Spoiler içeriyor
Yazmadan önce bir kere daha izliyim bi'sn. . . . . . . . . . . . . Evet, hazır değilim büyük ihtimal. Seneye bugün izlesem başka anlayacağıma da eminim fakat konumuz bu değil. Nimic Rumencede 'hiçbir şey' demekmiş…devamıYazmadan önce bir kere daha izliyim bi'sn.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Evet, hazır değilim büyük ihtimal. Seneye bugün izlesem başka anlayacağıma da eminim fakat konumuz bu değil. Nimic Rumencede 'hiçbir şey' demekmiş ama bir şeyler olduğu kesin. Başlıyorum.
Dikkatimi çeken ilk metafor;
Beyaz zambak. Neden? Google'a 'beyaz zambak anlamı' yazdım ve birçok sonuçla karşılaştım. Hristiyanlık, mitoloji, kelime kökeni vs. farklı farklı bir çok anlama sahip. Benim buraya en yakıştırdığım anlamları, doğum/ölüm arası, yeniden doğuş, dişilik oldu ki hepsinin karşılığını görmek mümkün.
Evin önüne gelene kadar kadının elinde çiçek yoktu. Çiçek, anahtar. Cümleler, tavırlar, oturuş. Bütün gereklilikler ya da gibilikler yavaş yavaş yüklendi ve bir varoluş mücadelesi başladı. Buraya kadar hayatından memnun görünmeyen, rutinlerini yaşayan adam, riski fark ettiği anda onu kaybetmemek için bir yarışa girdi.
Karısı ve çocukları karşısında varoluşuyla bir fark yaratamadı ve nihayetinde yerini kadına kaptırdı.
İkinci dikkatimi çeken metafor; yumurta. Bu da yeniden doğuşu simgeliyor ki kadın, son sahnede yumurtayı büyük bir açlıkla yiyor. Fakat ifadesi bundan pek de emin değil gibi. Adamın yerine geçtiği zamanki memnuniyeti yerini soru işaretlerine, bir şaşkınlığa bırakmış gibi geldi bana. Bunun bir nedeni var.
Buraya gelene kadar yeni hayatında başkasının karısı ve çocuklarıyla, başkasının rutinleriyle pürüzsüz yaşayabilen, aynı şekilde yumurtayı dört küsür dakika kaynatabilen kadının yaşadığı tek farklılık aslında varoluşun temelinde yaşandı. Herkes herkesin yerine geçebilir, yerini doldurabilir, hatta daha iyisini yapabilir algısı, fark yaratılan yerde yıkıldı. Neydi bu? Yaratımın kendisi. Sanat. Kadın her şeyi yaptı ama çello çalamadı. Bu bir orkestranın içinde fark edilmedi belki. Karısı ve çocukları yine fark edemediler. Fakat kişiselde var oluşun var ettiklerimizde, yaratılanda ve ortaya konulanda olduğu burada ortaya çıktı. (Bu konuda okuduğum bir yorumu aktarmak istiyorum. Aile konusunda yönetmenin Dogtooth filmine gönderme yaptığını, aile seviyesindeki bir kopukluktan sonra -özellikle kadının çellodaki yeteneksizliğine karşı ailenin absürd heyecanı- bir oda dolusu insanı çello çaldığına ikna edebilirsin diyor. Kaynak, ekşi sözlük jshdj) Bence bu sahneye kamusal alanda tek tipleşmek yorumu da kendine yer bulabilir. Bireysel olarak değer taşıyan bir yetenek ve farklılık bile, sesini bastırabilecek hakim bir topluluk varken fark edilmeyebilir ya da bir hiçsiniz ama dahil olduğunuz grup alkışı almanız için yeterli...
Kadın, adamın hayatında var olabildi ama adamın kendisi olamadı. Yeterince derin olmadığı zaten belli olan aile ilişkilerinde bir sorun yaratmadı onun yerine geçmek. Çünkü adamın kendini var ettiği yer orası değildi. Kendini sanatıyla var ediyordu, ilişkileriyle değil. Bu tam tersi olsa belki o zaman o yerde sorun yaşanırdı.
Kadın, fark yaratılan alanda doğamadı. Yerine geçtiği, "zaferini" kazandığı, yeniden doğduğu anda dahi temada onun sanatının sesleri vardı. Onun müziği hakimdi. Yumurtayı yese nolur yemese nolur? Algılayışımı afişle de desteklemek istiyorum. Sağda dönüşüm simgelenmiş ama solda öz'den bir parça hâlâ duruyor. Bir garajınız olabilir ama bir Steve Jobs değilsiniz kısaca.
Yönetmenin The Lobster filmini de tavsiye ederim 🦀