya'ya yazdığı akrostiş bir şiir: Monna Rosa Yıl: 1998. Aradan geçen 48 yıla rağmen şiirini yayınlamaktan kaçınan, şiirin tek satırının bile…devamı𝙱𝚒𝚛 𝚐ü𝚗 𝚐ö𝚣𝚕𝚎𝚛𝚒𝚖𝚒𝚗 𝚝𝚊 𝚒ç𝚒𝚗𝚎 𝚋𝚊𝚔,
𝙰𝚗𝚕𝚊𝚛𝚜ı𝚗 ö𝚕ü𝚕𝚎𝚛 𝚗𝚒ç𝚒𝚗 𝚢𝚊ş𝚊𝚛𝚖ış.
Yıl: 1950. 19 yaşında bir gencin karşılıksız aşkı Muazzez Akkaya'ya yazdığı akrostiş bir şiir: Monna Rosa
Yıl: 1998. Aradan geçen 48 yıla rağmen şiirini yayınlamaktan kaçınan, şiirin tek satırının bile bölünmesine izin vermeyen bir aşık: Sezai Karakoç.
Yeryüzünde kitap biçimini almadan yarım asır boyunca sadece fotokopiyle çoğaltılarak bu kadar çok kişiye ulaşmış başka bir şiir var mıdır? Bilmiyorum. Biliyorsanız lütfen bilgilendirin..
Üstad özgün imgelerini, tasavvufi söyleyişiyle harmanlayıp öylesine muazzam şiirler kaleme almış ki şiirin harfler ile değil kalp ile ruh ile yazıldığını hissediyorsunuz. Onun şiirlerini okumak; yağmurlu bir havada, kahve yudumlarken pencereden dışarıyı seyretmek gibi, sımsıcak bir huzur..
Kitabı okurken yazarın ruhundan parçalar takıldı gözüme satır satır, mısra mısra.. Beni en çok etkileyen mısra "Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine" oldu. İncir kuşları delici bir kuş türü olup göçmen kuşlardandır. Bahçesine gelen incir kuşlarının bakışlarında Monna Rosa'yı bulduğunu belirten Üstad; sevgilinin, kalbinde oyuklar açıp göçtüğünü muhteşem bir imgelem ile aktarmış.
"Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim" diyerek aşkın vuslat değil de hicrân olduğunu; "Kanadı kırık kuş merhamet ister" diyerek çekilen hicrânın ağırlığını anlatmış.
"Zambaklar en ıssız yerlerde açar" diyerek ümidini canlı tutsa da karşılıksız kalmış aşkını "Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık" diyerek bir ömür yalnızlığa tercih etmiştir.
"Ah beni vursalar bir kuş yerine!" deyip, kalbinizi hatırlamanız dileğiyle keyifli okumalar..
"𝚜𝚎𝚗𝚒𝚗 𝚢𝚘𝚔𝚕𝚞ğ𝚞𝚗𝚕𝚊 𝚐𝚎ç𝚒𝚢𝚘𝚛 𝚋𝚊𝚑𝚊𝚛.." Aşkın ve ölümün şairi Ümit Yaşar Oğuzcan! "Benim hayatım roman değil, baştan başa şiirdir." diyen bir şair Ümit Yaşar Oğuzcan. Onun şiir gibi hayatını oğlu Vedat Oğuzcan'ın bir fincan kahve ile konyak içtikten sonra Galata Kulesi’ne…devamı"𝚜𝚎𝚗𝚒𝚗 𝚢𝚘𝚔𝚕𝚞ğ𝚞𝚗𝚕𝚊 𝚐𝚎ç𝚒𝚢𝚘𝚛 𝚋𝚊𝚑𝚊𝚛.."
Aşkın ve ölümün şairi Ümit Yaşar Oğuzcan!
"Benim hayatım roman değil, baştan başa şiirdir." diyen bir şair Ümit Yaşar Oğuzcan. Onun şiir gibi hayatını oğlu Vedat Oğuzcan'ın bir fincan kahve ile konyak içtikten sonra Galata Kulesi’ne çıkması karanlığa gömecektir.
