Spoiler içeriyor
Devletin başına yeni gelen parti Gönül İşleri Bakanlığı adında bir bakanlık açmaya karar verir. Eğer bakanlığa aşkınızı onaylatabilirseniz devlet size AŞKart adında bir kart veriyor. Bu kart sayesinde müzelere, sinemaya, devlet orkestrasına ücretsiz gidebilir, otobüslere indirimli binebilirsiniz. Heyetin başında ise…devamıDevletin başına yeni gelen parti Gönül İşleri Bakanlığı adında bir bakanlık açmaya karar verir. Eğer bakanlığa aşkınızı onaylatabilirseniz devlet size AŞKart adında bir kart veriyor. Bu kart sayesinde müzelere, sinemaya, devlet orkestrasına ücretsiz gidebilir, otobüslere indirimli binebilirsiniz. Heyetin başında ise 22 yaşlı din adamları var. Bütün olay, 22 kişilik yaşlı bakan heyetinin katledilmesiyle başlıyor. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri ve aynı zamanda dövüş ustası olan Fuat Atıf Tufa, nam-ı diğer Fu, 22 kişilik heyeti bir arada rüyasında görür. Heyet, öldürüleceklerini söyler ve Fu'nun katilleri bulmasını ister. Tatilde olan Fu rüyadan uyanır uyanmaz Ankara'yı arar. Özel kalem müdürü Ezel Zelzele Fu'nun anlattıklarına inanmaz ve önlem alma gereği duymaz. Fu yurt dışından dönene kadar ne yazık ki heyet öldürülür ve katiller bulunamamaktadır. Ancak Fu, katilleri bulmaya kararlıdır.
Korkma Ben Varım kitabı 4 farklı kişinin ağzından anlatılıyor. Böylelikle olaylara farklı açılardan yorumlayabilme şansınız oluyor ve her karakterin iç dünyasında bir yolculuğa çıkabiliyorsunuz. Farklı diliyle ve betimlemeleriyle kitap gayet akıcı bir şekilde ilerliyor.
Fu, katilin aşkı onaylanmayan biri olduğunu düşünür ve bu kişilerin listesini çıkarır. Bu kişileri ararken eski arkadaşı Müntekim Gıcırbey'i bulur. Lisede beraber çok vakit geçirdiği içine kapanık bu arkadaşı Şebnem Şibumi adında bir kıza aşıktır ve heyetten AŞKart almayı başarmıştır. Fu bir yandan katilleri ararken biri, onu öldürmesi için Turgut Rulet adında bir kiralık katili tutar. Fu Turgut'a birtakım işkenceler uygulayarak onu Hayati Tehlike'nin yollattığını öğrenir. Fu aradığı adamı bulmuştur. Kimin yolladığını öğrendikten Turgut, Fu tarafından öldürülür. Fu bu durum hakkında "Hepimizin içinde bir çocuk bir de hayvan vardır... İçimdeki hayvan, çocuğu yemişti." diyor.
Fu'nun bölümünden sonra Gıcırbey'in bölümü başlıyor. Gıcırbey hayatını başkalarının yerine intikam alarak kazanmaktadır. Üst kat komşuları Ruhiye teyzenin torunu Kevser öldürüldükten sonra, Ruhiye teyze polislerden daha önce katili Gıcırbey'e birtakım şeyler yaptırarak buldurur. Durumdan şüphelenen Gıcırbey olayın üstüne gider ve Ruhiye teyzenin bir cininin olduğunu öğrenir. Adı Jajha olan bu cin sayesinde torununun katilini bulmuştur. Gıcırbey güç bela Ruhiye teyzeyi ikna ederek, intikam işine başlar. Broşürler hazırlar ve bu broşürleri marketteki rastgele ürünlerin içine sokar. Broşürün üzerinde bir tarih ve yer yazılıdır. Eğer birinden intikam almak istiyorsanız o gün, o saatte, o mekana gidiyorsunuz ve ankesörlü bir telefondan Gıcırbey sizi arıyor. Kimden ve neden intikam almak istediğinizi söylüyorsunuz. Oara karşılığı sizin yerinize intikam alıyor. Ama kesinlikle adam öldürmüyorlar.
Günün birinde patronundan intikam almak için Şebnem Şibumi adında bir kız gelir. Gıcırbey Şibumi'ye fena halde tutulmuştur. İlk kez bir müşterisine kimliğini açıklayan Müntekim Gıcırbey, Şebnem ile beraber vakit geçirmeye başlar. Ancak Şebnem onu, onun sevdiği gibi sevmemektedir. "Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik, sossuz makarna, golsüz maç gibiydi." diyen Gıcırbey artık Şebnem'e ne telefondan ulaşabilir ne de mailler üzerinden. "Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım." diye düşünen Gıcırbey tek taraflı aşkıyla baş başa kalmıştır. Zira Şebnem onu sevmediği gibi bir de başka birisine aşık olmuştur. Müntekim bir gün Şebnem'in evine gider ve onu başka bir adamla görür. Bu adam Şebnem'e kendisini Enver Paşa olarak tanıtır ama kendisi aslında Hayati Tehlike'dir.
Uzun yıllar sonra Fu, Müntekim'i evinde ziyaret eder ve durumu anlatır. Aynı adamın Şebnem'i sevdiğini de söyler. Fu ve Gıcırbey o gece Hayati Tehlike'yi öldürmek için anlaşır.
Hayati Tehlike, mafya babası olan Atom Bombacıyan’ın oğlu Niko Bombacıyan’ın arkadaşıdır. Bir otelde başkaları onları öldürecekken Hayati ve Niko beraber otelin 9. katından atlar. Niko’nun ölmesine rağmen Hayati mucizevi bir şekilde yaşamaktadır. Atom Bombacıyan bu adamı merak eder ve yanına çağırtır. Tanıştıktan sonra onu mafyaya almak ister. Hayati biraz çekinmektedir. Atom Bombacıyan buna çözüm olarak şunu bulur: Bir kağıdı birçok küçük parçaya ayırır ve her küçük parçanın üzerinde bir harf olacak şekilde “HAYATİ TEHLİKE ARAMIZA HOŞGELDİN” yazar. Mafyaya girmeye her yaklaştığında ona bir kupon verecek, bütün kuponlar tamamlandığında ise Hayati artık mafyadan biri olacaktır. Daha sonradan Hayati bu kupon yöntemini biraz değiştirerek, Şebnem’i etkilemek için kullanacaktır.
Kısa sürede çabuk yükselen Hayati, mafyanın daha eski bir üyesi olan Abidin Dandini’yi rahatsız eder. Abidin, bir hastalık sonucu konuşma yetisini kaybeden, aslında söylemek istediği kelimelere benzer kelimeler söyleyen Bombacıyan’ın yakında işleri başkasına bırakacağını anlar. O kişinin kim olduğunu sorar ve bu kişi kendisi değildir.
