"A Time to Kill" den sonra yine bir "Suçlular ölümü hak eder mi?" filmi. Tabi ki bu film bu soruya çok çok daha iyi bir şekilde cevap vermiş. Ve Fritz Lang görünürde sadece "suçlunun peşine düşme" temalı bu filmiyle bizlere…devamı"A Time to Kill" den sonra yine bir "Suçlular ölümü hak eder mi?" filmi. Tabi ki bu film bu soruya çok çok daha iyi bir şekilde cevap vermiş. Ve Fritz Lang görünürde sadece "suçlunun peşine düşme" temalı bu filmiyle bizlere insanın doğasını ispatlamış aslında. (🔜)
Gaspar Noe'nın "Love" filminde de "M(1931)" in afişini görünce artık filmi izlemem gerektiğini anladım.
Peter Lorre'nin hakkını vermek lazım, ortada hiçbir şey yokken gözlerini pörtleterek kameraya baktığında içinize bir öküz oturuyor. Sadece bakışlarıyla oyunculuk mesleğini icra edebilmiş. Aynı şekilde diğer oyuncular da rollerini başarılı bir şekilde oynamış. Rol aldıkları diğer filmlere bakmak istediğimde ise hüsrana uğradım, genellikle 1-2 filmde oynamışlardı.
Bu kara film, Berlin halkının küçük çocukları öldüren pedofili bir psikopatı yakalamak için seferber oluşunu konu alıyor. Öyle bir seferberlik ki polisler de suçlular da dilenciler de bu psikopatı bulmak için çabalıyor ve ortaya mükemmel bir -bazen eğlenceli sayılabilecek derecede- kargaşa çıkıyor.
⚠️ SPOILER İÇERİR ---------------------------------------
(🔜) Fritz Lang, bizlere sıra sıra bir polisleri bir de suçluları toplantı yaparken gösteriyor. Toplantıların amaçları aynı -katili yakalamak- ama iki tarafın amaca ulaşma yolları farklı. Belki de burada bizlere "Kesin iyi veya kesin kötü yoktur." demek istemiştir yönetmen -aynı şekilde yönetmenin bize korkak bir katil izletmesi de bu düşünceyi destekliyor gibi- Veya "Hayatta önemli olan, kim olduğunu belirleyen; ne yaptığın değil, nasıl ve ne amaçla yaptığındır." demiş de olabilir.
(🔜) Aslında polisler toplumun huzurunu sağlamak için katili yakalamaya çalışırken, suçlular kendi mekanlarına yapılan baskınlardan bıktıkları için bu işin peşine düşüyor. Yani burada çıkarların tarafları nasıl değiştirebileceğini görüyoruz. Suçlular, yine bir suçluyu yakalamak için birlik oluyor. Üstelik dilenciler ile, ortada hiçbir sorun yokken hiçkimsenin gözünün görmediği kimseler ile... Yönetmen burada da yardıma muhtaç kaldığımızda önceden yüzüne bile bakmadığımız kişilerden medet istediğimiz gerçeğini yüzümüze vuruyor aslında.
Filmin başından beri nefretle izlediğim katil, finaldeki tiradının ve mazlum tipinin de katkısı ile kendisine hayatta kimseye acımadığım kadar acımama neden oldu! Filmin sonunda istemsizce şunu düşünmemi sağladı: Ya ben de kontrolsüz bir şekilde suç işleseydim, ben de böyle hasta olsaydım? O zaman da kendime bu kadar acımasız olur muydum? Empati ve anlayışın önemini bu film öyle güzel bir şekilde özetliyor ki aslında. Çok büyük film çok.
Ve olabilecek en makul şekilde sonlanıyor film, ne eksik ne fazla. Hiçbir şeyin geri alınamayacağını bir kez daha yüreğimiz buruk bir şekilde anlıyoruz.
🎼 Hep tanıdık gelen ama bilmediğim bir melodiyi filmin önemli bir parçası olarak duyduğumda da yüzümde bir tebessüm oluştu. Her ne kadar bu melodi bir felaketin habercisi olsa da...
💬 FİLM KEYFİNİ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DÜŞÜREBİLECEK SPOILER İÇEREN REPLİKLER
- Ama bana kim inanır? İçimde ne olduğunu, neler yaşadığımı kim anlar?
- Ve kimse istem dışı yaptığı bir şey sebebiyle cezalandırılamaz.
- Bu adam hasta diyorum. Ve hasta biri hakime değil, bir hekime teslim edilmelidir.