Henüz 18 yaşında olan Vedat elinde tuttuğu “İntihar öyle edilmez böyle edilir baba..’’ notuyla Galata'dan aşağıya atlarken 24 intihar teşebbüsünde bulunan babasına adeta bir ölüm dersi vermiştir.
Melankolik ruh haline bir de evlat acısı eklenince Oğuzcan'ın şiirleri, yazıları daha bir hüzünlü olmuş, aşk ve ayrılık şiirlerinin yerini ölüm ve acı dolu satırlar almıştır.
Ümit Yaşar Oğuzcan, telefonu ve numarası olmayan, melankolik yaşamını tek böbrekle sürdüren, kekemeliğini yalnızca şiir okurken atlatan, kadınlara hayran, ölüme ise sevdalı, 1.59'luk karamsar bir şair..
Bir şiirinde aşkın güzelliği sizi hayata bağlarken diğer şiirinde ölümün varlığıyla sizi o hayattan koparıp alabilir.
Sayfalarını çevirdikçe kendinizi sonsuz denizde bulabilir, bazen o denizde kaybolabilir, bir şiirde boğulabilir, diğer şiirde su yüzeyine çıkıp derin bir nefes alabilir ve masmavi gökyüzüne bakabilirsiniz..
"𝙱𝚒𝚛 𝚋𝚊𝚑𝚊𝚛 𝚐ü𝚗ü𝚗𝚍𝚎 𝚋𝚞 𝚐𝚒𝚍𝚒ş 𝚗𝚒𝚢𝚎.."
"𝙳ü𝚗 𝚐ö𝚛üş𝚎𝚖𝚎𝚍𝚒𝚔. İ𝚔𝚒 𝚢ü𝚣𝚢ı𝚕 𝚐ö𝚛üş𝚖𝚎𝚖𝚒ş𝚒𝚣 𝚐𝚒𝚋𝚒 𝚐𝚎𝚕𝚍𝚒 𝚋𝚊𝚗𝚊. 𝚅𝚎 üç 𝚢ü𝚣𝚢ı𝚕𝚕ı𝚔 𝚐ö𝚛𝚎𝚜𝚒𝚖 𝚜𝚎𝚗𝚒.." "Alın yazımın tek okunaklı yerisin sen." diyor Cemal Süreya karısı Zuhal Hanım'a.. Zuhal Hanım’ın tedavi sürecinde bedenen yanında olamayan Cemal Süreya’nın eşine on üç gün boyunca yazdığı…devamı"𝙳ü𝚗 𝚐ö𝚛üş𝚎𝚖𝚎𝚍𝚒𝚔. İ𝚔𝚒 𝚢ü𝚣𝚢ı𝚕 𝚐ö𝚛üş𝚖𝚎𝚖𝚒ş𝚒𝚣 𝚐𝚒𝚋𝚒 𝚐𝚎𝚕𝚍𝚒 𝚋𝚊𝚗𝚊. 𝚅𝚎 üç 𝚢ü𝚣𝚢ı𝚕𝚕ı𝚔 𝚐ö𝚛𝚎𝚜𝚒𝚖 𝚜𝚎𝚗𝚒.."
"Alın yazımın tek okunaklı yerisin sen." diyor Cemal Süreya karısı Zuhal Hanım'a..
Zuhal Hanım’ın tedavi sürecinde bedenen yanında olamayan Cemal Süreya’nın eşine on üç gün boyunca yazdığı aşk kokulu, yaşam odaklı; gündelik hayatın en sıradan anını, aklından sevdiğini geçirdiği saniyeleri hiç sıkılmadan yazdığı mektuplar: "On Üç Günün Mektupları"
Süreya'nın aşkı, sevgisi kaleme dökülmüş, her sayfada inci tanesi gibi bir araya gelen harfler bu sevda mektuplarını oluşturmuş. Öyle güzel, derin ve tutkulu sevmiş ki sanırsınız bir hayal..