Acelesi olmayan Abidin Dandini, Hayati’yi uzun ve güvenli yoldan öldürmeye karar verir. Uzun araştırmalar sonucunda Hayati’nin Gönül İşleri Bakanlığı’na başvurduğunu ama aşkını tescilletemediğini öğrenir. Bakanlık öldürülürse, zan altında kalacak isimlerden biri de Hayati Tehlike’dir yani. Fu’yu öldürmesi için de 2 adam yollamasına rağmen başaramaz ve Ezel Zelzele’yi öldürtür. Fuat bakanlığın, Müntekim çalınan sevgilisinin ve Şerif Şibumi de kızının kandırılmasının intikamını Hayati’den alacaktı. Böylelikle Abidin onu öldürmeyecek, o işi başkaları yapacaktı.
Hayati Tehlike bütün mafya işlerinden çekilmek ve sonradan aşık olduğu Şebnem ve öz oğlu Gerçek ile beraber huzurlu bir hayat sürmek istemektedir artık ama işler onun istediği gibi yürümeyecektir.
Kızının bir mafya elemanı ile çıktığını öğrenen emekli polis Şerif Şibumi -Şebnem’in babası- Hayati’yi bir güzel döver ve kızından uzak durmasını söyler ancak öldürmez sadece omzundan vurur. Vurulduktan sonra evine giden Hayati yorgunluktan uykuya dalar ve uyandığında 7 adet yaşlının onu sandalyeye bağladığını görür. Bu 7 yaşlı Fu’nun tanıdıklarıdır. Heyeti öldürenin Hayati Tehlike olduğunu Fu söyledikten sonra, bu 7 yaşlı Fu’nun yerine onu öldürme kararı alır. Ancak tabancada kurşun yoktur, unutmuşlardır. Altısı kurşun almak için gider ve birini bekçi olarak bırakır. Zaten her an ölebilecek adam o sırada kalp krizi geçirir. Hayati bir şekilde bağlandığı sandalyeden kurtulur ve tam evinden kaçacakken önünden bir kurşun geçer. Oğlunun doktoru Neptün Petünya’dır bu kurşunu atan. Aşkına karşılık bulamadığı için deliren kadın, Hayati’yi vurmaya gelmiştir. Tesadüfe bakın ki aynı anda Fu ve Müntekim de onu vurmak için gelmiştir. 3 kişiye karşı tek başına savaşan Hayati buradan sağ çıkmayı başarır tabii birçok yara ve kırıkla. Zaten ölümün eşiğinden dönen Hayati bir an önce oğlunu Abidin’in evinden alıp uzaklaşmak ve mafyayı bırakmak ister. Oğlunu almak üzere Abidin’e gittiğinde, Abidin, Gerçek’i rehin alır. Oğlunun vurulmasını istemeyen Hayati, Abidin’e “Beni vur.” der, Abidin tam ateş edecekken ve Hayati ölüme hazırken mermi birden durur. Oğlu Gerçek’in telepatik güçleri olduğunu unutmuştur Hayati. Gerçek, nesneleri düşünce gücüyle hareket ettirebiliyor veya onları durdurabiliyordu. Babasının ölümüne razı gelmeyen bu çocuk mermiyi havada durdurarak babasını kurtarmıştı. Yine ölümden kıl payı kurtulan Hayati, oğlunu da alır ve oradan uzaklaşır. Şebnem’e gider ve gerçekleri söyler. Şebnem, Hayati ve Gerçek beraber motosiklete atlar ve eski bir tanıdıklarına giderler. Artık her şey bitmiştir, Hayati için sadece Şebnem ve Gerçek vardır.
Spoiler içeriyor
Her ne kadar hayvanlar üzerinden kurgulanmış bir hikâye olsa da politikanın gerçek yüzünü, iktidar mücadelesini korkusuzca ortaya dökmüştür. Başkahraman olarak Napoleon adlı domuzu yerden yere vururken gerçekte bahsettiği kişinin Stalin olduğu kabul edilmiştir. Hayvanların Bay jones’u devirerek devrim yaptıkları çiftlik…devamıHer ne kadar hayvanlar üzerinden kurgulanmış bir hikâye olsa da politikanın gerçek yüzünü, iktidar mücadelesini korkusuzca ortaya dökmüştür. Başkahraman olarak Napoleon adlı domuzu yerden yere vururken gerçekte bahsettiği kişinin Stalin olduğu kabul edilmiştir.
Hayvanların Bay jones’u devirerek devrim yaptıkları çiftlik hikâyesi, birçok ülkede sansüre uğramış, İngiltere ve Amerika’ da engellenmeye çalışılmış ve bazı bölümlerde cümle değişikliğine uğratılmış olmasına rağmen yine de içeriğinden, gerçek anlatmak istediğinden uzaklaştırılamamıştır. Bu yönüyle Orwell’ın en iyi yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir.
Bay Jones Beylik Çiftliği’nin sahibidir. Yine çok sarhoş olduğu bir gece yatmaya gittikten sonra Koca Reis dedikleri domuz bir rüya gördüğünü ve onu anlatmak istediğini söyler. Çağrısı üzerine Bluebell, Jessie, Pincher adlı köpekler, diğer domuzlar, tavuklar, güvercinler, Boxer ve Clover adlı iki araba atı, beyaz keçi Muriel, Benjamin adlı eşek ve diğer tüm hayvanlar toplanır. Koca Reis konuşmasında, yaşadıkları hayatın yoksulluk, açlık, sabahtan akşama koşturmaca içinde geçtiğini söyler. Sefillik ve kölelikten ibaret olan hayatlarına dikkat çeker. İngiltere’de hiçbir hayvanın özgür olmadığını ve insanların üretmeden tüketen tek yaratık olduğunu anlatır. Asıl meseleye gelir: “Bu sefilliğe neden boyun eğelim?” Ve tek sorunlarının insan olduğu kararına varmalarını sağlar. Tek gerçek düşmanları vardır: İnsan!Koca Reis sonunda gördüğü düşü açıklar. İnsanın ortadan kalktıktan sonra yeryüzünün nasıl bir yer olacağını görmüştür. Bir de İngiltere’nin Hayvanları adlı bir şarkının ezgisini duymuştur. Şarkı hayvanların içine müthiş bir coşku salar ve hep birlikte söylerken tüm çiftlik inler. Ne yazık ki gürültüye Bay Jones uyanır tüfeğini kaptığı gibi karanlığa saçmalar yağdırır ve çok geçmeden tüm çiftlik uykuya dalar.
Birkaç gün sonra Koca Reis uykusunda ölür ve yaptığı konuşma diğer hayvanlarda yeni bir çığır açmıştır. Hayvanların en zekileri olarak bilinen domuzların ve onlardan da en yeteneklileri olan Snowball ve Napoleon’a eğitme ve örgütlenme işi verilmiştir. Yoğun toplantılar sonucu ayaklanmaya karar vermişler ve bir gün Bay Jones’un hepsini aç bırakması ve birkaç işçinin hayvanları kırbaçlaması sonucunda isyana geçerler. Ayaklanma başarıyla sonuçlanmış, Jones çiftlikten kovulmuştur. Artık Çiftliğin adı Hayvan Çiftliği olmuştur.
