"Hayatta büyük ve imkansızı deneyerek ölmekten daha iyi bir amaç bilmiyorum. Bir şeyin imkansız görünmesi, onu takip etmemek için bir sebep olmamalı. Onu takip etmeye değer kılan da tam olarak budur. Başarı kesin olsaydı ve risk olmasaydı cesaret ve büyüklük…devamı"Hayatta büyük ve imkansızı deneyerek ölmekten daha iyi bir amaç bilmiyorum. Bir şeyin imkansız görünmesi, onu takip etmemek için bir sebep olmamalı. Onu takip etmeye değer kılan da tam olarak budur. Başarı kesin olsaydı ve risk olmasaydı cesaret ve büyüklük nerede olurdu? Tek gerçek başarısızlık, hayatın zorluklarından uzaklaşmaktır."
-Kendini fetheden adam Nietzsche.
"orman küçülüyordu, ama ağaçlar yine de balta için oy kullanmaya devam ettiler. çünkü baltanın sapı tahtadan yapılmıştı ve onu kendilerinden sandılar. kaçınılmazdı ormanın yok olması, fakat neşeliydi kökleri zedelenmiş ağaçlar. güvendikleri balta birer birer yok ediyordu, dallarında taşıdıkları umutları. hiçbirisi…devamı"orman küçülüyordu, ama ağaçlar yine de balta için oy kullanmaya devam ettiler. çünkü baltanın sapı tahtadan yapılmıştı ve onu kendilerinden sandılar.
kaçınılmazdı ormanın yok olması, fakat neşeliydi kökleri zedelenmiş ağaçlar. güvendikleri balta birer birer yok ediyordu, dallarında taşıdıkları umutları.
hiçbirisi faili belli celladının farkına dahi varamadı. talan edilen ormanın karanlık gölgesinde, yeşeren yapraklarının heyecan ve mutluluğunu yaşıyorlardı.
kör olmuştu hisleri, damarlara oksijen girmiyordu. yok olmanın eşiğinde, sağlıklı düşünemez oldular. yeşeren birkaç tane yaprağa aldanıp, kalakaldılar.
sonları gelmişti artık, bir sabah ne kuşlar ötüyor ne de hayvanlar dolaşıyordu etrafta. koskoca orman bir avucun içi kadardı ve her şey için geç kalınmıştı.
katledilmişti güzellik ve balta ulaşmıştı amacına. arkasını dönüp baktığında, bir zamanlar cıvıl cıvıl olan orman çöle dönmüştü, yok olmuştu umutlar."
Başlamadan önce spotify üzerinden Adieu Aru - Release adlı müziği açalım ve okumaya başlayalım :) THE EGG "Öldüğünde evine gidiyordun. Trafik kazasıydı. Özellikle dikkat çekici bir şey değil, ama yine de ölümcül. Arkanda bir eş ve iki çocuk bıraktın. Acısız…devamıBaşlamadan önce spotify üzerinden Adieu Aru - Release adlı müziği açalım ve okumaya başlayalım :)
THE EGG
"Öldüğünde evine gidiyordun.
Trafik kazasıydı. Özellikle dikkat çekici bir şey değil, ama yine de ölümcül. Arkanda bir eş ve iki çocuk bıraktın. Acısız bir ölümdü. İlk Yardım Ekibi seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptı, ama işe yaramadı. Vücudun o kadar kötü bir şekilde parçalanmıştı ki, inan bana senin için daha iyi oldu.
İşte o zaman benimle tanıştın.
“Ne... Ne oldu?” diye sordun. “Neredeyim?”“
Durum tespiti olarak, “Öldün.” dedim. Lafı dolandırmanın alemi yok.
“Orada... Orada bir... Kamyon vardı, kayıyordu...”
“Evet” dedim.
“Ben... Ben öldüm mü?”
“Evet. Ama kendini kötü hissetme. Herkes ölür” dedim.
Etrafa bakındın. Yalnızca hiçlik vardı. Sadece sen ve ben. “Burası da neresi?” diye sordun. “Öbür yaşam mı?”
“Aşağı yukarı” dedim.
“Sen tanrı mısın?” diye sordun.
“Evet” diye cevap verdim. “Ben Tanrı’yım”.
“Çocuklarım... karım” dedin.
“Ne olmuş onlara?”
“Onlar iyi olacaklar mı?”
“İşte görmek istediğim bu” dedim. “Daha biraz önce öldün ve ailen için endişeleniyorsun. İşte bu iyi bir şey.”
