Romanlar, diziler, filmler gibi hikayesi olan sanat eserlerini okurken ya da izlerken insanı hikayenin içine çeken unsurlardan biri de özdeşimdir. Özdeşimin oluşturduğu duygusal yoğunluğu bize en çok yaşatan eserlerse gerçek olaylardan esinlenen, halihazırda birinin başına geldiğini bildiğimiz olayları anlatanlardır. Bu…devamıRomanlar, diziler, filmler gibi hikayesi olan sanat eserlerini okurken ya da izlerken insanı hikayenin içine çeken unsurlardan biri de özdeşimdir. Özdeşimin oluşturduğu duygusal yoğunluğu bize en çok yaşatan eserlerse gerçek olaylardan esinlenen, halihazırda birinin başına geldiğini bildiğimiz olayları anlatanlardır.
Bu film, ana karakteriyle en çok özdeşim kurabildiğim filmlerden oldu. Hal, krallığa geçtiği andan itibaren bende büyük bir sorumluluk hissi uyandırdı. Onunla beraber ben de ülkenin geleceği için en doğru kararları vermeyi, kimlerin tavsiyelerine uymamın gerektiğini düşündüm. Kral olmanın, bir ülke adına karar vermenin, savaş başlatmanın tüm ağırlığı üstüme çöktü. Tabi bunda müziklerin etkisi asla ve asla es geçilemez.
KONU: Prens Hal, saray hayatından oldukça uzaktır. Günleri halkla iç içe ve içip yatmakla geçmektedir. Babasının ölümüyle beraber kendisine kalan savaş halindeki bir ülkeyi yönetmek zorunda olan Hal, her şey için en doğru kararı vermek ve istediği barış için gerekli fedakarlıkları yapmak mecburiyetindedir.
Film ana olaylar dışında gerçeklerle ne kadar örtüşüyor bilmiyorum ama bildiğim şey şu ki oldukça gerçekçi. Kostümler, savaş sahneleri, filmdeki atmosfer sizi Orta Çağ' a ışınlıyor. Kendinizi halk olarak düşündüğünüzde savaşın yaklaştığı hissinin verdiği korkuyu, kral olarak düşündüğünüzde tüm dünyaya karşı sizin aslında tek bir kişi olduğunuzu anlamanın verdiği yalnızlık, çaresizlik duygusunu bu filmde yaşayabiliyorsunuz.
Günlerini sarhoşlukla ve fahişelerle geçiren Hal' ın kral olduktan sonraki karakter gelişimi de epey bir etkileyiciydi. Büyük sorumlulukların insanı nasıl değiştirdiği çok güzel yansıtılmış. Ayrıca replikleriyle dolu dolu olan filme "barışın savaşla sağlanabileceği" fikrini eklemeleri, filmi bambaşka bir boyuta taşıdı benim gözümde.
Timothee, yirmi dokuz yaşındaki birini oynamak için biraz genç gözükse de rolün altından kalkmış, özellikle savaş konuşması çok iyiydi. Sinema dünyasının gaza getiren sahnelerindendi bence. Alacakaranlık serisinden beri izlemeye fırsat bulamadığım Pattinson da bu konuda evrim geçirmiş. Kendisini izlemeyi sıklaştıracağım.
Filmin sinematografisi de çok iyiydi. Savaşın, doğa ile beraber çekimlerin de etkisiyle gözüme güzel görüneceği hiç aklıma gelmezdi.
Ayrıca filmdeki taktikler, komplolar tanıdık gelse de bu, zekice oldukları gerçeğini değiştirmez. Bayılıyorum böyle insanların akıllarıyla savaşmasına. Herkes hak ettiğini alıyor. Ve seyircide de büyük bir seyir zevki oluşturuyor bu.
Tekrar söyleyeyim: Aksiyon beklentisiyle izlemeyin kesinlikle. Film daha çok prens Hal' ın nasıl V. Henry olduğunu, onun iç dünyasını bizlere gösteriyor.
İzleyin ve iki saatliğine krallar gibi yaşayın.
SPOILER
Sonlarda tekrar bir Çin entrikaları vakası yaşanacak diye korkmadım değil doğrusu.