Domuzlar üç aylık çalışmalar sonucunda hayvancılığın temel ilkelerini belirlemiş ve yedi emir altında toplamışlardır. Tüm hayvanlar bu kuralları kabul eder.
Zaman zaman analarından emdikleri süt burunlarından gelir. Aletler hayvanlara göre uygun değildir o yüzden büyük zorluk çekerler. Sadece zeki domuzlar her işin üstesinden gelmesini başarmışlardır. Çünkü doğrudan çalışmıyor öbürlerini yönetmek ve denetlemekle meşguldürler. Ekinlerin biçilip toplanmasında tüm hayvanlar çalışıyorlardı. Sadece kısrak Mollie sabahları erken kalkamıyor, yaşlı eşek Benjaminde uyuşuk ve dik kafalılığını sürdürüyor ve kedi bir iş çıktığında genelde ortadan kayboluyordu. Snowball’un yaptığı resmi bayrakları her Pazar göndere çekiliyor böylece tüm hayvanlar toplantı denilen genel kurula katılıyorlardı. Bir sonraki haftanın işleri konuşulurken kararlar tartışılıyordu. Toplantıların en ateşli konuşmacaları Snowball ve Napoleon’du. Ötekilere gerekli açıklamaları yapmak için Squealer adlı domuz görevlendirilmişti.
Olup bitenleri yaz sonunda bütün ülke duymuştu. Diğer komşu çiftliklerin hayvanlarına ulaşılıp ayaklanmanın öyküsü anlatılıyor ve İngiltere’nin Hayvanları şarkısı öğretiliyordu. Öteki çiftçiler ise Jones’un uğradığı talihsizlikten nasıl yararlanacaklarını düşünüyorlardı. Komşu çiftliklerden olan Foxwood’un sahibi Bay Pilkington ile Pinchfield Çiftliği’nin sahibi Bay Frederick de birbirleri ile hiç geçinemiyorlardı. Napoleon ilerleyen zamanda her ikisinden de faydalanmayı başarmıştı. Bir gün Jones, adamları ve bu çiftlik sahipleri Jones’un çiftliğini geri almak için baskın yaptılar ve aralarında müthiş kanlı bir savaş çıktı. Sonucunda zafer hayvanlarındı.Zamanla Snowball ve Napoleon arasında anlaşmazlıklar çıksa da yönetim hep zeki olan domuzlardaydı. Snowball’in fikriyle yel değirmeni yapmaya karar verildi böylece işleri kolaylaşacak sadece üç gün çalışacaklardı. Napoleon buna karşı çıkmıştı ve köpeklerini saldırtarak Snowball’un kaçmasına sebep oldu. Yaptığı bu taktikle başa sadece o geçti ve yel değirmeni çalışmasını başlattı.
Koca bir yıl köle gibi çalışmışlardı ama her şey gelecekleri içindi. Napoleon zamanla çiftlikte kuralları değiştiriyordu ve her konuşmasıyla çiftlik hayvanlarını ikna edip kendine bağlıyor ve hayran bırakıyordu. Ne var ki domuzlar yavaş yavaş Jones’un evine yerleşip diğer hayvanlara göre daha lüx yaşama geçmişlerdi. Diğerleri kendi aralarında itiraz edecek olsa da domuzların mutlaka bir açıklaması vardı. Öyle ki artık diğer hayvanlar, Napoleon’ un çiftlik evinin bahçesinde piposuyla dolaşmasına, Bay ve Bayan Jones’un kıyafetlerini giyinip hem şaşaalı hem eğlenceli bir hayat yaşamalarına şaşırmıyorlardı.Bir akşam çiftliğe gelen çiftçiler her şeye özellikle yel değirmenine hayran kalmışlardı. Akşamleyin kahkahalar şarkılar yükselirken diğer hayvanlar evin bahçesinden gizlice izlemeye başladılar. İlk kez hayvanlar ve insanlar eşit koşullara gelmişti. Bay Pilkington masada esprisini patlattı: “Sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız bizlerde bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız.” Espri masayı kahkahaya boğmuştu ve bardaklar Hayvan Çiftliği’nin şerefine kalktı. Napoleon’un yönetmekten onur duyduğu bu çiftlik bir kooperatif girişimiydi.Bugüne kadar çiftlikteki hayvanlar arasında birbirlerine “yoldaş” demek salakça bir alışkanlıktı. Bu alışkanlığa son verilecekti. Bayrakları artık tek renk olacaktı ve çiftlik yeniden Beylik Çiftlik adıyla bilinecekti. Gecenin sonunda evde büyük bir patırtı kopmuştu. Oynadıkları kağıt oyununda Napoleon ve Bay Pilkington’ın aynı elinde maça ası çıkmıştı. Diğer hayvanlar için artık tek bir görüş vardı: Domuzların yüzlerine bir de insanların yüzlerine baktılar ama onları birbirinden ayırt edemediler
Spoiler içeriyor
Roman bir kadının elinden yazılan çocuğunun ölümü ile başlayıp kendi ölümü ile sonlanan bir kesit arasına sığdırılmış kadının hayatını anlatıyor. Kadın ilk gördüğü andan itibaren platonik bir biçimde adama aşık oluyor ve ondan ömrünün sonuna kadar vazgeçmiyor. Hiçbir sevgi göstermemesine…devamıRoman bir kadının elinden yazılan çocuğunun ölümü ile başlayıp kendi ölümü ile sonlanan bir kesit arasına sığdırılmış kadının hayatını anlatıyor. Kadın ilk gördüğü andan itibaren platonik bir biçimde adama aşık oluyor ve ondan ömrünün sonuna kadar vazgeçmiyor. Hiçbir sevgi göstermemesine karşın sadece bir iki kere adamla olmasını kendine lütuf sayarak yaşamaya devam ediyor. Ta ki çocuğu hayata gözlerini yumana kadar. Kadın, R’den ona kalan en değerli hazineyi kaybedince bu mektubu yazmaya karar veriyor. Lakin kadın ölmemesi durumunda mektubu adama vermeme ve sonsuza dek susma kararı alıyor. Şimdiye kadar yaptığı gibi.
