Amin Maalouf'u Semerkand ve Yüzüncü Ad gibi eserlerinden tanır çoğu kişi. Ve bu iki kitabı okuyup da beğenmeyen hiç yok gibidir. (Afrikalı Leo var bir de fakat henüz okumadığım için bir yorumda bulunamayacağım) Özellikle tarihî kurguda üslubu öyle başarılı ve…devamıAmin Maalouf'u Semerkand ve Yüzüncü Ad gibi eserlerinden tanır çoğu kişi. Ve bu iki kitabı okuyup da beğenmeyen hiç yok gibidir. (Afrikalı Leo var bir de fakat henüz okumadığım için bir yorumda bulunamayacağım) Özellikle tarihî kurguda üslubu öyle başarılı ve tasviri öyle kuvvetlidir ki okurken asırlar evvel yaşanan olayların tam ortasında buluruz kendimizi.
Maalouf yayınlanan son eseri Empedokles'in Dostları'yla bu kez geçmişe değil geleceğe götürüyor bizleri. Bunu yaparken de yine geçmişten ilham alıyor. Peki Maalouf'un fütüristik romanına ilham olan Empedokles kimdir? Her ne kadar filozof ünvanıyla tanınıyor olsa da tıptan mühendisliğe farklı alanlarda başarılı işler ortaya koyduğu aktarılmakta, günümüze kadar ulaşan şiirleri ve kehanetleri bulunmakta, peygamber olduğu rivayet edilmektedir. Hekimlerin bir süredir hareketsiz ve solunumsuz yattığı için ölü kabul ettiği bir kadını dirilttiği, veba salgınından kırılan bir şehrin etrafındaki bataklıkları kurutarak salgının önüne geçtiği bu rivayetler arasındadır.
Kendisinden önceki filozoflardan farklı olarak ateş, su, hava ve toprağın dördünün birden evreni oluşturan maddeler olduğunu; bununla birlikte bu maddeleri bir araya getirme ve ayırma vazifesi gören "sevgi ve nefret" kuvvetlerinin de önemli olduğunu belirtmektedir. Fakat bu iki kuvvetin diğer dört unsurdan farkı, aynı anda bir arada bulunamıyor oluşları, sırayla hüküm sürmeleridir.
"İnsanoğlu yükselir ve duman misali uçar gider, hızla yok olup giderken yalnızca bir parçasını görür hayatın. Yaşadığı kadarına ikna olur herkes. Öyleyse kim bütünü kavradığını iddia edebilir ki?" mısralarında afakî bir bakışın işaretlerini görürüz. Yine bir başka rivayete göre, hayata karşı bu afakî bakışı onu ölümsüz olduğuna (zaman üstü) inandırmış, bunu ispat etmek için kendisini Etna yanardağının lavlarına bırakmıştır.
Empedokles insanın bilgisiyle yağmura ve rüzgara hükmedebileceğini, ölüleri dahi diriltebileceğini hatta kendisinin bu bilgiye vakıf olduğunu iddia eden doğaüstü bir insandır:
"Hortum haline geçerek toprağın üzerinde sürülmüş tarlaları mahveden güçlü, yorulmak bilmez rüzgarlara hükmetmeyi öğreneceksin. Yine istediğin zaman yararlı rüzgarlar estireceksin. Karanlık yağmurlardan sonra insanlara yararlı olan kuraklığı, kurak yazdan sonra ağaçları besleyen bereketli yağmurları getireceksin."
Tüm bu bilgileri aktarma nedenim eserde Empedokles'ten neredeyse hiç bahsedilmiyor olması. Günümüze alternatif sayılacak bir gerçeklikte, kendilerine Empedokles'in öğretilerini hayat gayesi edinmiş ve asırlardır edindikleri bilgi birikimi ve toplum yapısı sayesinde bir nevi üst-insan formuna erişmiş olan bir topluluğun bir anda dünyada belirmesidir eserin konusu. İnsanların tüm iletişim ve teknolojilerine hakimdirler ve bu konumları itibarıyle bir akvaryumu seyreden ve gerektiğinde ellerini akvaryuma daldırıp müdahale eden bir grup insanı andırmaktadırlar. Bir anda nasıl ortaya çıkmışlardır, binlerce yıldır kendilerini nasıl gizlemişlerdir, sahip oldukları olağanüstü bilgi ve teknolojinin boyutları nedir bilinmez.
İnsanlara bakışları, insanlardan kaçıp ücra bir adada inzivaya çekilen yazar Evé'nin romanındaki insanlık algısıyla örtüşmektedir. Dünyada yanlış giden bir şeyler vardır ve insanlık küçük bir çocuk gibi yanlışı göremediği, görmemekte ısrar ettiği için Empedokles'in Dostları kendilerini "insan kardeşlerine" müdahaleye mecbur hissetmişlerdir.
Empedokles'in Dostları her ne kadar Maalouf'un diğer eserlerine kıyasla durağan seyretse de okunmaya değer, oldukça başarılı bir eser.