Spoiler içeriyor
Tell no one, Harlan Coben'in aynı adlı romanından sinematografiye aktarılmış 2006 yapımı Guillaume Canet filmidir.. Kitabını okumadım ancak filmi izledikten sonra konuya hakim olduğum için keşke bu film sadece kitabında kalsaydı dedim. Film, olay örgüsünü izleyiciyi şaşırtacak şekilde sunmaya çalışıyor…devamıTell no one, Harlan Coben'in aynı adlı romanından sinematografiye aktarılmış 2006 yapımı Guillaume Canet filmidir..
Kitabını okumadım ancak filmi izledikten sonra konuya hakim olduğum için keşke bu film sadece kitabında kalsaydı dedim. Film, olay örgüsünü izleyiciyi şaşırtacak şekilde sunmaya çalışıyor ancak sadece ucu açık şekilde ilerliyor. Son kısma gelene kadar bu açıklık kendini koruyor ve en sonunda klişe şekilde tüm sorular cevabını buluyor. İzleyici film esnasında herhangi bir detay bilgisine rastlayamadığı için(bu kısımları, kovalamacalar ve gereksiz diyaloglar ile dolduruyorlar.) parçaları yerine kendi koymaya çalışıyor ve kendine göre yorumluyor. Umduğu durum ile gerçekleşen durumun arasındaki köprüde sıkışıp kalıyor. Bunları detaylandıracağım.
Alexandre Beck(François Cluzet) ve Margot Beck'in(Marie-Josée Croze) yaşamlarına anında dalıveriyoruz ve ardından bu bireylerin herhalde rutin olarak yaptıkları bir etkinliğe şahit oluyoruz. Hiç bir bireyi tam olarak tanımadığımız için film yine izleyiciye ucu açık şekilde kendini gösteriyor. Ardından malum olay gerçekleşiyor ve sekiz yıl sonrasına ilerliyoruz. Bundan sonra karakterler gösteriliyor ancak iki saatlik film de sırf gizem ve komplike düşünceler yer etsin diye detaylandırma en basit şekilde sunuluyor. Mesela Alexandre Beck'in başlarda yaşadığı geri dönüşler aşırı anlamsız ve gereksiz. Çocukluk zamanlarını görmesi, filmi dramatize ediyor ve ana konudan saptırıyor. Bunun yerine Alexandre Beck karakterinin kişiliği, Margot ile ilişkisi, arkadaşları ve Margot'un aile bireyleri ile bağı hakkında detaylandırma yapılması izleyicinin izlerken sorgulamasını ve zevk almasını sağlardı.
Alexandre sekiz yıl sonra bir anda Margot'a ait bir video ile karşılaşması ise mantık hatası doğuruyor. Sonuç olarak bu videoları Margot kendisine gönderiyor ve sonlarda Margot'un babasının açıklamasına göre Margot Alexandre'nin ölü olduğunu biliyor. Yani anlatmak istediğim Alexandre'nin üzerine herhangi bir suçlama atılmadan ve basında gözükmemesine rağmen Margot'un kendisine video göndermesi hikayenin son kısmıyla çelişiyor.
Bir anda sekiz yıl ileriye gittiğimiz için tüm karakterler yalın ve anlamsız geliyor ilk başlarda. Tüm olay bitmiş olduğu halde filmin ana konusu olan sekiz yıl önceki durum anlatılmaya çalışılıyor ve hepsi bir video ile başlıyor. Sanki tüm olayları bir çatı altında toplayıp sunmaya çalışmışlar. Mesela filmin sonuna kadar Alexandre Beck'in babasına dair bir tane dahi bilgi verilmediği halde son kısımda neden ve nasıl öldüğünü söylüyorlar. Bunun gibi bir çok gereksiz durum ile karşılaşıyoruz filmde.
Seyirciyi ters köşe yapmaya çalışmalarını anlıyorum. Her zaman ilgi çekici bir durum halindedir bu tarz filmler ancak gerekli olan bilgileri sunmadıkları için kafasında filmin gidişatı hakkında yorum yapamıyor izleyici. Bunun yüzünden film dışında kendi kurgusunu oluşturuyor. Sonda ters köşe olsa da istediği verimi elde edemiyor.
Bunların dışında hoşuma giden kısımlar, Margot'un evliliği ile ölümünü aynı karede sunup evlilik-ölüm bağlantısı kurmaları. Alexandre'nin çocuğu muayene ettiği odanın kapısından kendi kişisel odasına girdiği çekim sahnesi de kaliteliydi.