Aslında kadın adamın hayatının her daim içinde olmasına rağmen adam kadını asla hatırlayamıyor. Mektup bittiğinde ve her şey gün yüzüne çıktığında bile kadın, adam için daima bir hayalet. Kadının zorlu bir yaşamı oluyor. Kadının hayatına R ilk dahil olduğu zaman 13 yaşında daha küçücük bir çocuktu ve küçük yaşta babasını kaybeden annesi ile birlikte yoksul bir hayat sürüyordu. Daha onu görmeden onun yaşam şeklinden etkilenmiş ve onu kafasında daha çok coğrafya hocasına benzetmişti. Onu ilk gördüğünde ona vurulmuş ve onu gözlemeye başlıyor. Hayatı boyunca görünmez olan kadın, annesi başkasıyla evlenip başka bir yere taşınmak zorunda kalınca hayatının ışık almayan bir mağaraya hapsolmuş gibi yaşıyor ve adama gidiyor. Kapıyı kendini zorlayarak çalıyor ve kimse açmayınca eve geçip bekliyor. Saatlerce hayatını ve hayallerini süsleyen adamı bekliyor ve adam bir kadınla eve dönünce her şey, tüm hayalleri yıkılıyor. Onu evden zorla alıp Innsbruck’e götürdüklerinde ayak direyecek gücü kalmamış oluyor. Herkesten, her şeyden uzak yaşıyor. Kendi matemini yaşamaya başlıyor.
Viyana’ya döndüğünde bir şekilde adamla karşılaşıyor ve adam tüm çapkınlığıyla kadını ikna edip (!) yemeğe çıkarıyor. Üç gece birlikte olmalarından sonra R seyahate çıkıyor ve kadına ona ulaşacağını söylüyor. Adam asla kadına ulaşmıyor ve geçmişteki bir anıya dönüşüyor kadın onun için.
Kadın hamile kalıyor ve çocuğunu, hayatını adadığı adamdan geriye kalan tek şeyi, doğuruyor. Onu yoksul büyütmemek için kendini onun deyimiyle satıyor. Birkaç kez evlenme teklifi alsa da kendini daima ona sunmaya hazır olabilmek için evlenmiyor. Ve bir gece yine karşılaşıyorlar. Adam, kadını hatırlamıyor. Her yıl adam doğum gününde adama çiçekler yolluyor fakat adam kimin yolladığını merak dahi etmeden yaşıyor. Ve kadın, R’nin hayatında sadece yüzü silik bir hayalet olarak intihar ediyor.
Spoiler içeriyor
Zeze, henüz 5 yaşında olan başkahramanımızdır. Oldukça zeki ve hassas bir çocuk olan Zeze ailesinin yoksulluk nedeniyle çektiği sıkıntılardan dolayı ihmal edilmiş ve hayatı kendi başına keşfederken çoğu zaman hatalar yapmıştır. Hata diye kastedilen ise her çocuğun büyürken yaptığı kimi…devamıZeze, henüz 5 yaşında olan başkahramanımızdır. Oldukça zeki ve hassas bir çocuk olan Zeze ailesinin yoksulluk nedeniyle çektiği sıkıntılardan dolayı ihmal edilmiş ve hayatı kendi başına keşfederken çoğu zaman hatalar yapmıştır. Hata diye kastedilen ise her çocuğun büyürken yaptığı kimi yaramazlıklardan ibarettir. Zeze bu yaramazlıklarından dolayı şeytan, rengi bozuk ve itin teki gibi bir takım yakıştırmalara maruz kalmaktadır.
Kitabımızın ismi ise Zeze ve ailesinin taşınmayı planladığı evin bahçesindeki küçük şeker portakalı fidanından gelmektedir. Zeze’nin ağabeyi ve ablaları bahçedeki ağaçları Zeze’den önce kapmış Zeze’ye de bu küçük şeker portakalı fidanı kalmıştır. Zeze başlarda bu durumdan memnun olmasa da Minguinho adını verdiği şeker portakalı ağacı zamanla onun sırdaşı olacak ve Zeze’yle ikili sohbetlerine bol bol şahit olacağız.Bir Noel sabahı Zeze ayakkabısının yine boş olduğunu görüp Noel Baba’nın ona hediye getirmemiş olduğuna öfkelenip fakir bir babanın oğlu olmakla ilgili serzenişte bulunmuştur. Babasını tam karşısında gören Zeze bu duruma öyle üzülmüştür ki küçücük bedeniyle omzuna sandığını asmış ve ayakkabı boyamaya koşmuştur. Bütün gün çalışıp oradan oraya koşturup para kazanmış ve babasına kaliteli bir paket sigara alıp evin yolunu tutmuştur. Babasının gönlünü aldığını düşünen Zeze rahat bir uyku çekmiştir.
Zeze’nin çok zeki olduğu bir söylenti değildir. Küçük yaşına ve bedenine rağmen Zeze ona söylenen hiçbir şeyi unutmaz pek bilgili Edmundo dayısından öğrendiklerini adeta kafasına kazır hatta tek başına okuma yazmayı bile öğrenmiştir. Okula başladığında ise sınıfının en küçüğü olmasına rağmen zekasının hakkını vererek çok başarılı olmuştur. Öğretmeni Dona’yı çok sevevn Zeze’nin minik yüreği diğer tüm öğretmenlerin masasındaki vazonun çiçekle dolu olmasına rağmen belki de gözünün üstündeki et beninden dolayı öğretmeninin vazosunun hep boş olmasına dayananmaktadır. Öğretmenine çiçek alacak parası olmasa da çeşitli bahçelere girip öğretmeni için çiçekler almaktadır. Öğretmeni, Zeze’ye çörek alması için ara sıra harçlık verir fakat Zeze hep kendine vermemesini sınıftaki diğer fakir arkadaşlarına da vermesini ister.Öğretmeni bu minik bedenin taşıdığı sevgi ve merhamete o kadar şaşırır ki ağlamaktan kendini alıkoyamaz.Zeze haftanın günlerini öğrenir öğrenmez bir sokak şarkıcısı olan Zacarias Efendi’yi dinlemeye gider. Her Salı gelen bu adamın şarkılarına bayılır en beğendiği şarkısı ise Fanny ismindeki eseridir. Zeze adama yardım etmeyi teklif eder böylece şarkıları beraber satabileceklerini karşılığında da yalnızca çok sevdiği ablası Gloria’ya ya şarkı sözü götürmek ister. Zacarias Efendi teklifi kabul eder, gerçekten de satışlar çok artar. Bir takım haline gelen ikili her Salı buluşup şarkılar söyler. Hatta Zacarias efendi bir süre sonra Zeze’yi kazandığı paraya ortak eder. İkili arasında gerçek bir sevgi bağı ve dostluk başlar.