"Kadınım" diyor, canının ötesinde can biliyor. "Gelecek" diyor, daha güzel günlerin anısı olmak için. Bir de kızı olsun istiyor, düşler kuruyor doğmasını istediği Elif'i için. "Özlemek" diyor, yanındayken bile. "Yakınım" diyor, şah damarından bile. "Sevmek" diyor, sevgilinin ipek böceğine benzettiği sesini bile.
Hayat var, yaşanmışlık var, özlem var, sevda var bu sayfalarda..
Şiirle kalın..
"𝐛𝐢𝐫𝐥𝐢𝐤𝐭𝐞 𝐛𝐢𝐫 𝐦𝐚𝐬𝐚𝐥𝐚 𝐢𝐧𝐚𝐧𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐝𝐢𝐦 𝐛𝐞𝐧 𝐬𝐞𝐧𝐢𝐧𝐥𝐞, 𝐬𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐛𝐮." Birhan.. Yüreğinin iplerini kelimelerle koparmış, kendi keskin ruhu ince insan. İlkokul birinci sınıfken solak olduğu için sol elini iple bağlarmış öğretmeni. Sağ eliyle yazmalıymış çünkü. Bu nedenle de okulu sevmez, hep…devamı"𝐛𝐢𝐫𝐥𝐢𝐤𝐭𝐞 𝐛𝐢𝐫 𝐦𝐚𝐬𝐚𝐥𝐚 𝐢𝐧𝐚𝐧𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐝𝐢𝐦 𝐛𝐞𝐧 𝐬𝐞𝐧𝐢𝐧𝐥𝐞, 𝐬𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐛𝐮."
Birhan.. Yüreğinin iplerini kelimelerle koparmış, kendi keskin ruhu ince insan.
İlkokul birinci sınıfken solak olduğu için sol elini iple bağlarmış öğretmeni. Sağ eliyle yazmalıymış çünkü. Bu nedenle de okulu sevmez, hep kaçarmış. O kaçtıkça annesi tutar okula götürürmüş. Onun için "Okumayacak bu çocuk." bile demişler. O ise cevabını yıllar sonra vermiş: "Üçüncü sınıfta elimi bağlayan öğretmenden kurtuldum. Sonrası daha kolay olmaya başladı. Bizimkileri yalancı çıkarttım, okudum yetmedi yazdım da."
İyi ki de yazmış.. Yaranın içini anestezi olmaksızın temizler gibi.. Sadece kendinin hissettiğini düşündüğün hangi acı varsa aslında evrenselmiş de, sadece yazarın anlattığı sana özel yazılmış gibi... Hem hemen geçer gibi hem hiç geçmeyecek gibi...
O̲n̲u̲, ̲s̲e̲v̲e̲b̲i̲l̲e̲c̲e̲ğ̲i̲n̲i̲n̲ ̲e̲n̲ ̲y̲ü̲c̲e̲s̲i̲y̲l̲e̲ ̲s̲e̲v̲d̲i̲n̲. ̲
T̲i̲t̲r̲e̲m̲e̲ ̲d̲a̲h̲a̲ ̲f̲a̲z̲l̲a̲ ̲k̲a̲l̲b̲i̲m̲.
Şiirle kalın..
"gíttíkçє чαlnızlαşıчσrum вír sєn vαrsın" Tarih: 1 Ağustos 2019 Konu: Geç kalınmış bir iç hesaplaşma. Adınla başlıyorum her şiire ve her mısraya. Bu senin adınla başladığım son şiir.. Sana verdiğim ilk hediye "Kalbim Unut Bu Şiiri". Kendime verdiğim son söz…devamı"gíttíkçє чαlnızlαşıчσrum вír sєn vαrsın"
Tarih: 1 Ağustos 2019
Konu: Geç kalınmış bir iç hesaplaşma.