Bana büyülenmiş gibi baktın. Sana Tanrı gibi görünmüyordum. Adamın biri gibi görünüyordum. Belki de bir kadın gibi. İlginç şekilli bir otorite figürü, belki de.
“Merak etme” dedim. “İyi olacaklar. Çocukların seni her yönünle mükemmel olarak hatırlayacak. Sana nefret besleyecek kadar zamanları olmadı. Karın görünürde ağlayacak ama içten içe rahatlayacak. Dürüst olmak gerekirse, evliliğin dağılıyordu. Rahatlamış hissettiği için kendisini çok suçlu hissedecek eğer senin için bir teselli olacaksa.”
“Anlıyorum” dedin. “Peki şimdi ne olacak? Cennete ya da cehenneme ya da o yerler gibi bir yere gidecek miyim?”
“Hiçbiri” dedim. “Reenkarne olacaksın.”
“Hmm” dedin. “Hintliler haklıymış demek,”
“Bir bakıma bütün dinler haklıdır” dedim. “Hadi yürüyelim”.
Boşlukta yürürken beni takip ettin. “Nereye gidiyoruz?”
“Belirli bir yere değil,” dedim. “Sadece yürürken konuşmak güzel.”
“O zaman bütün bunların amacı ne?” diye sordun. “Yeniden doğduğumda bomboş bir sayfa olacağım değil mi? Bir bebek. Yani bütün deneyimlerimin, bu hayatta yaptıklarımın hiçbir anlamı veya etkisi olmayacak.”
“Hiç de değil!” dedim. “İçinde bütün geçmiş hayatlarının bilgi birikimini ve deneyimlerini taşıyorsun. Sadece şu anda onları hatırlamıyorsun.”
Durdum ve elimi omzuna attım. “Ruhun, hayal edebileceğinden çok daha muhteşem, güzel ve büyük. İnsan aklı varlığının ancak çok küçük bir kısmını içerebilir. Bu sıcak olup olmadığını anlamak için parmağını bir su bardağına batırmak gibi. Kendinin çok küçük kısmını bir kaba koyuyorsun ve çıkardığın zaman yaşadığı bütün deneyimleri kazanmış oluyorsun.”
“Son 48 senedir bir insanın içindeydin, dolayısı ile uzanıp engin bilinçaltının devamını hissedebilmiş değilsin. Burada yeteri kadar kalırsan, her şeyi hatırlamaya başlardın. Ama her yaşamın arasında bunu yapmaya hiç gerek yok.”
“Kaç kere reenkarne oldum o zaman?”
“Ohooo, çok kez. Çok, çok kez. Ve bambaşka bir sürü hayata.” Dedim. “Bu sefer, milattan sonra 540 yılında yaşayan Çinli bir köylü kız olacaksın.”
“Bekle, ne?” diye şaşırdın. “Beni zamanda geriye mi gönderiyorsun?”
“Yani, teknik olarak evet. Zaman, bildiğin üzere, sadece senin evreninde var. Benim geldiğim yerde işler farklı.”
“Sen nereden geldin?” dedin.
“Evet”, dedim, “ben de bir yerlerden geliyorum. Başka bir yerden. Ve benim gibi başkaları da var. Oranın nasıl olduğunu bilmek istiyorsun, biliyorum, ama dürüst olmak gerekirse anlatsam da anlamazsın.”
“ov” dedin, biraz hayal kırıklığına uğrayarak. “Bir saniye. Eğer zaman içerisinde başka başka yerlere reenkarne oluyorsam, bir noktada kendimle karşılaşmış olabilirim.”
“Tabi. Her zaman oluyor. Ama iki hayatta da sadece kendi ömürlerinden haberdar oldukları için farkına bile varmıyorsun.”
“O zaman bütün bunların anlamı ne?”
Gözlerinin içine baktım. “Hayatın anlamı, bu evreni yaratmamın tek sebebi, senin olgunlaşman.”
“İnsanlığı mı kastediyorsun? Olgunlaşmamızı mı istiyorsun?”
“Hayır, sadece sen. Bütün evreni senin için yaptım. Her hayatla beraber büyüyor, olgunlaşıyor ve daha büyük bir zeka oluyorsun.”
“Sadece ben mi? Peki ya diğerleri?”
“Başka kimse yok,” dedim. “Bu evrende, sadece sen ve ben varız.”
Bana boş gözlerle baktın. “ Ama dünyadaki tüm o insanlar...”