Portekizli o civardaki en güzel arabaya sahip zengin iri yarı orta yaşlı bir adamdır. Bütün çocuklar onun arabasının peşine asılıp yarasa gibi yolculuk etmenin hayalini kurar fakat Portekizli öyle korkutucudur ki buna kimse cesaret edemez. Zeze, bir gün tüm çocukların hayalini gerçekleştirip kahraman olmaya karar verir ve Portekizli’nin arabasının peşine takılır. Kulaklarındaki müthiş yanmanın etkisiyle kendine gelen Zeze, Portekizliye yakalanmış ve iki kulağından tutularak bütün mahallenin önünde bir güzel haşlanmıştır. Zeze’nin kalbi büyük bir utanç ve öfkeyle dolarBahçeden meyve çalmak isteyen Zeze kaçarken bacağını koca bir cam parçasına kestirir. Dayak yemekten korktuğu için kimseye söyleyemez ancak Gloria’yayı yalnız yakalayınca yardım isteyebilir. Bacağını sürüye sürüye oula giderken Portekizlinin arabasının yanında durduğunu fark eder. Portekizli minik Zeze’ye büyük bir şefkat gösterir, onu doktora götürüp yarasına baktırır, bir güzel karnını doyurup şekerlemeler ısmarlar. Zeze’nin pek nadir rastladığı bu şefkat dolu davranışlar onun minik yüreğini adeta fetheder. Portekizli ile aralarında sağlam bir dostluk başlar hatta o güzelim araba ikisinin arabası olmuştur. Portekizli ise bu minik bedeninin taşıdığı sevgi ve merhamete parlak zekaya hayran kalır. Zeze’nin sürekli dayak yiyip sevgiden bu kadar yoksun büyümesine de yüreği dayanamaz. Bu bağlar öyle kuvvetlidir ki Zeze kendini ilk defa mutluluk ve şefkat dolu hisseder.
Zeze bir gün abisi ve ablasından çok ağır bir dayak yer. Hatta tam iyileşecekken babasından da dayak yer. Gloria engel olmaya çalışsa da Zeze yataklara düşer. Zeze, Portekizli’yi öyle özler ki onun babası olması durumunda bir daha hiç yaramazlık yapmayacağını söyler. Zeze okuldayken Portekizlinin arabasını trenin altında kaldığını ve Portekizli’nin öldüğünü öğrenir. Kendini sokaklara atar. Bir de abisi Totoco’dan şeker portakalının kesileceğini öğrenince yataklara düşer. Herkes onun öleceğini düşünür. Zaten çelimsiz olan bedeni iyice küçülür. Günlerce gecelerce başında beklenir. Bütün mahalleli Zeze’ye merhamet duymaya başlarZeze yavaş yava iyileşirken minik portakal fidanının çiçek verdiğini öğrenir. Bu çiçeğin anlamının bir veda olduğunu çok iyi bilir. Şeker portakalı da tıpkı kendisi gibi artık büyümüştür. Çocuk yaşta yüreği türlü türlü acılar tatmıştır, Zeze’nin. Kötü bir çocuk olarak kendini bilip tanrının nefretine sahip olduğunu düşünür. Yoksullukla boğuşur yüreği zavallı annesinin geceler boyu çalışmasına, babasının da boynu büküklüğüne dayanamaz. Kimi zaman haksız yere yediği amansız dayaklar da cabasıdır. Sevgiyi, şefkati bulduğunu sandığında ölüm acısıyla sarsılmıştır.
Zeze bizi çocukluğumuza götürüp türlü türlü türlü duygulara sürüklüyor. En önemlisi ise kimseler tarafından fark edilmeyen masumiyeti sevgi dolu ve bir o kadar da sevgiye aç küçük yüreği içinizi urkuyor. Kimin içinden Zeze’ye şöyle bir sarılmak geçmez ki.
Spoiler içeriyor
Bazı insanlar hep yarınlarını bir gün önceden planlar. Ama kimse yarının bize neler getirebileceğini asla tahmin edemez. Tıpkı Gregor Samsa gibi… Uyandığında bir böcekti. Bu dönüşümü daha önce mi geçirdiğini yoksa uyandığı sabah mı geçirdiğini tam olarak anlayamadım? Çünkü aniden…devamıBazı insanlar hep yarınlarını bir gün önceden planlar. Ama kimse yarının bize neler getirebileceğini asla tahmin edemez.
Tıpkı Gregor Samsa gibi… Uyandığında bir böcekti. Bu dönüşümü daha önce mi geçirdiğini yoksa uyandığı sabah mı geçirdiğini tam olarak anlayamadım? Çünkü aniden uyandığında geçirseydi, şaşkın olurdu. Önceden geçirseydi de sürekli olan bir üşü olmazdı. Ama vücudunu kontrol edememesinden dolayı yorumlayarak aniden bir sabah uyandığında bu dönüşüm gerçekleştiğini varsaysam; ailesi Gregor’un durumunu biliyor. Ve kurguda oturtamadığım yer burası.
Gregor 5 trenine binip işte olması gerekirken saat 8 ide ve çalıştığı bir firmadan, denetleyici gelmişti. O zamanlarda birçok tembel çalışan olduğundan hastayım deyip bahane edenler çok oluyormuş ve bu yüzden de çalıştığı firmalardan kontrol etmeye geliyorlarmış.Gregor, beş yıllık çalıştığı bu sürede hiç hastalığını bahane etmemiş olsa da onu da kontrole gelmiştiler. Gregor’un odası da kilitli olduğundan kapı açılmıyordu ve gelen temsilci ise sinir krizi geçirmek üzereydi. Gregor neler olup bittiğini işitip anlayabiliyordu ama sesini karşısında kilere duyuramıyordu.
Nitekim firma temsilcisi gittiğinde Gregor artık tamamen işsizdi ve ailesini O geçindirdiği için maddi sıkıntılar yavaştan başlayacaktı.
Ailesi sanki Gregor’un bu halinden haberdar gibiymiş gibi –ki haberdar olarak bahsediliyor- Gregor’a öğlen ve akşam yemekleri için odasına yemekler bırakıyorlardı. Ve bu işi kız kardeşi yapıyordu çünkü annesi Gregor’u gördüğü anda fenalık geçiriyordu. Ki kız kardeşi bile korkuyordu.
Evdeki çalışanlarda Gregor’un halinden haberdarlardı ve onlarda korkuyorlardı. Hatta evin aşçısı istifa bile etmişti. Zaten ailesinin maddi geliri olmadığından da elbet yakın zamanda çıkarılmak zorunda kalacaktı.Bayan Samsa örgü örerek, kız kardeşi tezgâhtarlık yaparak ve yıllardır hiç çalışmayan tembel babası da bir bankada görevli olarak çalışsalar da bir türlü maddi durumları düzelemedi. Hatta bu yüzden aile yadigârları olan mücevherleri bile satmak durumunda kaldılar.
Gregor tüm gününü bir odada geçirdiği için kendine yeni bir uğraş olarak duvarlara tırmanmayı adet edinmişti. Ve kız kardeşi de Gregor’un daha rahat hareket edebilmesi için annesiyle beraber eşyaları dışarı taşırken, neredeyse bir an Gregor insan benliğini kaybettiğini düşünmüştü ve bir şekilde eşyaların taşınmasına engel olmuştu.
Kız kardeşi artık ondan gerçekten hem tiksiniyor hem de korkuyordu ve Gregor bu yüzden birisi odaya gireceği sırada kendisini bir battaniyenin altına saklıyordu. Annesini çok özlemişti ve muhteşem keman çalan kız kardeşini konservatuvarda okutma isteyen Gregor, hayallerinden vaz geçmek zorunda kalmıştı.Ve bir gece oturma odasına gitmek isteyen Gregor, babasının gazabına uğrayarak elma bombardımana tutulmuştu. Çok fazla yara almasa da yine de hareket etmekte zorlanıyordu ve hayatı annesinin yakarışları ile bağışlanmıştı.