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısraya. Bu senin adınla başladığım son şiir.. Sana verdiğim ilk hediye "Kalbim Unut Bu Şiiri". Kendime verdiğim son söz "Kalbim artık unut bu şiiri.."
"Gün biter gülüşün kalır bende." Kitaptan değil, kalbimden dökülüyordu sanki sözler. Biliyordum, bu gün bitecekti. Umuyordum, en azından gülüşün kalacaktı.. Kalmadı..
Bana bakıp "Kentin, kuşların, ayrılıkların, hasretlerin, yalnızlıkların dilini öylesine güzel, sade, açık, anlaşılır şekilde dizelere dökmüş ki Ahmet Telli, her satırında kendimi buldum. Duygularıma tercüman olan o güzel mısraların inceliğine sarıldım. Hatıralarımı, acılarımı, aşklarımı o satırlarda yaşadım. Bir kar ayazıyla üşüyen yüreğimi onun mısralarıyla ısıttım. Yeniden yaşadım hüzünlerimi ve gidenlerden kalma ayrılık sancılarını.." demiştin.. Aynı hüzün ve ayrılık sancılarını bana emanet ettin de gittin.
"Çocuksun sen, sesinin çağlayanına düştüm" demiştin ve "Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil" diye de eklemiştin içimdeki çocuğu öldüreceğinden habersiz seni dinlerken ben, sesine kırlangıçlar kondurmakla meşguldüm..
Eğildim ve fısıldadım kulağına Sümer Park'ta hatırlıyor musun? "Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür". Gittin, yıkıldı kent zelzelelerle, kuşlar de öldü.. Sen gittin, ben kaldım, biz öldük.. Sen bilmesen de..
"Anısı biz olalım bu sokakların.." diye haykırmıştım. Şimdi o sokaklarda da yoksun.. Kent Şarkıları "Anısı Kalmıştır" demişti. Anı olarak kaldın..
Sonra ne mi oldu? "Su çürüdü", bedenim çürüdü, ben çürüdüm, kalbim çürüdü, adın hep diri.. Sen bilmesen de..
"Biten bir aşk için
Söylenecek söz şu olmalı:
- Güzeldi yine de"
「 "ama kentler biraz da insanlardır." 」 2 Temmuz 1993. Cehaletin makamının yükseldiği tarih.. Madımak. 12'sinden 66'sına, 37 insanı yaktılar Sivas'ta.. “Ve dünya alışkanlıktan değil, sevgi ve mutluluktan dönsün diyor, hepinizin yüreğinden öpüyorum." demişti Hasret Gültekin güle 'yel' değmeden önce..…devamı「 "ama kentler biraz da insanlardır." 」
2 Temmuz 1993.
Cehaletin makamının yükseldiği tarih..
Madımak.
12'sinden 66'sına, 37 insanı yaktılar Sivas'ta..
“Ve dünya alışkanlıktan değil, sevgi ve mutluluktan dönsün diyor, hepinizin yüreğinden öpüyorum." demişti Hasret Gültekin güle 'yel' değmeden önce..
"Bir gül koklayayım izin verin de / Bir soluk alayım izin verin de" demişti Metin Altıok soluksuz kalmadan hemen evvel..
"Ve güneş kapımı çaldı / kapımı çaldı güneş / gerisini biliyorsunuz" demişti Behçet Aysan..
"Kimse temizim demesin, kimse
Bütün bir ülke odun taşıdı Behçet'in yangınına..
Onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar
Onlar birgün ölüm menevişlenince içlerinde
Tütmez mi kirpiklerinde dumanı lekesiz biri"
dedi Şükrü Erbaş arkalarından..
Ve “Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok.” dedi ardlarından, ölünce yas tutulan Kenan Evren..
“Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” dedi Tansu Çiller..
"Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar" dedi kendini müslüman sanan yobaz..
"Bunları yapanlar gene bulunmaz" demişti Necmettin Erbakan, bulunmadı da..
Unutmuyoruz. Unutmayacağız.
unutMƛƊƖMƛƘlımda!