“Hepsi sen. Senin farklı reenkarnasyonların.”
“Bekle. Ben herkesim!”
“İşte şimdi taşlar yerine oturuyor” dedim.
“Ben bugüne kadar yaşamış herkesim.”
“Ve yaşayacak olan herkes.”
"Evet."
“Abraham Lincoln ben miyim?”
“Onu öldüren John Wilkes Booth da sen,” diye ekledim.
Dehşet içinde “Hitler’im?” dedin.
“Ve öldürdüğü milyonlarsın.”
“Ben İsa’yım?”
“Ve onu takip eden herkes.”
Sessizliğe gömüldün.
“Ne zaman birine haksızlık etsen,” dedim, “kendine haksızlık ediyordun. Yaptığın bütün iyilikleri de kendine yaptın. İnsanlar tarafından tecrübe edilen her mutlu ve üzgün an senin tarafından tecrübe edildi veya edilecek.”
Uzun bir süre düşüncelere daldın.
“Neden?” diye sordun. “Bütün bunları neden yapıyorsun?”
“Çünkü, bir gün, sen de benim gibi olacaksın. Çünkü bu sensin. Sen benim türümdensin. Sen benim çocuğumsun.”
İnanamayarak, “Vay be!” dedin. “Benim de bir tanrı olduğumu mu söylüyorsun?”
“Hayır. Daha değil. Sen fetüssün ve hala büyüyorsun. Bütün zamanlardaki bütün insan hayatlarını yaşadığın zaman, doğmak için yeterince büyümüş olacaksın.”
“Yani bütün evren,” dedin, “sadece...”
“Yumurta.” diye yanıtladım. “Şimdi bir sonraki hayatına başlamanın zamanı geldi.”
Ve seni yoluna gönderdim."
geceleri sanki daha bi varoluşsalım geceleri sanki daha bi varoluşsalım seviyorum kendimi, düşüncelerime sarmalım içimde yarattım chill, ilginç bi yazılım başarılı bir dört yıllık kodlama, sakin yayılım sıkılmam kendimden, soyutlamam kendimi alice mavisi neon lamba aydınlatıyor düşünsel evimi düşüncelerim alşimist,…devamıgeceleri sanki daha bi varoluşsalım
geceleri sanki daha bi varoluşsalım
seviyorum kendimi, düşüncelerime sarmalım
içimde yarattım chill, ilginç bi yazılım
başarılı bir dört yıllık kodlama, sakin yayılım
sıkılmam kendimden, soyutlamam kendimi
alice mavisi neon lamba aydınlatıyor düşünsel evimi
düşüncelerim alşimist, kelimelerim alşimi
sils maria da wanderlust, paris'te flaneur dolaşırım zihnimi
spontane yollardayım, hoşuma gider kimi zaman
neden bu yıldız tozundayım bilmiyorum ama öğreneceğim belki bir an
biraz daha buralardayım, peşindeyim kendimin anlaşılan
yıl on iki bin yetmiş yedi ya da düşüncelerimdir erken doğan
ne diyordu o siyah arkaplan beyaz fontlu güzel sayfa
"focus on what you can control", in this fuckin' sci-fi
kozmik gerçeklik ben ile her yerde, teşekkürler stoacı tayfa
uçmaya devam yıldızlara doğru o saçma garip tuhafa
- ozy
"Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim diye düşündüm. Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı da uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki…devamı"Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı da uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.
Geldiler.
20 yaşımda ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
Sen karışma moruk dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine."
"-Evet tek olmak daha iyi. Nereye gidersem gideyim hep böyle." "-Bu da bana yabancı bir tavan. Şaşıracak bir şey yok. Bu şehirde bildiğim bir yer yok. Neden buradayım acaba?" "-Görünürde insanların isteklerine göre yaşamak kolayına geliyor olabilir ama bu tavırla…devamı"-Evet tek olmak daha iyi. Nereye gidersem gideyim hep böyle."
"-Bu da bana yabancı bir tavan. Şaşıracak bir şey yok. Bu şehirde bildiğim bir yer yok.
Neden buradayım acaba?"
"-Görünürde insanların isteklerine göre yaşamak kolayına geliyor olabilir ama bu tavırla Eva'yı kullanırsan ölürsün.
+Fark etmez, umrumda değil."
"-Kazanamayacağı savaşa ancak aptallar girer, cesaretle alakası yok."
"-Bundan başka bir şeyim yok deme tamam mı ayrılırken elveda gibi üzücü şeylerde deme tamam mı?"