Evde kalan diğer hizmetçiyi de işten çıkarmak zorunda kalmışlardı ve onun yerine gündelik ağır işler için eve bir kadın gidi geliyordu.
Evdeki diğer odaları üç adama kiraya vermiştirler ve kendi evlerinde sığıntı gibi yaşamaya başlamışlardı. Ve bir gece yine keman çalan kız kardeşinin yanına gitmek isteyen Gregor, evin yeni misafirleri tarafından hor görülmüş ve misafirler Bay Samsa’ya hiçbir para vermeden evden gideceklerini söylemiştir.Bunun üzerine deliren Bay Samsa, Gregor ağır yaralar vermiş ve onu odasına postalamıştır. Kız kardeşi ise artık isyan ederek; abisi yüzünden hayatlarının mahvolduğunu duyunca Gregor ağır bir acı hissetmiştir. Ve ardından da son nefesini vermiştir.
Gregor’un ölü böcek bedenini ise eve gelen gündelik kadın bulmuş ve Samsa ailesine söylemiştir. Samsa ailesi ise birkaç dua ederek bu evden tamamen taşınıp yeni bir hayat kurmayı tercih etmişlerdir.
Spoiler içeriyor
Kitap, Rasim'in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder.…devamıKitap, Rasim'in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.
Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi'nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi'nin evinin yolunu tutar.
İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi'nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi'nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim'den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim'in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi'ye söz verir. Defter, Raif Efendi'nin hayat öyküsünü anlatmaktadırRaif, genç bir delikanlı olmasına rağmen içine kapanık ve oldukça yalnızdır. Tek dostu kitaplarıdır. Babası bir sabun fabrikası işletmektedir ve Raif'in sabunculuğu öğrenebilmesi için onu Almanya'ya göndermeye karar verir.
Raif Efendi, Almanya'ya vardığında bir pansiyona yerleşir ve bir sabun fabrikasında işe başlar. Lakin zamanla fabrikaya daha az uğramaktadır. Her gün parkları, sergileri ve Almanya'nın çeşitli yerlerini sabahtan akşama kadar gezmektedir. Bir gün, gazetede reklamını gördüğü bir sergiye gider ve bir tabloyla karşılaşır: Kürk Mantolu Madonna ile.
O gün ve devamında serginin açılışından kapanışına kadar o tabloyu seyreder. Kürk Mantolu Madonna onu çok etkilemiştir. Yine Kürk Mantolu Madonna'yı seyre daldığı günlerden birinde, yanına bir kadın gelir ve tabloyu birine benzetip benzetmediğini sorar. Raif Efendi utancından kafasını kaldırıp kadının yüzüne bakamadan onu annesine benzettiğini söyler. Ama utancından yalan söylemiştir.Raif Efendi, pansiyonda kalan bir arkadaşıyla gezerken, sergide konuştuğu kürk mantolu kadına rastlar. Ertesi gün, kadını tekrar görebilme umuduyla aynı yerde onu beklemeye başlar ve geldiğinde onu bir gece kulübü olan Atlantis'e kadar takip eder. İçeri girdiğinde, Kürk Mantolu Madonna ile karşılaşır, keman çalıp şarkı söylemektedir. Kadın şarkıdan sonra gelip Raif Efendi'nin masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu, Kürk Mantolu Madonna'nın ise kendisinin otoportresi olduğunu söyler.
O günden sonra Maria Puder ve Raif Efendi arasında bir arkadaşlık başlar. Maria Puder'in her fırsatta ondan herhangi bir beklentisi olmaması gerektiğini, hiçbir erkeğe bağlanıp aşık olamadığını dile getirmesine rağmen Raif Efendi ona sırılsıklam aşıktır.
Her gün buluşup botanik parkları, sergileri, bahçeleri gezmektedirler. Sonunda Maria Puder de Raif Efendi'ye aşık olduğunu itiraf eder. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, onların mutluluklarının da bir sonu vardır. Bir gün Raif Efendi bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü, gelip fabrikanın başına geçmesi gerektiği yazılıdır. Raif Efendi, işlerini düzene soktuğunda Maria Puder'i de yanına aldırmak üzere Türkiye'ye döner.Bir süre mektuplaşırlar fakat birdenbire Maria'dan gelen mektuplar kesilir. Raif Efendi, senelerce ondan habersiz yaşar ve eski içine kapanık haline geri döner.
Yıllar sonra İstanbul'da Maria'nın kuzeni ile karşılaşır. Yanında da küçük bir kız çocuğu vardır. Yıllar önce Maria'nın öldüğünü, küçük kızın ise kendi kızı olduğunu öğrenir Raif Efendi. Kimse kızın babasının kim olduğunu bilmemektedir. Raif Efendi ilk defa kızıyla karşılaşmıştır ve Raif Efendi annesinin kuzeniyle beraber bir trenle uzaklaşmaktadır ondan
Spoiler içeriyor
Emir ve Hasan birlikte büyüyen çok iyi arkadaş olan iki süt kardeştir. Emir’in babası bölgede nüfuzlu ve yardımsever biri olarak tanınır. Hasan’ın babası ise Emir’in babasının hizmetlisidir. Her şey mükemmel giderken Emir ve Hasan başlarını belaya sokarlar ve Hasan Emir’i…devamıEmir ve Hasan birlikte büyüyen çok iyi arkadaş olan iki süt kardeştir. Emir’in babası bölgede nüfuzlu ve yardımsever biri olarak tanınır. Hasan’ın babası ise Emir’in babasının hizmetlisidir. Her şey mükemmel giderken Emir ve Hasan başlarını belaya sokarlar ve Hasan Emir’i kurtarmak için kendini öne atar. Emir ona destek olmak yerine oradan kaçar ve Hasan’ı kaderi ile baş başa bırakır. Hasan hayatı boyunca unutamayacağı bir şiddete maruz kalır ve Emir bunu sadece uzaktan izlemekle yetinir.
Emir bu olanlardan dolayı büyük utanç duyar ve bir daha Hasan’ın yüzüne bakamaz. Fakat birlikte yaşadıkları için duyduğu utanç ile her gün yüzleşmek zor gelir ve Hasan’a bir tuzak kurarak onu hırsız gibi gösterir ve böylece babasının işten atılmasına sebep olur. Her ne kadar Emir’in babası bu olayı görmezden gelip Hasan’ı affetse de Hasan’ın babası bu utanca dayanamaz ve oğlunu alıp bölgeyi terk eder.