Yastayız.. Yasımız ve acımız çok büyük. Hepimiz boğazımız düğüm düğüm yutkunamadıklarımızla daha enkaz altındayız.. Ses varken ekip yoktu. Ekip varken ekipman yoktu. Ekipman varken ses yoktu. Bunu yaşadığımız şu acı günlerde cesetleri sokaklardan toplarken sefil ve aciz bir Dostoyevski romanında…devamıYastayız.. Yasımız ve acımız çok büyük. Hepimiz boğazımız düğüm düğüm yutkunamadıklarımızla daha enkaz altındayız..
Ses varken ekip yoktu.
Ekip varken ekipman yoktu.
Ekipman varken ses yoktu.
Bunu yaşadığımız şu acı günlerde cesetleri sokaklardan toplarken sefil ve aciz bir Dostoyevski romanında olduğumuzu düşündüm. Ne demişti Karamazov Kardeşler'de Dostoyevski?
“вαвαcığım, mєzαrımı tσprαklα σ̈rttüktєn sσnrα üzєrínє вír єkmєk kαвuğu ufαlα,” dєdí. “sєrçєlєr gєlír; sєslєríní duчαr, чαlnız σlmαdığımα sєvínírím.”
"rєsímlєr dışındα вαşkαlαrıчlα kσnuşmαk σlαnαklı dєğíl..” Yaşarken yalnızca bir tablosu satılan, akıl hastanelerinde tedavi gören, parasızlıkla ömrünü geçiren ve en sonunda intihar eden, resim sanatının en büyük isimlerinden olan Van Gogh. Resimlerindeki insanın içinde gömülü neşe kaynağının elinden tutup ortaya…devamı"rєsímlєr dışındα вαşkαlαrıчlα kσnuşmαk σlαnαklı dєğíl..”
Yaşarken yalnızca bir tablosu satılan, akıl hastanelerinde tedavi gören, parasızlıkla ömrünü geçiren ve en sonunda intihar eden, resim sanatının en büyük isimlerinden olan Van Gogh.
Resimlerindeki insanın içinde gömülü neşe kaynağının elinden tutup ortaya çıkaran coşkunluk ve renk cümbüşünü en hamlamış gözlerin bile anlayacağı kadar net belli eden ressam hayatının tamamını ağır buhranlar, yokluk ve hastalıklarla geçirmiş.. Film tablolar ile sinemayı birleştiren, efsane bir kurgu ile ilerlemiş. İzlenmeye değer..
Öneri: Vincent Van Gogh'un on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar Theo'ya Mektuplar adı ile kitap haline getirilmiş. Filmle birlikte kitaba da bakmak filmin yapısını anlamaya fayda sağlayacaktır. 😊
"İnsanların müziğine, kültürüne, yaşam tarzına yasaklar koyan siyası otorite, hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür." Türkiye’nin Hatıra Defteri isimli belgeselin içinde yer alan 5 dakikalık bir kısa film. Filmin ana düşüncesi halkın temel değerlerine karşı yasakçı bir yaklaşım sergileyen zihniyetin…devamı"İnsanların müziğine, kültürüne, yaşam tarzına yasaklar koyan siyası otorite, hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür."
Türkiye’nin Hatıra Defteri isimli belgeselin içinde yer alan 5 dakikalık bir kısa film.
Filmin ana düşüncesi halkın temel değerlerine karşı yasakçı bir yaklaşım sergileyen zihniyetin düşmüş olduğu gülünç durumu ironik bir biçimde izleyiciye aktarmak.
Bence kısa film anlatmak istediğini aktarmada son derece başarılı olmuş. Militarist zihniyetin, darbeci aklın ve baskıcı siyasetin hüküm sürdüğü zamanlarda modernleşme dayatması hakkında emri uygulayan Anadolu çocuklarının bile anlamsız bir boşluğa düşüşünü anlatan bu güzel demokrasi dersi hepimize ibret olsun.
Tarih bu bağlamda lütfen tekerrür etmesin. Keyifli seyirler..