Șukufe ve Ajdarcan'a ithafen 😊 Ütopyalar ütopyalar. İyi ütopyalar kötü ütopyalar. Bide distopik çıktı. Her zaman için utupyalarin olmasi gerektigini düşünmüşumdur. Esas itibari ile siyaset dersi kapsamında ele alacak olursak ütopyalar yaşanması görülmesi imkansız şeylerdir. Bu durum muhtevasinda çok güzel…devamıȘukufe ve Ajdarcan'a ithafen 😊
Ütopyalar ütopyalar. İyi ütopyalar kötü ütopyalar. Bide distopik çıktı. Her zaman için utupyalarin olmasi gerektigini düşünmüşumdur. Esas itibari ile siyaset dersi kapsamında ele alacak olursak ütopyalar yaşanması görülmesi imkansız şeylerdir. Bu durum muhtevasinda çok güzel bir şey de barındıriyor. Sinirsizlik. İyi bir ütopyayi ele alalım. Ne yaparsak yapalım o mukemmelliyete ulasamayacagimizdan ötürü hep daha iyiyi istemekten yapmaktan geri durmayacağız. Çünkü ütopya gerçekleşmesi imkansız bisey. Dolayısıyla iyi bir ütopyayi ulaşmak için yapılan tüm adımlar daha iyi bir duruma götürecektir bizleri. Hep biraz daha iyi biraz daha iyi. Oysaki ütopya gerçekleşme imkanı olan bir şey olmuş olsaydı hedefe varır ve kendimizi de sınırlandırmis olurduk. Yaptık bitti...sonrası yok. Bu haliyle ütopyalarin hep gerekli şeyler olduğu kanaatinde olmuşumdur. Tersinden bakacak olursak kötü ütopyalar aynı argümanı sunar bize. Ne derece kötü olabilir ki. Kişi bu düşüncelerden hareketle daha doğru bir yaşam uğruna mücadele verebilir. Huxley in bu eseri de kötü utopyalardan biri. Korkunç hatta. Tabi bana göre. Bir başkasına göre pek tabi en ideal durum da olabilir. Huxley in kendi fikrini bilmiyorum ama. Araştırma yapmadım daha doğrusu. Acaba cesur yeni dünya Huxley e göre olması gerekn bir şey mi yoksa gerekmemesi mi gerekir. Yanisi geleceğe yönelik yön belirlemede bir uyarı mı bilemiyorum. Hade cesur yeni dünyaya doğru yelken açalım bakalım.
Yer Londra ve canlı üretme yuvası ve şartlandırma merkezi. Burada insanlar üretilmektedir. Ama istenilen türde insanlar. İnsan dediğimiz zaman aklımıza elbetteki bilinçli varlıklar gelir. Burada üretilen insanlar da bilinçli insanlar olmakla birlikte istenilen bilinçte olan insanlardır. Yani sınırlandırılmış insanlar. Her insanın görevi ve geleceği mevki önceden hesap edilerek yaratılmaktadır. Beş ana unsurdan insandan söz edilmiştir eserde;Alfa,Beta,Gama,Delta ve Epsilon.. Önceden belli olan kast sistemi gibi bir şey. Lakin kast sisteminde istenilen, uygun görülen mevkiler belli olup düşünce yapısı özgürdür. Yanisi kast sistemindeki bir kişi her ne kadar kast içinde olsa bile itiraz etme olanağı ya da ihtimali vardır. Londra'dakilerin ise bu imkanlara erişebilme imkanı yoktur. Onu bile elinden almak istemiştir sistem. Ne düşüneceğine ben karar veririm ancak! Tüm bunlardan hareketle insanın ne derece özgül bir düşünce ağına sahip olabileceğini görmekteyiz. İnsanın potansiyel gücünü görmekteyiz. Ali Şeriatı'nin dediği gibi "İnsan, isyan ettiği için insan oldu, aksi halde insan olmazdı" Londra'daki bu sistem de insanı insan olmaktan çıkarıp robotlaştırmak istemektedir. Tüm bunları yapmak için belli bir programa ihtiyaç vardır. Toplumcu, özdeșçi, dengeci, sınıfları oluşturulan ve devam ettirilmesi istenen insan gruplarının uyması gereken kurallar sistemidir.
