Absürt komedi unsurlarıyla korku atmosferini fazla koruyamasa da değişik bir tarz olmuş korkutmaktan ziyade eğlendirmeyi amaçlamış gibiydi ama yine de hoşuma gitti
Bol göndermeli bol mesajlıydı beğendim. Beklenmedik sürprizler serpmişler, şaşırtıcı noktalar güzeldi. Konusu alıştıklarımızdan farklıydı. Film; “If you don’t pray the product, you are the product.” ve “Bir şey fazla mükemmel görünüyorsa muhtemelen sahtedir.” sözlerini aklıma getirdi. Şu replikleri de özellikle…devamıBol göndermeli bol mesajlıydı beğendim. Beklenmedik sürprizler serpmişler, şaşırtıcı noktalar güzeldi. Konusu alıştıklarımızdan farklıydı. Film;
“If you don’t pray the product, you are the product.” ve
“Bir şey fazla mükemmel görünüyorsa muhtemelen sahtedir.” sözlerini aklıma getirdi.
Şu replikleri de özellikle anlamlı buldum:
“Hiçbir şey yapmamayı seçenler için cehennemde özel bir yer var.”
“There is no forgiveness, there is just forgetting.”
Havada kalan yerler vardı ama ben genelde filmlerde bunlara takılmak yerine seyir zevkine ve mesaja odaklanıyorum. Epstein adası konusunu duymayan yoktur. Benzer noktalar bulabilirsiniz. Makam, güç, yetki.. Alt sınıfın yoksun bırakıldığı imkanların önüne serilmesi sonucu yaratılan baskı ve körlük…belki de asıl yoldan çıkaran kendini önemli hissetme ihtiyacı..
Kadın vücudu, çocukluktan itibaren izleniyor, şekilleniyor, kontrol edilmeye çalışılıyor. Film, sürekli kadın bedenine yapılan yakın çekimlerle “bakılmanın baskısı” hissini veriyor. Bu bir psikolojik gerilim filmi değil. Amer, bedenin hem arzunun hem de korkunun mekanı olduğu bir anlatı. Kadın karakterin büyüme…devamıKadın vücudu, çocukluktan itibaren izleniyor, şekilleniyor, kontrol edilmeye çalışılıyor. Film, sürekli kadın bedenine yapılan yakın çekimlerle “bakılmanın baskısı” hissini veriyor.
Bu bir psikolojik gerilim filmi değil. Amer, bedenin hem arzunun hem de korkunun mekanı olduğu bir anlatı. Kadın karakterin büyüme yolculuğu; bastırılmışlık, özneleşme ve sonunda patlama şeklinde ilerliyor.
Anlam ararken değil, his ararken izlenmesi gereken bir film. Mantık aramayıp sadece hissedilmesi gereken..
“Bu sahne ne anlatıyor?” değil de “Bana ne hissettiriyor?” diye sormak gerekiyor.
Finaldeki şiddet ve çıplaklık, bir “çöküş” değil, belki de bir “arınma” sahnesi. Kadın karakter artık bakışlardan, beklentilerden ve kontrol edilme duygusundan kurtuluyor… ama bunu hem içsel hem fiziksel bir patlamayla yapıyor.
Tek cümleyle özetlersek “Kill’em with kindness” derdim. Başta romantik bir arayış gibi başlasa da derinlere indikçe kadınların bastırılmış öfkesini, erkek egemen bakış açısının toksikliğini ve travmanın şekil değiştirmiş yansımalarını ustalıkla işliyor. Takashi Miike burada klasik bir anlatıyı tersyüz ediyor. “Kadın…devamıTek cümleyle özetlersek “Kill’em with kindness” derdim.
Başta romantik bir arayış gibi başlasa da derinlere indikçe kadınların bastırılmış öfkesini, erkek egemen bakış açısının toksikliğini ve travmanın şekil değiştirmiş yansımalarını ustalıkla işliyor.
Takashi Miike burada klasik bir anlatıyı tersyüz ediyor. “Kadın seçme hakkını” kendinde gören, yüzeysel erkek bakışını eleştirirken; aynı zamanda Asami’nin geçmiş travmalarının nasıl bir canavara dönüşebileceğini gösteriyor. Bu yüzden son, bilinçli olarak bulanık bırakılmış. Gerçek ile sanrı arasındaki sınır kalkıyor. İzleyici Aoyama’nın cezasını mı izliyor, yoksa onun korkularının dışavurumunu mu, belli değil.
Kırılganlık her zaman pasiflik demek değildir.
Güçlü görünenler her zaman kontrol sahibi değildir; sessiz olanlar her zaman zayıf değildir.
Güvenli, düzenli, kontrollü görünen hayatın altından çıkan şey çok daha karanlık olabilir.
Aoyama’nın “normal” dediğimiz hayatı da, Asami’nin “naif” görüntüsü de birer maske. Gerçek alt katmanda.
Düşünsene, 1920 yılındasın. Almanya’dasın. Savaş bitmiş ama ortalık toz duman. Ekonomi çökmüş, bir ekmek almak için çuval dolusu para lazım. İnsanlar sabah maaş alıp akşam hiçbir şey satın alamadan eve dönüyor. Psikolojik çöküş desen zaten tavan. Herkesin kafası kırık. Tam…devamıDüşünsene, 1920 yılındasın. Almanya’dasın. Savaş bitmiş ama ortalık toz duman. Ekonomi çökmüş, bir ekmek almak için çuval dolusu para lazım. İnsanlar sabah maaş alıp akşam hiçbir şey satın alamadan eve dönüyor. Psikolojik çöküş desen zaten tavan. Herkesin kafası kırık. Tam da bu ortamda, sinemaya gidiyorsun… ve karşına bu film çıkıyor.
