Film efsane. Başına oturmam ile kalkmam bir oldu. Nefes kesici bir monoton koşu gibiydi. Beklediğimden çok farklı çıktı; bununla birlikte bulduğum şeyleri -en az beklediğim kadar- müthiş buldum. Spoiler alert! Öncelikle, film olayı değil; durumu anlatıyor. Elimizde bir alay adam…devamıFilm efsane. Başına oturmam ile kalkmam bir oldu. Nefes kesici bir monoton koşu gibiydi. Beklediğimden çok farklı çıktı; bununla birlikte bulduğum şeyleri -en az beklediğim kadar- müthiş buldum. Spoiler alert!
Öncelikle, film olayı değil; durumu anlatıyor. Elimizde bir alay adam var; bunlar bir partide, sonra bir trigger yaşanıyor ve artık o durumun içerisindeyiz. Film insanı öyle içine çekiyor ki, kullanılan teknikler öyle başarılı ki, sizde oradasınız. Bir hapishane, dans pisti, labirent. Baba filmlerine yapılan göndermeler (suspiria, salomun 120 günü) falan fark ettiğim anda zevkten 4 köşe oldum. Yaklaşık 20 dakikalık tek plan sayesinde de, artık ordaydım. Bir ustalık eseri resmen. Işık, müzik kullanımı sanki mobilya gibi. Orada yani, resmen nesneleşmiş.
Gelgelelim film nedir ne değildir, ne anlatıyordur. Evvela bu bir yeşilay filmi değildir; bir kere ana konu uyuşturucu değil. Film onun üzerinde yoğunlaşmıyor. Ne yerme ne de övme var; uyuşturucu sadece hikaye içerisinde bir nesne. Oradaki masa, sandalye, kapı, pencere kadar odaktaysa, uyuşturucu da o kadar odakta. Bunu bir çözelim hemen.
Şimdi bu tip filmler, ki tipten kastım bağımsız, festival filmleridir; vanilla izleyicinin alışık olduğu şekilde değildir. Konvansiyonel üretimde, giriş-gelişme-sonuç olur. Hoş bu filmlerde de var bunlar; fakat alışık olunan filmlerde izleyicinin en düşük yaşına göre asgari müşterek kurulur. Bu da tahmini 10 falan oluyor. Kısaca, izleyici salak yerine konulup, gerekirse anlatıyorlar bak böyle böyle oldu diye.
İşte bu tip filmlerde, ama mesajı ne bileyim öyküyü, anlatılmak isteneni falan almaya çalışmak yerine; filmin bize düşündürttüklerine kendimizi bırakmamız lazım. Modern sanatın olayı da bu zaten; insanın kendisiyle yüzleşmesine olanak tanıması. Bu açıdan, filmi daha açar açmaz, metafor aramak yerine sakin sakin izledim. O ne anlatmaya çalışıyor değil, ben ne anlıyorum?
Evvela bu kadar çok karakter, tek tek ele alınıyorsa; belli ki onların üzerinden bir metafor kuruluyordur. Bariz olan buydu. Bir de filmde, bir silah varsa keain patlar olayı da vardı; çocuğu kapatmadan evvel trafo özellikle göze sokuldu mesela. O anda, o çocuğun öyle öleceğini anlamış bulundum.
Peki, nedir bu metaforlar. Onlar da çok barizdi; bir siyasi eleştiri vardı ortada. Ben bunu şöyle anladım aslında, filmin başında acaba bu karakterler üzerinden soyutlanan kavram nedir diye bir sordum kendime. Sonra da bıraktım bir şeyler aramayı. Ama finalde herkes yerdeyken bir karakterin hala dans ediyor olması bütün tezimi doğruladı. Niye o? Niye bir başkası değil? Çünkü bahsettiğim gibi bir metafor var.
Kimse tarafından istenmeyen David, isminin gereğince İsrail. Dayak yedikten sonra alnına svastika çizilmesi tesadüf değil. O ana kadar hiçbir anlamı olmayan bu işaret, bu noktadan sonra anlaşılıyor.
Tito ve Emmanuele... Çok bariz; yugoslavya. Tito kapatıldığı odada doğu blokunun yaşadığı ambargo ve demir perdeyi yaşıyor: kapı bir türlü açılamıyor ve en sonunda ölüyor, çöküyorlar. Emmanuele de intihar ediyor. Yani sovyetler dağılıyor...
Uzun uzun seks goygoyu yapanlar Afrika. Bir kere direk fransa bayrağını korkunç tanımlıyorlar; rahatsız oluyorlar. Dans sekansında artık bir kabile ritüeline dönen dansları; finalde yerde kendinden geçmiş, kaşıntı ile kendini kanatırken görüyoruz. Bu da sömürgeyi hala söküp atamadıklarını, içlerinden onları yiyip bitiren bir şey yaşadıklarını anlatıyor.
Ensest kardeşler ise Arap ülkeleri. Bu aslında bir yan karakter olan Omar ile de alakalı. Omar yani Ömer, başlangıçta kız kardeşle ilişki kurarken, Arap-İslam bağlantısını; daha sonrasında Ömer in ülkeden kovulmasıyla David yani İsrail ile olan yakınlaşmasını simgeliyor. Büyük abi; kadın üzerinde egemenlik kurarak, onu kendi kurallarına göre cezalandırıyor; bu tuhaf, kabile davranışları sabah olunca "babama söyleme" ile tamamlanıyor. Çünkü baba yani tanrı bunu yasaklıyor.
Hamile karakter tabi ki meryem. Baba ile ilgili hiçbir fikir yokken aniden ortaya çıkan hamilelik durumu, çevreden alakasız bir tepki çekiyor. Tıpkı meryem in hikayesi gibi fahişelikle suçlanıyor.
Dom ise Amerika. Bu en bariz olanlardan birisi. Ömer i kovan, Hristiyanlığı ancak propaganda nesnesi olarak gören ve bunun sonucunda da meryem i tekmeleyen karakter.
Daddy bir başka açık metafor. "Tanrı bizimle!" diye bağırıldığı anda, tanrının kendisi olduğunu anlıyoruz. Olaylar sürerken hiçbir şeye karışmıyor; sadece kendine has bir şefkate sahip.
İki tane alman karakter var. Ben önce doğrudan almanya olduklarını düşündüm, ki kısmen haklı bir düşünce. Ta ki finale kadar. Finalde hala ayakta kalan ve lsd i karıştıran karakter ingiltere oluyor. Güçlü; kimseyi beğenmiyor ve ilk tetiği de o çekiyor. Brexit karmaşasının bir alegorisi de bu aynı zamanda. Peki neden alman? Film sonrası öğrendim ki ingiltere kraliyet ailesi alman kökenli imiş... Müthiş...
Ve Salva. Salva, herkes tarafından istenen ancak sadece onun seçebildiği bir "şey. Yani güç. Film boyunca İsrail, Afrika gibi ülkeler tarafından arzulandı. Çoğu zaman da denge bulmaya çalıştı. Ta ki Almanya onu elde edene kadar.
Alkol hepsinin kanına giren bir medya ise; lsd propagandadır. Böylece müthiş bir siyasi film çekilmiş oluyor.
Kesinlikle bir kere daha izlenmesi gerek.