Bu sırada Sovyet işgali başlar ve Emir ile babası her şeylerini kaybederler. Bunun üzerine ellerinde kalanlar ile birlikte Amerika’nın yolunu tutmak zorunda kalırlar. Fakat yeni hayatta Emir’in içinde bulunduğu duruma değiştirmek ve geçmişinden gelen pişmanlık ve utanç ile yaşamak zorunda kalır.Aradan yıllar geçer ve büyümüş olan Emir Afganistan’dan bir telefon alır. Arayan kişi Hasan’ın başının tehlikede olduğunu ve yardıma ihtiyacını olduğunu belirtir. Bunun üzerine vicdanını rahatlatma fırsatı bulan Emir Amerika’daki hayatını bırakıp Afganistan’a geri döner. Döndüğünde ise her şeyin daha kötüye gittiğini görür. Dahası Hasan ölmüştür fakat onun da bir oğlu vardır. Oğlunu kurtarmak için ise yıllar önce kaçmayı tercih ettiği gibi bir olay ile karşılaşır. Ya tekrar kaçıp ikinci kez vicdanı ile baş başa kalacaktır ya da bu kez karşı koyup Hasan’ın oğlunu kurtarıp ona olan borcunu ödeyecektir.
Spoiler içeriyor
Kitap, iki arkadaşın New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemiye binmesiyle başlar. Gemide gazeteciler de vardır çünkü dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic de bir turnuva için Buenos Aires'e gitmektedir. Mirko Czentovic, küçük yaşlarda anlama, konuşma gibi birçok konuda zorluk çekmiş…devamıKitap, iki arkadaşın New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemiye binmesiyle başlar. Gemide gazeteciler de vardır çünkü dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic de bir turnuva için Buenos Aires'e gitmektedir. Mirko Czentovic, küçük yaşlarda anlama, konuşma gibi birçok konuda zorluk çekmiş bir köylüdür aslında. Küçüklüğünde rahip olan babası ve arkadaşının her akşam oynadığı üç el satranç müsabakalarını düzenli olarak izleyerek satranç öğrenmiştir. Bir akşam babasının işi çıkıp da arkadaşıyla oynadığı satranç yarım kalınca, Mirko babasının yerine oyuna girerek o eli ve devamındaki iki eli daha kazanır. Babası buna çok şaşırır ve devamında şehirdeki satranç kulübüne giderek yeteneğini herkese gösterirler. Böylece büyük bir şöhrete ulaşan Mirko Czentovic, en sonunda da dünya şampiyonu olarak şöhretini zirveye ulaştırır. Fakat satranç oyunu bitip de masadan kalkınca, çevresindekilere küçüklüğündeki aptal bakışlarla bakmakta ve gazetecilere saçma ve anlaşılmaz yanıtlar vermektedir. Bu nedenle gazetecilerle veya çevresindeki insanlarla satranç dışında hiç konuşmamaktadır.Gün geçtikçe gemideki yolcular arasında bir satranç şampiyonu olduğu duyulmaya başlar. Bunu duyan milyoner petrol zengini olan McConnor, Czentovic'e para karşılığı bir el satranç oynamayı teklif eder. Czentovic ise bu teklifi seve seve kabul eder. Fakat Czentovic'e karşı o sırada orada bulunan tüm satranç meraklıları birlikte oynayacaktır. Hamle sırası rakiplerine geldiğinde Czentovic salonun alt başındaki masaya gidip oturuyor, hamle sırası kendisine geldiğinde ise ayakta bir saniye bile duraksamadan hamlesini yapıyordur. Sonunda yalnızca kırk ikinci hamlede rakiplerini mat eder. Fakat yenilgiyi hazmedemeyen McConnor Czentovic'e bir el daha teklif eder. Yeniden yenilgiye doğru giderlerken beklenmedik biri çıkagelir. Yapacakları hamlenin yanlış olduğunu, eğer bu hamleyi yaparlarsa birkaç hamle sonra yenileceklerini söyleyerek doğru hamleyi yapmalarını sağlar. Bu her hamlede böylece devam eder ve sonunda Czentovic ile berabere kalırlar. Buna oldukça şaşırır ve sevinirler. McConnor adının Dr. B. Olduğunu öğrendikleri dostlarına bir el tek başına Czentovic ile oynamasını, parasını kendinin ödeyeceğini söyler. Fakat ne var ki Dr.B. oyun biter bitmez utangaç ve pişman bir hale bürünür. Bunun imkansız olduğunu, 25 yıldır hiç satranç oynamadığını söyleyerek oradan ayrılır. Dr. B. nin Czentovic'i yenmesini isteyen McConnor ve diğerleri aralarından birini Dr.B'yi ikna etmek üzere güverteye gönderirler. Dr.B'de bunu yapamayacağını söyler ve hikayesini anlatmaya başlar:Seneler önce, babasıyla bir avukatlık bürosu işletirken, hükumetten gizli işler yaptığı gerekçesiyle tutuklanır. Fakat hapise atılmak yerine, içinde yalnızca bir koltuk, bir dolap, bir leğen ve küçük parmaklıklı bir pencere olan küçük ve alçak tavanlı bir odada tutulur. Başlarda bir sıkıntı yaşamasa da, zamanla saati ve zamanı bilemeyerek, yemeğini getirip götürmek dışında bir şey yapmayan ve kendisiyle tek kelime dahi konuşmayan bir gardiyanı görerek ve zamanını artık tüm ayrıntılarını ezberlediği pencereden görülen duvarı izleyerek tüm beyin fonksiyonlarını yitirmeye başlar. Zaman zaman sorguya götürülmektedir ve hiçbir iş görmediğinden gittikçe zayıflayan beyni ve düşünce gücü ile sorgu sırasında ağzından bir şey kaçırmamak için büyük bir çaba harcamaktadır.
Bir gün sorgu için beklediği odadaki askıda duran bir asker montunun içinde bir kitap görür ve onu çalar. Çok mutludur, zira geçen onca zamandan sonra ilk defa beynini çalıştıracak bir aktivitesi olmuştur. Hücresine geldiğinde kitabı açar ve onun bir satranç oyunları kitabı olduğunu görür. Başta hayal kırıklığına uğrasa da, sonraları ekmek içinden yaptığı taşları ve satranç tahtası olarak kullandığı kareli yatak örtüsü ile kitaptaki tüm oyunları oynamaya başlar. Zamanla tahta ve taşlara da ihtiyaç duymadan zihninde satranç oynamaya başlar. Fakat bir süre sonra bu bir saplantı halini almaya başlar. Tüm zamanını -uyku dahil- satranç oynayarak geçirmeye ve kendi kendisiyle oynamaya başlar. Lakin bu kez de kendi kendiyle oynarken yenildiğinde kendine kızmaya başlar. Oynarken gereğinden fazla heyecanlanmaktadır. Bir seferinde yine kendine karşı kaybedince sinir krizi geçirir ve eliyle camı kırarak elini keser. Sonra da hastaneye kaldırılır. Doktorun onun soyadını tanıması sebebiyle onu bir şekilde oradan çıkarır. Artık özgürdür, fakat bir daha satranç oynamamaya kararlıdır, ta ki gemideki karşılaşmaya dek.Hikayenin sonunda, Czentovic ile bir el daha oynamayı kabul eder. Ertesi gün ilk elde Czentovic yenileceğini anlayınca pes eder ve Dr.B. bir el daha ister. Fakat yine gereğinden fazla heyecanlanmaya başlamıştır. En sonunda, sinir krizi tekrar nüksetmeye başlayınca kendine gelir ve oyunu bırakır. Masada, Czentovic'i satranç taşları ile baş başa bırakmıştır
Spoiler içeriyor
Yusuf: Kimsesiz, fakir bir halk çocuğudur. Küçük yaşlarda ailesini kaybetmiştir. Sert, haşin, insanlara çok güvenmeyen, cesur bir kişidir. Muazzez’i sevmektedir. Muazzez: Kaymakamın kızı, Kuyucaklı Yusuf’un karısıdır. Kendi hâlinde, iyi niyetli, sade bir kişidir. Kaymakam: Muazzez’in babasıdır. Ailesine düşkün, samimi, sevecen,…devamıYusuf: Kimsesiz, fakir bir halk çocuğudur. Küçük yaşlarda ailesini kaybetmiştir. Sert, haşin, insanlara çok güvenmeyen, cesur bir kişidir. Muazzez’i sevmektedir.