Sahneler desen… sanki bir kâbusun içinde yürüyorsun. Sokaklar eğri büğrü, evler mantık dışı, gölgeler kendini yönetmen sanıyor. İnsan bir noktada düşünüyor: “Bu şehir mi yamuk, yoksa ben mi?”
Ama işte mesele şu: Bu şehir, savaş sonrası Almanya’nın ruh hali. Ekonomik çöküş, otoriteye güvenin yerle bir oluşu, her köşeden çıkan bir bilinmezlik hissi… Film tam da bu ruh hâlini birebir yansıtıyor.
Bir yanda Dr. Caligari—karizmatik mi, korkunç mu belli değil. Öte yanda Cesare—uyurgezer, ama acaba kurban mı, suçlu mu?
Ve arka planda sürekli bir mesaj var:
“Otoriteye körü körüne itaat edersen, gün gelir bir deli seni parmağında oynatır.”
E bu söz, 1920’lerin Almanya’sında biraz fazla anlamlı değil mi? Ülke tam da böylesi bir kargaşa içinde radikalleşmeye hazırlanıyordu. Kitleler, “biri çıksa da bizi bu karmaşadan kurtarsa” modundaydı. Yani Caligari gibi tipler için ortam mis gibi hazırdı. (Bir süre sonra gerçekten bir Caligari geldi zaten ama adının Hitler olması dışında pek farkı yoktu.)
Ve sonra… o şaşırtan final.
Bir dönüp bakıyoruz ki: belki de herkes deli. Belki de anlatıcı bizi başından beri kandırdı. Belki de en büyük delilik, olup biteni “normal” sanmak.
Hani “akıl hastanesine girmemek için kendini normal gibi gösteren deli” tipi var ya…
İşte o belki de hepimiziz.
Deliler arasında akıllı kalmak mı yoksa çoktan delirdiğini fark etmemek mi asıl sorun? 😉
Rahatsız edici ve iğrenç olduğu kadar anlamlı geldi bana aslında. İnsanın hayvaniliği, hırsları ve doyumsuzluğu temel içgüdülerin en uç noktalarında sergilenmiş gibiydi. Rahatsız edici olması gerektiği için bu kadar rahatsız ediciydi kanımca. Herkes için olmasa da eşsiz bi sanat eseriydi..
Çocukken izleyip çok sevdiğim. Seneler sonra hatırlayıp uzun süre arayıp da bulamadığım, en sonunda ChatGPT yardımıyla bulup üstüne ona teşekkür ettiğim o film.. Güncel sinema sektörüne baktığımızda çok tatmin edici olmayabilir ama farklı bir konu, işleyiş ve ters köşe bir…devamıÇocukken izleyip çok sevdiğim. Seneler sonra hatırlayıp uzun süre arayıp da bulamadığım, en sonunda ChatGPT yardımıyla bulup üstüne ona teşekkür ettiğim o film..
Güncel sinema sektörüne baktığımızda çok tatmin edici olmayabilir ama farklı bir konu, işleyiş ve ters köşe bir sonla bende iz bırakan bir film olmuştu..
Bence kesinlikle çok özel ve derin bir yapım. Çıkarımlarımı bazı alıntılarla sizinle paylaşayım. "Yedikçe acıkırsınız." Sahip oldukça daha fazlasını istersin. "Yeterince açlık çekmezsen başarılı olamazsın." Başarı için ya ödüle gerçekten ihtiyacın olmalı ya da ödülü yeterince istemelisin. Yani aç olmalısın.…devamıBence kesinlikle çok özel ve derin bir yapım. Çıkarımlarımı bazı alıntılarla sizinle paylaşayım.
"Yedikçe acıkırsınız." Sahip oldukça daha fazlasını istersin.
"Yeterince açlık çekmezsen başarılı olamazsın." Başarı için ya ödüle gerçekten ihtiyacın olmalı ya da ödülü yeterince istemelisin.
Yani aç olmalısın.
"Özel olduğu için mi pahalı yoksa pahalı olduğu için mi özel?" Size sunulan ve aç olduğunuz o pahalı ürünlerin hep kaliteli ve güzel olduğuna mı inanıyorsunuz? Yoksa bir şeyler sizi inanmak zorunda mı bırakmış?
"İnancı yenemezsin." Bir ürünün iyi olduğuna inanıyorsan ürün ne olursa olsun inancın onu iyi kılar.
Bana yetiştirilme tarzının, büyüdüğün ortamın, hastalık ve fiziksel travmların insanlara neler yaptırabildiğini ve 'katil'lerin de bizim gibi normal görünüp dışarıdan normal bir hayat sürdüğünü, yani kimseye ama kimseye güvenilmeyeceğini öğreten bu kitaba teşekkür ediyorum. Katil her zaman sevdiğiniz bir komşunuz,…devamıBana yetiştirilme tarzının, büyüdüğün ortamın, hastalık ve fiziksel travmların insanlara neler yaptırabildiğini ve 'katil'lerin de bizim gibi normal görünüp dışarıdan normal bir hayat sürdüğünü, yani kimseye ama kimseye güvenilmeyeceğini öğreten bu kitaba teşekkür ediyorum. Katil her zaman sevdiğiniz bir komşunuz, yakın arkadaşınız, eşiniz veya öğretmeniniz olabilir..
Kitapta cinayetler detaylı bir şekilde anlatılmış bu yüzden hassas olanların okumasını önermem. Fakat şahsen ben çok sevdim.👍🏼
Gerçekten şimdiye kadar neden izlememiştim bilmiyorum. İzlediğim en iyi korku filmlerinden. Sonunu biraz tahmin etmiştim ama yine de tahmin edemediğim kadar iyi çıktı bir tık da duygulandım. Mükemmel senaryo kesinlikle izlenmeli diyorum puanım 10/10