"-Umut, programı silen şifre bu."
"-Çok özeniyorum.
+Neden?
-Başkalarına göstermediği gerçek yüzünü görüyorsun, yani aile gibisiniz."
"-Karanlıktan korkan insanlar ateşle karanlığı dize getirip hayatta kalmıştır."
"-O mutluluğu kendine hatırlatarak mı yaşamaya devam edeceksin? Kendini kandırarak mı?
+Herkes böyle yapıyor, herkes bu sayede yaşamaya devam ediyor.
-Kendini olduğun gibi kabullen. Yoksa yaşamaya devam edemezsin.
+Bu dünyada kaldırabileceğimden daha fazla acı var.
-Hayatını istemediklerini görmezden gelerek ve kaçınarak geçirdin.
+Hayır, bunları duymak istemiyorum.
-Gördün mü, yine kaçıyorsun. İnsanlar hayatını yalnızca mutlu anları yaşamayı seçerek geçiremez."
"-Buraya kadar mı? Çok yoruldum. Her şeyden."
"-Acının ne olduğunu bilenler başkalarına iyi davranırlar. Bu zayıf olmakla aynı şey değildir."
"-İnsanlar başka birini tamamen anlayamaz. Kendini bile tamamen anlayamazsın. İnsanların birbirini tamamen anlaması imkansız. İnsanların başkalarını ve kendilerini anlamak için bu kadar uğraşmalarının sebebi bu. Hayatı ilginç kılan da bu."
"-Direkt temas kurmaktan kaçınmak için her yolu deniyorsun. İnsanlarla bağ kurmaktan mı korkuyorsun? İnsanlardan uzak durursan ne sana ihanet edebilirler ne de seni incitebilirler. Ama bu durumda hep yalnız hissedersin. İnsanlar yalnızlık hissinden asla kurtulamazlar ama bunu unutabilmeleri sayesinde yaşamaya devam ederler."
"-İstesem şimdi ölebilirim de. Benim için yaşamla ölüm eşdeğer. Ölmeyi seçmek tek gerçek özgürlüktür."
"-Yalnızca içinde yaşama isteği olanlar hayatta kalır. O, ölümü arzuluyordu. Yaşama isteğini bir kenara bıraktı ve boş bir beklentiye tutundu."
Untether, Unravel Bir animasyondan bahsetmek istiyorum. Youtube'a Eagle Eyed Tiger - "Untether, Unravel" [Short Film] yazarak ulaşabilirsiniz. Animasyonumuz uzay boşluğunda geçiyor hem de "synthwave" eşliğinde. Eğer synthwave kültürüne biraz hakimseniz bu animasyondan iyi bir zevk alacağınızdan şüphem yok. Hakim olmasanız…devamıUntether, Unravel
Bir animasyondan bahsetmek istiyorum. Youtube'a Eagle Eyed Tiger - "Untether, Unravel" [Short Film] yazarak ulaşabilirsiniz.
Animasyonumuz uzay boşluğunda geçiyor
hem de "synthwave" eşliğinde. Eğer synthwave kültürüne biraz hakimseniz bu animasyondan iyi bir zevk alacağınızdan şüphem yok. Hakim olmasanız dahi bile aşırı zevkli. Benim için başta oynatılan müzik "Cosmic Comedian" favorim oldu. Eargasm. Kendisini 2018' den beri takip ediyorum, gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Umarım bu güzel sanata devam eder.
Görsellik açısından sinematografi beni gerçekten büyüledi. Özellikle "Blackhole" kısmı. Animasyonumuzun konusu ise "loop"a girmiş bir karakter. Girdiği bu "circle"ı anlamaya çalışıyor. Düştüğü bir gezegende yaşadığı bir olay beni acayip şaşırttı. Bu "circle" hakkında daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Açıkçası "circle" kısmını bazen yaşadıklarıma da benzeterek anlamlandırdım. Animasyonun sonuna doğru ise ben olsam şöyle yapardım dedim ve gerçekten öyle yaptı :)
Bu animasyonu gece izlemenizi tavsiye ederim çünkü insanların geceleri daha bir varoluşsal hissettiklerini düşünüyorum.
"No point in running, right? We're already caught in the event horizon. There's no way Laura makes it. Can't blame anyone for trying. This is the captain of Aeternus. If you're receiving this message turn back now while you still can. The blackhole is closer than you think. You have to escape the event horizon. Before it's too late. Save yourself."