Burada yaşayan insanlar duygularindan arındırılmış insanlardır. Özellikle itaat kültürü oldukça yüksek düzeydedir. Kişi içinde yaşadığı toplumda topluma uymayan bir fikri dahi dile getirmemeli ve kendisinden istenilen çizgide kalması yönünde boyun egmelidir. Emirlere ge yapması gerektiği şeylere sınırsız itaat etmeli ki düzen devam etsin ve kargaşa ortamı oluşmasın. Günümüzde bile buna benzer şeyler görmekteyiz iyi ya da kötü az ya da çok. En basitinden basit olarak görebileceğimiz çizgi filmlere bile sirayet etmiştir bu durum. Sizler eminim ki Pepe diye bir çizgi film duymussunuzdur. Vaktiniz olup da biraz işlemişseniz çizgi film tamamen itaat üzerine kurulu gibi bisey. Bu yönüyle çizgi film demek bile abesle iştigal olur. Bildiğimiz subliminal film. Pepe annesinin sözünden hiç çıkmaz. Ama hiç hiç çıkmaz. Bireysel düzeyde düşündüğü ve yapmak istediği şeylerde bile annesinin onayını beklemektedir. Annesi izin verirse yapar. Yani otorite. İzin olmadığı zaman pepe, düşündüğü şeyin yanlış olduğuna karar verir ve kendi kendine otokontrol mekanizması çerçevesinde üzülür hatta.
-Anne parka gidebilir miyim?
+Hayır oğlum. Saat daha erken.
-Evet annem doğru söylüyor. Demek şimdi parka gidecek olsam kötü bisey yapmış olacam ve annemi de üzmüş olacam. Ama ben iyi bir çocuk olmalıyım ve annemin sözünden cikmamaliyim. Çünkü iyi çocuklar annelerinin sözünden çıkmaz.. Hayır efendim essek çocuklar annesinin sözünden çıkmaz. Böyle böyle çizgi film projeleri ile çocuklarımızı da zehirledigimizin farkında olmalıyız bence. Çünkü yaratıcıliklarini dahi yok ediyoruz. Sonrada benim çocuğum niye milletin çocuğu gibi değil. :)
Kişiler üzerindeki bu itaat etme kültürü zamanla kosullandirmaya dönüşmustur. İnsanlar farkında olmayan bir çarkın dişi haline gelmiştir. Hallerinden de memnunlar. Çünkü sorun yok ve onlarin adına düşünen birileri muhakkak vardır. Kosullandirma denilince Pavlov un köpeği aklıma geliyor nedense ama sanırım farkımız da pek yok. En azından ben öyle dusunuyourm. Et =salya sonra et +zil =salya ve en sonunda zil=salya.. Aklıma şeyler şeyler geliyor ama insanları yani kendimizi en özelde de kendimi Pavlov un iti gibi görmek istemiyorum. O yüzden itaat kısmını burda bıraksam daha iyi benim için ara ara havlayan bir insan diye düşünmenizi istemem..!
Sevgili seyirciler baylar ve kadınlar.. Eserde dile getirilen çok ama çok önemli bir kısım daha var. "Tarih boş biseydir" kısmı. Bu tam anlamıyla olabilecek en korkunç şeylerden biridir insanlık adına. Tarih denilince aklımiza Malazgirt zaferi ya da günümüzde ilga edilen resmi törenler felan değil. Hepsi. Ama hepsi... İnsanın ayağa kalkmaya başladığı Homo erectustan buğday ekmeye başlayan sapienslere.. Çünkü biz onlar değiliz onlardan gelmedik ya da onlar önemli değil. ÇÜNKÜ ARTIK BİZ VARIZ. VAR OLAN BİZİZ anlayışı. Kültür denen birsey var arkadaşlar ve bana göre de insanı insan yapan asıl durum kültürdür. Zılgıt çekmek ya da horon tepmek ya da ya da felanca yörenin yemeklerinden bahsetmiyorum. Kültür de HEPSİ'dir. İnsanın yapmış olduğu her şey ama her şey. İnsan iletisiminden tutup davranışlarına kadar, ürettiği aletlerden tutup yetiştirdigi bitkiye kadar vs vs. İşte burda geçmişe takılıp odaklanmaktansa şimdiyi düşün demektedir sistem. Çünkü geçmişe dönen bir birey ne yapar. Beynini çalıştırır :) ama şimdi ise fordun bilmem kaçıncı yılında sorgulama yok her şey elinin altında. Ford un bilmem kaçıncı yılı. İsme bakar misiniz. Ford yılı. Fordizm. Sanayi devriminin mükemmel ismi. İnanın bana sadece bu kısım için düzinelerce makale ele alınabilir. Tarih ve kültür kısmı için. Tarih boştur!
