Benim Güzel Idaho'm ya da orijinal adı ile My Own Private İdaho 1991 yapımı Gus Van Sant filmi. Narkolepsi: Ani ve derin uyku krizleriyle kendini gösteren bir hastlaık durumu. Film ilk başta tahminimce bir ansiklopediden narkolepsinin tanımıyla başladı filme. Ansiklopedileri…devamıBenim Güzel Idaho'm ya da orijinal adı ile My Own Private İdaho 1991 yapımı Gus Van Sant filmi.
Narkolepsi: Ani ve derin uyku krizleriyle kendini gösteren bir hastlaık durumu.
Film ilk başta tahminimce bir ansiklopediden narkolepsinin tanımıyla başladı filme. Ansiklopedileri çok sevmemden midir bilmiyorum acayip hoşuma gitti.
Mikey(River Phoenix) karakterinin yaşadığı narkolepsi hastalığı üzerinden gördüğü ve deneyimlediği olgulara farklı çağrışımlarda yaklaşılması filmin içierisine güzel oturmuş. Cinsel birliktelik sahnesinin ardından orgazm olduğu kısmı balıkların suyun içinde zıplaması ve boşaldığı kısmı koca bir yapının yere düşüp parçalanması ile bağdaştırmışlar. Zevk almak tam olarak bu şekilde gerçekleşiyor. Zevk aslında metaforik olarak oradaki zıplayışların ve yapının ta kendisidir. İlk olarak varlığı arzulanır ve fazlasıyla şehvetlidir. Daha sonra varlığına erişilir ve tadıldıktan sonra zevk ihtiyacına duyulan ilk baştaki aşırı arzu oranı yavaş yavaş azalır ve en sonunda kaybolur. Balıkların suyun içerisinde ölüm kalım savaşı verdiği hararetli zıplayışları gibi. Yada bir yapı "yaparsın" ve sonra "yıkarsın" önemli olan yapıyı yapmaya arzuladığın o mistik süreçtir. Bunun yanı sıra homoseksüel ilişki, ses orgazmı, toplu seks, jigololuk gibi faaliyetler gösterip bireylerin isteklerini gerçekleştiren ve tatmin eden Mikey, yaşamını bu şekilde idame ettiriyor. Şu yukarıda bahsettiğim "zevk" olayı cinsellik ihtiyacı açısından bir çok kalıba dönüşmüştür. Biyolojik olarak canlılar için (doğurganlık bakımından.) en verimli cinsel yönelim heteroseksüel birleşim olduğu halde cinselliğin zamanla bireylerde neslini devam ettirme çabasından, "zevk alma prensibine" dönmesi bir çok fantezi içeren ilişkiler var olmasını sağlamıştır. Cinsel yönelimler tamamen bireylerin seçimidir ancak genel perspektifte bakarsak bu tür fanteziler bireylerin çocukluktan başlayan ve çevre faktörü ile şekillenen psikolojik bilinç "değişimleri" ve sosyolojik olarak toplumda "kimlik" belirleme arayışlarının bir ürünüdür. Biz Homo sapiens'ler ve diğer canlı türlerinin eşeyli üreyenleri "nesil devam ettirme prensibi"ne göre hareket eder ve biyolojik yapımız itibari ile heteroseksüel birleşime müsaitizdir. Fantezi ve şehvet ikilisi ise bu prensibi alaşağı ederek tamamen zevk alma amacı gütmektedir.
Aile demek bir çatı altındaki sevgi ve saygı içinde sosyal normları uygulayan bir topluluk demek değil. Aile, sosyal açıdan kan bağı olan bireyler de demek değil. Aile, tek eşliliği sürdürebilecek ve hormonlarının getirisine göre hareket edebilecek bir çift eril-dişi dayanışmasını ve bununla birlikte bilinçsiz şekilde "yapmak için yapmak" düşüncesinden uzak biçimde çocuk dünyaya getirebilecek bir grup olmalıdır. Eğitim, sevgi ve ilgiden yoksun bırakılan Mike'nin yaşadığı narkolepsi atakları ve ilgi ihtiyacını giderebilmek için çabalaması olağanüstü gerçekci ve bazı kalıpları sorgulatıcı yapıda. Çocukların fizyolojik ihtiyaçları yanı sıra aidiyet ve sevgi ihtiyacını karşılamak zorunludur. Çocuk birey bu ihtiyaçlardan mahrum kalırsa en temelinde ileriye dönük psikolojik sorunlar ile karşılaşabilir. Mikey bulunduğu portreden rahatsız ve sokak kültürü bireylerinin ilgisinden daha çok aile şefkati ve sıcaklığı arama peşinde. Mikey, etrafındaki her birey de ve en çok Scott'da anne bilincini oluşturuyor ve bağ kurmaya çalışıyor. Yani olay dostluktan daha fazlası. Tamamen boşlukları doldurma çabası. Ateş başındaki konuşmada, Mikey'in yaşayamadığı oidipus kompleksini Scott'a sergilemeye çalıştığını ve onu karşılıksız seveceğini belirttiğini gözlemliyoruz. Aynı eril bireylerin annelerine karşı duydukları sevgi gibi.
Scott(Keanu Reeves) karakteri Mikey'in yaşadığı zorlu süreçlerden geçmeyen ve aslında daha rahat olan bir karakter. Ancak Scott her ne kadar varlıklı ve eğitimli bir kişilikte olsa en nihayetinde zamanla aile faktörünün oluşturduğu kendi tabirimle "kukla yaratma" ve "ideoloji dayatmaları" baş göstermektedir. Entelektüel gözüken ancak içine girdiğiniz de sadece yüzeysel ilişki ve ilgi sahibi olan bu aile türlerinin en büyük hatası, çocuklarına kendi kişiliklerini ve düşünce biçimlerini empoze etmeye çalışmalarıdır. Bir nevi ortaya otomatik işleyen makineler yaratmaya çalışırlar. Aynı şekilde çocuklarından, çocuklarına bu şekilde davranılması beklenir. Çünkü bu gösterişli ve entelektüel ailelerin klasiği budur. Ancak bu durum genellikle ters teper çünkü kişilik olgusu her birey için farklı şekilde bilinçlerde şekillenir. Sen istediğin kadar kendine benzeyen bir makine yaratmaya çalışsanda her dönemin çevre koşulları bu temel yönetimden uzak tutmaya yarayacak anarşist güdüyü bireylere aşılar. En sonunda ebeveyn-çocuk çatışmaları söz konusu olur.
Scott, Mikey'in aksine aile ve ilgi ihtiyacına fazlasıyla erişmiş ve zamanla bu ihtiyaç kendisini boğmuş. Bu yüzden çocuklukta tattığı ve kendisini baskılayan aile otoritesinden kurtulmak ve tamamıyla bağımsız bir yaşam stili oluşturmak için sokak kültürü ve bireylerine adapte olmuş bir kişilik. Mikey'den kesinlikle farklı olan Scott, film içerisinde asla Mikey karakterinin arkadaşı/dostu portresi sergilemedi. Tamamen ikisi arasında bir çıkar meselesi vardı. Scott, zaman geçirebileceği ve bağımsız yaşam stilini idame ettirebileceği kafa dengi bireyi Mikey olarak seçmiş ve ona göre hareket ediyordu. Mikey ise aidiyet ve sevgi ihtiyacını bulduğu Scott karakterinde "anne" bilincini arzuluyordu. Scott, Mikey'i besliyor ve onun her defasında yanında oluyordu. İşte bu karşılıklı ilişki fiziken birbirinden kesinlikle uzak ancak zihnen birbiri ile yakın iki karakterin birleşimini gösteriyordu.
“
-Ne oluyor? Scott. Gerçek oğlum. Nasılsın? Saat kaç?
-Kimin umurunda? Sen hiç saate bakmazsın ki. Saat hatları kokain çizgileri, kadranları gay bar tabelaları veya zamanın kendisi siyah deriler içinde ibne bir fahişe olmadıkça. Haksız mıyım Bob? Zamanı bilmeye gerek yok. Bizler zamansızız.
”
Scott ve gerçek babasından daha çok sevdiği Bob Pigeon(William Richert) arasındaki ilişki ise yine bir o kadar etkileyici bölümlerdi. Bob karakteri kurtarıcı ve sokak kültüründe yetişen bireyleri, eğiten ve onlara ilgi gösteren bir kişilik olarak çıkıyor karşımıza. Ancak en temelinde tamahkar ve istekleri sınırsız bir kişilik. Bu yüzden miras sahibi olacak Scott'un etrafında dört dönüyor. Onu gerçekten de oğlu şeklinde görüyor ve varlığını önemsiyor. Aralarında geçen diyaloglar enfes. Ancak Scott'un kendisinin de belirttiği değişimi yaşaması sonrası aralarında açıklık oluşuyor ve tüm sergilenen dostluk ise siliniyor. Bunu kaldıramayan Bob kahrından can veriyor...
Filmin sonu ise aslında bir başlangıç. Mikey'in başladığı yere döndüğü yani sonu olmayan bir yolun ortasında buluyor kendisini. Yine aynı şekilde o yolda narkolepsi atağı geçiriyor ve düşüyor yere. Ama en sonunda ise yönetmen film boyunca seyircinin Mikey ve Scott arasındaki bağı sorgulamasını istiyor. Yani ikilinin üzerine kurulan filmde birlikte çok yol kat etmiş bir ilişkinin tekrardan canlı olabilir mi sorusu soruluyor. Eğer o sahnede izleyici, araç ile gelen kişinin Scott olduğunu düşünüyorsa olaylara duygusal yaklaşıyordur ve gerçek sonun bu olduğunu düşünüyordur. Bunun dışında düşünen bireyler ise rasyonalist bakıyordur olaya. Scott'un hayatını tekrar değiştirmeyeceğini ve Mikey ile ilişkisini sürdüremeyeceği gerçeğine inanıyordur.
Film genel itibariyle sokak kültürünün vücudunu satan gençlerini ve yaşam biçimlerini göz önüne alıyor. Para kazanma dertleri ve her tarafta kol gezen cinsel dürtü kurbanlarına karşı savaş. Seks, madde kullanımı ve bağımsız yaşam. İşte bu sokak kültürünün muhteşem! üçlüsü içerisinde can bulan bu bireylere karşı empati salgılıyoruz. Olaylara bakış açılarını ve algılama biçimlerini deneyimliyoruz. Bizzat yaşamın içerisinde onlarla nefes alıp veriyor ve hayatlarını kendi doğaçlamalarına göre şekillendirdiklerine şahit oluyoruz. Bu karakterlerin hepsinin bir hayali olduğunu ve aslında en nihayetinde içimizde ve hemen yanı başlarımızda aynı duyguları yaşadığımızı görüyoruz. Ayrıştırıp onları görmezden gelip değersiz bir moloz parçası gibi bir kenara atan sistemin varlığına ise küfürler ediyoruz.
Harika bir film. Eline sağlık Gus Van Sant.