-AYNA- bir fesleğene bakıyorum, ciğerimin fonksiyonlarını bana hatırlatan, huzur kokulu fesleğene. bir kuru yaprağa bakıyorum, defalarca kez ezilmiş, savrulmuş kuru yaprağa. kuru yaprak anlamış misyonunu bırakmış kendini, hızlı ya da yavaş mevsimsel yok oluşunu bekliyor. fesleğen ise açmış kendini ta…devamı-AYNA-
bir fesleğene bakıyorum, ciğerimin fonksiyonlarını bana hatırlatan, huzur kokulu fesleğene.
bir kuru yaprağa bakıyorum, defalarca kez ezilmiş, savrulmuş kuru yaprağa.
kuru yaprak anlamış misyonunu bırakmış kendini, hızlı ya da yavaş mevsimsel yok oluşunu bekliyor.
fesleğen ise açmış kendini ta tavana kadar "tutacağım sonsuzu" diyor, itiraz ediyor "ben bu yüzden gelmedim buraya" diyor demesine ama nafile...
kuru yaprak son ana kadar fesleğen koklayamıyor, uğraşmıyor sonsuzla, nefesinin tadını alamadan uzun süredir beklediği ölüme kavuşuyor.
fesleğen inkârını bırakmıyor son nefesine kadar. hep inkâr ediyor, hissetmeye çalışıyor kokusunun tadını, çürümeden birkaç saniye önceye kadar dahi.
yaprak mı doğru yaptı yoksa fesleğen mi diye bakıyorum, bilemiyorum ve boğuluyorum... hangi sebep, hangi sonuç doğru olan idi?
kabullenerek boğulmak mıdır doğru olan yoksa, umutla boğulmak mıdır? işte bunu ararken bakıyorum da bakıyorum...
bakıyorum bir ağaç kovuğundaki canlılara,
binbir türlüsü gelmiş bir araya sömürüyorlar da sömürüyorlar ağacı, ağaç memnun verdiklerinden, hem ağacın yaşamasını sağlıyor hem kendilerine mesken ediniyorlar bu canlılar.
tutmuşlar birbirlerini; bi' alıp bi' veriyorlar. keyifle izliyorum çaba verişlerini, kabul edişlerini. bakıyorum da bakıyorum ekosistemin önkabullerinin güzelliğine...
kazanışlara kaybedişlere bakıyorum, ne güzel meydana gelmiş eylemlerin sonucu bir araya.
gelmişler oluşturmuşlar bir bireyi günün sonunda.
kızgınlığa bakıyorum, büyük bir denizin içindeki unutulmuş cesetlerin kızgınlığına, değersizliğini farkeden bir çocuğun kızgınlığına, verimsizliğin, beceriksizliğin, bitmiycek gibi hissetiren burun akıntısının kızgınlığına, bulutlara yumruk atmaya çalışan bir kayıp ruhun kızgınlığına, mutluluk avuçlarında zannettiği için elini hep sıkarak gezen şizofrenin elini açtığındaki kızgınlığına, açık kapıya tahammül edemeyen bir evsizin kızgınlığına bakıyorum.
ah bakıyorum da bakıyorum gözlerinden yorulmuş bir adamın yorgunluğuna.
tutmuş biri bir yandan öbürü bir yandan, aman ha köşesi yok bunun, tutsa da yanlardan; tutar aslında aynı koldan.
griliklere renk katmaya, yuvarlağa köşe takmaya çalışıyorlar, ah be canım ne kadar boyarsan boya griyi olur anca başka bir ton, ne kadar uğraşırsan uğraş yuvarlak üstünde; keskinleşemez hiçbir yanı, kullansan dahi her türlü bıçağı.
ah bakıyorum da bakıyorum değişken özelliklerin değişmez kondisyonlara tutkuyla bağlanışına, ah bakıyorum da bakıyorum karşımdaki gri yuvarlağa.