Zweig'i sevmemek mümkün mü? Peki ya, ister kurgusal olsun ister tarihi bir karakter, onun kaleminden okuduğumuz herhangi birini? Mümkün olduğunu düşünmüyorum, çünkü Zweig'in anlattığı birisi herhangi biri değildir artık. Tanıdığımız, bildiğimiz, hatalarıyla noksanlarıyla benimseyip kabul ettiğimiz, velhasıl sevdiğimiz biri olup…devamıZweig'i sevmemek mümkün mü? Peki ya, ister kurgusal olsun ister tarihi bir karakter, onun kaleminden okuduğumuz herhangi birini? Mümkün olduğunu düşünmüyorum, çünkü Zweig'in anlattığı birisi herhangi biri değildir artık. Tanıdığımız, bildiğimiz, hatalarıyla noksanlarıyla benimseyip kabul ettiğimiz, velhasıl sevdiğimiz biri olup çıkar nihayetinde o kişi karşımıza.
*
Bir Zweig vardır Zweig'den içeri
Yaşadığı dönemde, ülkesinin ve dünyanın içinde bulunduğu karanlık atmosfer karşısında ezilen ve bunalan hassas bir ruha sahip olan Zweig günlüğüne "Hep kendini bastırmak, hep kendini suçlu hissetmek zorunda kalmak, bu duyguya belki birkaç hafta katlanılabilir; ancak bir varoluş biçimi olarak dayanılacak şey değil bu." satırlarını yazarken insanlık tarihi boyunca kendisi gibi olan tüm insanların da varoluş biçimini resmetmiştir aslında.
Nasıl bir varoluş biçimidir bu? Düşünen insan, zavallı insan... O tarih nehrinin üzerinde süzülen bir yapraktır. Asırlar boyunca insanlığın kendi kendini maruz bıraktığı zulümler, felaketler ve haksızlıkların hepsine şahit olmuş, vicdanında ağırlığını hissetmiştir. Ama elinden hiçbir şey gelmez. Haykırmak istese sesini keserler, durdurmak istese saldırırlar, 'yapmayın' diyecek olsa hain ilan ederler. O kendisine yapılan zulümlere ve edilen hakaretlere baştan razıdır. Düşünmesinin, hissetmesinin karşılığı olarak ona düşen bütün insanlığın yerine de ızdırap çekmektir. Onu, kendisine karşı pek acımasız cellatların eline teslim ederler. Acımasızdırlar, çünkü ondan korkarlar. Korkulacak biri değildir oysa o, istese bile olamaz. Ve onu şu satırları yazmaya mecbur bırakırlar: "Hiç bu kadar kötümser, bu kadar çaresiz olmamıştım... Ama nereye gitmeli?" (13 Haziran 1940, Günlükler) Koca dünyada gidecek, nefes alacak bir yer yoktur onun için.
*
Ulvi bir hayal
Bugün tüm dünya onu neden okuyor peki? Kendini öz yurdunda garip, öz vatanında parya hisseden bu insanı farklı, değerli kılan nedir? Bir hayali vardır Zweig'in, insanlıkla paylaşmak istediği bir umut vardır. 8 Ekim 1919'da yazdığı bir mektubunda şöyle dile getirir bu hayalini:
"Viyana'daki durum korkunç. Ancak şehrin canlılığı şaşırtıcı. İnsan bir sonraki hafta nasıl yaşayacağını bilemiyor, para yok, saat sekizde ışıklar söndürülüyor ve bu saatlerde evler, lokantalar, kafeler kapatılıyor; ancak yine de halk neşeli, hatta incitici bir neşe hâkim. Umut yok, ama çaresizlik de yok. Böyle sonsuz bir canlılık gücünü başka hiçbir yerde görmedim. Ancak ölümü çok yakından görmüş olanlar yaşamı anlıyor sanki ve sevinci yaşayabilmek için çekilen bütün bu acılar, sabrı artırıyor bir tek. Bu oyuna, uçurum üzerindeki bu delice dansa, umutsuz insanların, yarını olmayan bir ulusun bu benzersiz deliliğine tanık olmadığınız için üzülüyorum. Ah, yazar olarak kendimi ne kadar zayıf hissediyorum! Bu çıkış yolu bulamayan yüreklerin kurtarıcısı olamasam bile, en azından bu dönemin Balzac'ı olmak ne büyük bir mutluluk olurdu!"
Dönemin Balzac'ı olmak... Evet, kendisinde insanlığa umut olacak gücü göremiyor belki. Yazdıklarıyla onlara bir çıkış yolu göstermeyeceğini düşünüyor. Ama zamanının Balzac'ı da olamaz mı yazdıklarıyla? Hiç olmazsa Balzac gibi adını tarihe "döneminin aynası bir yazar" olarak yazdıramaz mı? Muhtemelen bugün dünyanın her köşesinde, her kültürden insanın ruhuna dokunabiliyor olması bu soruya bir cevap sunuyor.
*
Edebiyata değer katmak
Goriot Baba'nın, Eugénie Grandet'in yazarı Balzac'ın edebiyat tarihinin baş köşesine gelip kurulma hikayesi biraz ilginç aslında. Hatta belki sansasyonel, hatta utanç verici. Talihin bir şakası olarak büyük ve önemli bir yazar olarak tanıyoruz Balzac'ı. Zweig'in yazmasındaki asıl motivasyon nasıl 'çıkış yolu bulamayan ruhların kurtarıcısı olmak' gibi ulvi bir gayeyse Balzac'ta bunun tam tersini görüyoruz.
Temelinde kendi başına yeterli olma düşüncesi yatan para, servet ve şöhret Balzac'ın tüm motivasyonu. Bu uğurdaki hırs ve azimi o derece yoğundur ki; yazmak gibi bir meşguliyet edinmeseydi eskaza büyük bir işadamı, etkili bir siyasetçi, ilgilendiği şey ne olursa olsun o konuda alanının en ileri gelen biri olabilecek bir dehadır Balzac. Para için kalem fahişeliği yapmış, dehasını satılığa çıkarmıştır. Bununla birlikte en usta romancıların yazmakta zorluk yaşayacağı eserleri de adeta birer karalama gibi hızlıca yazarak edebiyat dünyasına kazandırmıştır. Büyük bir edebiyatçı olmayı, edebiyata ya da insanlığa bir değer katmayı asla düşünmemiştir. Balzac'ın dehası burada gizlidir.
Zweig Balzac'ı şöyle özetler: "Kendi yüzyılının en büyük eserini yaratmıştır; ne var ki Beethoven'ınki gibi bir özgürlükle prenslerin ve kralların bile yanından geçip gidebilecek olan bu adam, grotesk bir aristokrasi saplantısından muzdariptir. ...yaşamı boyunca kendisini küçültecek, lüks içinde yaşayabilmek için kürek mahkumları gibi çalışacak, zarif görünebilmek için kendini gülünç duruma düşürecektir."
*
Hepsinin birbirinden önemli ve değerli olmasının yanında, bir ustanın başka ustalara selam durmasıdır Zweig'in biyografik eserleri; Balzac da öyle bir eser. Birisi insanlığa umut olmak için kalemine sarılarak, diğeri kendi ismini dünyaya duyurmak için gururunu ayaklar altına atmak pahasına ölesiye çalışarak adlarını yazdırmıştır edebiyat tarihine. Çünkü camın ardından yağmuru seyredenler değil, elini ateşe sokanlardır şiiri yazan.