En kärlekshistoria 1970 yapımı Roy Andersson filmi. Yönetmen ergenlik çağındaki bireylerin sevgi, tutku ve arzu üçlüsünün yarattığı olaylar karşısındaki tutumlarını filmde yansıtmaya çalışsa dahi eril bireyler arasında bu 'dönem' geçişleri çevre faktörü ile birlikte bozulmaya başlıyor. Çocukluk döneminden ergenliğe geçiş…devamıEn kärlekshistoria 1970 yapımı Roy Andersson filmi.
Yönetmen ergenlik çağındaki bireylerin sevgi, tutku ve arzu üçlüsünün yarattığı olaylar karşısındaki tutumlarını filmde yansıtmaya çalışsa dahi eril bireyler arasında bu 'dönem' geçişleri çevre faktörü ile birlikte bozulmaya başlıyor. Çocukluk döneminden ergenliğe geçiş yapan birey edindiği deneyimler ile birlikte çevresinden kazanım elde edebileceği "roleplay"ler arar. Bu genellikle deneyimlerin oluşturduğu yetkinlikle birlikte ilgi alanında aranır. Yani anlayacağınız henüz birey için bir 'benlik' tanımlanması söz konusu değildir. Birey hâlâ çevreye muhtaçtır ve en nihayetinde gördüğü her olgudan kendi 'benliğini' oluşturabilmek için kaynak toplar. Eril bireyler için bu durum 'cinsellik' ile bozulmaya başlıyor. Ergenlik dönemi spermler yeni yeni olgunlaşmaya başladığı ve zihnen üreme iç güdüsü baskınlaştığı için eril birey kendisini cinselliğe hazırlar. Ancak bu durum 'çevre' faktörü ile birlikte hız kazanır ve ergen bireyi diğer etkin olması gerektiği konulardan alı koyar. Cinsellik, gerek yarattığı zevk itibari ile gerekse eril bireyler için bir statü sağlayıcı olduğundan toplu eril birlikteliklerinde kesinlikle fazlasıyla söz konusu olabilmektedir. Yetişkin bireylerden ergen bireylere yansıyan bu taşkın cinsel muhabbetler bireyin 'benlik' keşfindeki kötü işleyen süreçi deklare ediyor ve bireyin düşünsel merkezini kontrol ederek yaşam biçimini değersizleştiriyor. Ek olarak dişi bireyler ile olan ilişkilerde arzu oluşturma aşamasında aşırı tamahkar olabilmelerini sağlıyor.
Filmin ilerliyen dakikalarında(ilk beş dakikası (: ) Par'ın(Rolf Sohlman)hareket ve tutumlarından ergenliğin oluşumunu gözlemliyoruz. Ergen bireylerin 'roleplay' seçme faktörleri daha çok toplum içerisine kanıksanmış ve "havalı-popüler" olarak nitelendirilen bireyler olmaktadır. Bu bireyler dönemine göre değişim gösterse de daha çok 'sigara içimi, alfalık gösterimi ve kendi dışında davranmak' gibi özelliklere bürünürler. Ergenlik döneminde sosyallik fazlasıyla önemli olduğu için yukarıda bahsettiğim bireyler roleplay olmak için biçilmiş kaftandırlar.