Muazzez: Kaymakamın kızı, Kuyucaklı Yusuf’un karısıdır. Kendi hâlinde, iyi niyetli, sade bir kişidir.
Kaymakam: Muazzez’in babasıdır. Ailesine düşkün, samimi, sevecen, babayiğit, şefkatli, merhametli bir kişidir.Şahende Hanım: Romanda kötülüğü simgeler. Kaymakamın karısıdır. Kin, nefret dolu, kötü yürekli bir kadındır.
Şakir: Kasabanın külhanbeyidir. Her dediğini yaptıran, kabadayı, kötü bir karakteri vardır
Yusuf, Kuyucak’ta doğmuştur. Bir gün, köylerini haydutlar basmış, bütün ailesini öldürmüştür. Daha çocuk yaşta olan Yusuf bu olaydan sonra kimsesiz kalakalmıştır. Kazanın iyi yürekli kaymakamı köyde tek başına sefil hâlde kalan Yusuf’a acımış, onu evlat edinmiştir. Bundan sonra Yusuf’a herkes doğduğu yerden ötürü Kuyucaklı Yusuf demeye başlamıştır.
Kaymakam, Yusuf’a babalık yapmaktadır. Kaymakam’ın Kuyucaklı Yusuf’tan az küçük Muazzez adında bir kızı vardır. Muazzez ve Yusuf kardeş gibi büyümeye başlarlar. İkisi aynı okulda okumaya başlar. Yusuf oldukça zekidir. Fakat küçük yaşta yaşadığı olumsuz tecrübeler, dış etkiler onu dış dünyaya karşı sert, acımasız yapmıştır. Bu yüzden okuyamaz. Bir yandan da kaymakamın eşi Şahende Hanım, Yusuf’a üvey annelik yapmakta, onu hiç sevmemekte fırsat buldukça onu hırpalamaktadır. Bu ruh hâli içinde Yusuf büyür, yetişkin bir insan olur.
Yusuf büyüdükçe Muazzez’e karşı derin hisler beslemeye başlar. Muazzez onun üzerine titrediği bir varlık olur. Muazzez’i bütün kötülüklerden korumaya çalışır. Şahende Hanım’a hiç güvenmemekte, onun kızına dahi kötülük yapabileceğini düşünmektedir.
Yusuf ve Muazzez bir gün bayram yerine giderler. Kasabanın külhanbeyi, hovardalığıyla ün salmış Şakir, Yusuf’un yanında Muazzez’e laf atar, ona sarkıntılık yapmaya kalkar. Bunun üzerine Yusuf onu oracıkta döver.Şakir, bunu hiç unutmaz. Çok zengin olan Muazzez’i elde ermeyi kafasına koyar. Çünkü her dediği olmuştur şimdiye kadar. Bir düzen kurar. Muazzez’in babası kaymakamla kumara oturur, onu borca sokar. Borcuna karşılık Muazzez’i ister ondan. Kaymakam mecburen kabul etmek zorunda kalır.
Bunu öğrenen Yusuf, bakkala gider. Kaymakamın borçlandığı parayı bakkaldan alır ve Şakir’e öder. Muazzez, bu sefer de bakkalla evlenmek zorundadır. Düğün günü, Muazzez’i elde etmeyi kafasına koymuş olan Şakir, kaza süsü vererek bakkalı öldürür. Çok güçlü olduğu için ceza almaktan da kurtulur. Muazzez’in ailesine şantaj, baskı yoluyla Muazzez’i vermelerini söyler.Bütün bu gelişmeler olurken Yusuf içten içe Muazzez’i çok sevmektedir. Fakat fakir olduğu ve Şahende Hanım onu sevmediği için duygularını hiç dile getiremez. Sadece Muazzez’i kötülüklerden korumaya çalışır. Bir gün, Muazzez, Yusuf’a açılır. Onu çok sevdiğini itiraf eder. Yusuf çok şaşırır. Asla ümit edemeyeceği hayali gerçek olmuştur.
Şahende Hanım, bu durumu öğrenir. O, Yusuf’la evlendirmektense kızını zengin Şakir’le evlendirmeyi tercih etmektedir. Kızını Şakir’le buluşmaya zorlar. Bunun üzerine Yusuf ve Muazzez komşu köylerden birine kaçar ve orada nikahlanırlar.Şahende Hanım, bunu hiç affedemez. İçi intikam arzusuyla dolmuştur. Kaymakam ise çok memnundur. Kendi elinde büyüyen Yusuf’un kızına iyi bakacağından emindir. Kaymakam, onlara yardım da eder. Damadına iş verir, evlerinin kurulmasına yardım eder.
Bir gün, kaymakam kalp krizi geçirir ve ölür. Yusuf’la Muazzez’in çok mutlu giden evlilikleri bunun üzerine gölgelenir. Onlara kol kanat geren kaymakam ölünce, Şahende Hanım ve Şakır içlerinde büyüttükleri kini kusmaya başlarlar. Yusuf’u gezici köy tahsildarlığına verdirirler.Yeni kaymakam da Şakir ve Şahende’nin elinde bir maşadır. Yusuf gidince, Şahende evini içki ve eğlence merkezi yapar. Kızını da intikam hırsından dolayı fuhuşa iter. Olay her yerde duyulur. Dedikodu Yusuf’un da kulağına gelince Yusuf köye döner.
Yusuf, köye gelince feci durumu gözleriyle görür. Karısı kötü emellere alet olmaktadır. Şahende’yi, Şakir’i ve Kaymakam’ı öldürür. Karısı da ağır yaralanır. Karısını alıp şehrin dışına gider fakat karısı da ölür. Karısını bir çukura gömdükten sonra ortadan kaybolur