Londradaki bu sistem var ya aileyi de yok sayıyor. İçimizden bazıları bu konuda aile sistemini benimsemiyor olabilir düşüncelerine de saygılıyım. Lakin bence aile kavramı çok önemli bisey olmakla birlikte makul seviyede olsa bile devam ettirilmesi gereken biseydir. Londradaki bu sistem de aile yoktur. Erkeklerin spermleri alınır hem de gönüllü olarak, gönüllü alınan kadın yumurtaları ile dollenir ve al sana nur topu gibi bir çocuk. Hoş geldin dünyaya Sezercik maşallah masallah nazar değmez insallaa.. İşte böyle. Bu toplumdaki bireyler kardeşlerinden annelerinden babalarından bi haberdirler. Onlar toplumun genel çocuklarıdır. Ve günümüzde bunun yansımalarını da görmekteyiz sanırım. Size bir olay anlatayım. Bizzat yaşadığım bir olay. Üni yılları öğrenci evi. (mutfağın halini anlatmaya gerek yok:)) bir misafirimiz var. İsmi canciger xxx. Bulgur pilavını ilk kes tatmış olup çok sevmişti ve bulgur pilavını ekmeğin içine katıp yerdi. Yerde de yemek yemeyi beceremezdi. Kendisi İngiliz vatandaşı yahudi bir kardeş arkadaş. Arkadaşlardan birine kardeşlerin var mı dedi. Arkadaşım ise evet var dedi. Hem de 11 tane. Vay anasını dedi bizim misafir. Onlarla görüşüyor musun konuşuyor musunuz hiç isimlerini işlerini felan biliyor musun nerelerdedir diye sordu. Bizler şaştık kaldık. İnsan kardeşinin ismini bilmez mi konuşmaz mi ne yaptığı nerde kaldıgini bilmez mi. Ama sorulan soru içinde çok farklı bir dünya kültürü barındıriyor. Yüksek derecede bireysellesmis ya da bireysellestirilmis bir hayat. Üstelik İngiltere. Fordun memleketi. Bence acınası bir durum!
Sevgili okurlar eserde ele alınan bir başka konu da Tanrı. Tanrı işin içine gitmeseydi olmazdı tabi ki. Bu sistemde Tanrı vardır ama geçmişte kalmıştır. Artık ona ihtiyaç duyulmamaktadir. Çünkü yerini gününüz dünyasında biz bize yeteriz mottosu almıştır. Ama ama ama. Çok ince nuanslar var burda. Çakal cukal işler. İnce işler ince. Tanrı vardır derken tanrıyı yadsimama vardır ama geçmişte kaldığı dile getirilir. Geçmişte kalan tarihte kalmıştır. Tarihte kalan gereksizdir. Tanrıyı yadsimamalarinin altında şimdilerde kendilerinin tanrı olduğu varsayımı vardır. Çünkü biz şimdiki zamanda yaşıyoruz ve ve tanrı da biziz. Bu yüzdendir ki tanrı yadsınmaz. Yadsinacak olsa şimdiki tanrıyı konumlandiracak bir sistem de olmaz. Biz bize yeteriz derken de biz tanrıyız anlayışı vardır. Geçmişteki tanrıyı bosver çünkü işine yaramaz. Şimdiki tanrıya bak. Sizler de biliyorsunuz ki tanrı eksenli çok büyük ama çok büyük eksenli hareketlenmeler oluyor. Cihat gaza haçlı seferleri saldırın tigidik tigidik... Mevzilere... İşte tüm bunlara önlem amaçlı olsa gerek ki tanrı fikri yadsinmamakla birlikte geçmişte kalmıştır denilmektedir. Yemin ederim çok zeki bir sistem bu. Ellerinde biraz daha bilim olsaydı hücrelerin mitokondrilerini golgi aygıtlarıni da kendilerince düzenlerlerdi :)
Velhasıl kelam. Güzel bir eser. Dili fena değil roman tarzında. Düşünen beyinler için güzel bir eser. Karşılaştırma yapilarak okunacaksa daha verimli olur kanaatindeyim.
E iyi okumalar diyelim