Par için olay bu şekil de işliyorken Annika(Ann-Sofie Kylin)içinse daha çok dişi psikolojinin varlığı rivayet ediyor. Dişi bireylerin yaşadığı ergenlik süreci her ne kadar eril bireylerin ki ile örtüşse de fizyolojik farklılık ve düşünce biçimleri ile birlikte bakış açısı bu durumun şekil almasını sağlıyor. Dişi bireylerin zaman çizelgesinde değişen toplumsal yerleri eril bireylerin - daha çok ataerkil toplumlar- altında olduğu ve bundan mütevellit dişi bireylerin 'benlik' arayışlarından çok kendilerini - toplum tarafından- sınıflandırmaları veya kalıpların içerisine sokmaları ile alakalı bir durum söz konusu. Dişi psikoloji, kendisini soktuğu bu kalıplar içerisinde boğuyor ve aşağılık kompleksinde kendine yer arıyor. Bununla birlikte dişi bireylerin eril bireylere oranla korkuları daha farklı oluyor. Ergenlik dönemi dişi bireyler için daha sakin ve olaylara bakış açışlarını tazeleyecek bir döneme tekabül ediyor. Dişi bireyler için asıl sorun ergenlikten çok yetişkinlik dönemi ve getirisinde oluşan toplumsal sıkıntılar. Eril bireyler için genel anlamda yazsam dahi dişi bireyler için bahsettiğim durumlar eski dönem bireyleri için daha çok geçerli. Günümüzün ergen dişileri, eril bireyler ile yarışmaktadır.
“Bazen evlenmediğim için paniğe kapılıyorum. Bazen eski okul arkadaşlarımı çocuk arabaları ile görüyorum. İnsanların gözlerini bana diktiğini sanıyorum. ”
Par ve Annika'nın ilişkisi fazlasıyla doğal şekilde verilmeye çalışılmış. Bu doğallık öyle ki bana vahşi yaşamdaki canlıların temel ihtiyaçları için çabalamasını andırıyor. Par'ın Annika için kavga edişi ve Annika'nın bir köşeye çekilip izlemesi üremek için mücadele faktörünün gerekçesi gibi. Mücadele et- kur yap-üre. Ancak bu durumu 'dram' ile kırmışlar. Yer yer işlenen dramatik sekanslar ile mücadele etme durumunun sadece Par için geçerli olmadığı ve Annika'nın da ilişki için elinden geleni yaptığı gözlemleniyor. Bununla birlikte aileler ile birlikte yaşanan sosyallik ise ilişkiyi fazlasıyla derinleştiriyor. Film 'aşk'ı anlatmaktan daha çok sevgi ihtiyacının bireyler için nasıl işlediğini göstermeye çalışıyor.
Par ve Annika'nın sevgi ihtiyaçlarını gidermeleri nasıl doğal olsa da film kesinlikle bu doğallıktan farklı olarak İsveç bireylerinin sevgiye karşı nasıl takındıklarını da gösteriyor. Birbirini ilgi çekici bulduktan sonra tanışma aşamasında kendilerini utangaç ve umursamaz olarak gösteren İsveç'in ergen bireyleri sevgi sarmalında kendilerini birbirlerine kanıtlamaya çalışıyorlar. Örneğin Par'ın kavga ettiği sekanstan sonra Annika ile arasına mesafe koyması Annika'nın Par'ı fazlasıyla arzulamasını sağlıyor. Yönetmen ergen bireyler arasındaki saf ve katıksız sevgiyi ne kadar basit göstersede çıkar ilişkisinin dönmemesi söz konusu bile olamaz. Bunların yanı sıra film içinde bolca gereksiz sahneler var. Yönetmen bizzat filmin içerisine giriş yapmamızı ve olguları film içinde gözlemlememizi istediğinden olayları olağan seyrinde sunmaya çalışmış.
Film içerisinde aşırı derece sigara kullanımını gözümüze gözümüze sokmalarının yanı sıra Par ve Annika ile doğallığı çok iyi yakaladıklarını düşünüyorum. Atmosfer bakımından 70'lerin durgun ve narin havası gerçekci şekilde sunuluyor. İsveç'in insanları(tutumları ve davranışları), mekanları ve dönemsel anlatımı fazlasıyla başarılı. Bunlardan kaynaklı ergen bireyler arasındaki sevgi ihtiyacının tadını alabiliyoruz.
Şunu da farkettim ki 70'lerde dişi bireye sevdiğini ve ilgi çekici olduğunu göstermek için saçını çekiyorsun. (: