Mehmet Güreli'nin Gecenin yalnızlığı şarkısıyla büyük aşk yaşayarak filmi kapattım. Hemen buraya koştum. Salah Birsel'in Dört köşeli üçgen kitabının uyarlamasıymış. En başta adı çok ilginç. Neyi anlatmak istiyor bu imge, film boyunca kavramaya çalıştım. Ve incelememin sonunda kendimce yorumladım :)…devamıMehmet Güreli'nin Gecenin yalnızlığı şarkısıyla büyük aşk yaşayarak filmi kapattım. Hemen buraya koştum.
Salah Birsel'in Dört köşeli üçgen kitabının uyarlamasıymış. En başta adı çok ilginç. Neyi anlatmak istiyor bu imge, film boyunca kavramaya çalıştım. Ve incelememin sonunda kendimce yorumladım :)
Kendini gözlemci olarak tanımlayan, insanlara kendini adıyla değil bu özelliğiyle tanıtan bir karakterimiz var. "Ben gözlemciyim benim mesleğim bu" , "Ben bir gözlemciyim ama yoksul bir gözlemci" .. Bakmadığımız sürece görmeyeceğimiz, toplumsal yargılardan ötürü kafamızı çevirmediğimiz yönlere, baksak bile görmezden geleceğimiz şeylere pür dikkat odaklanıyor bu gözlemci. İçine kapanarak değil gördüklerini paylaşarak yapıyor. Bazen gözlerinin içine sokuyor, sözleriyle insanların kafalarını karıştırıyor. Gittiği çoğu ortamda sivri tip olarak görülüp bir süre sonra bir şekilde ortamdan uzaklaştırılıyor.
Bir adamla arasında geçen konuşma şöyleydi;
- Size gözlemci olma yetkisini kim verdi?
- Kimse vermedi, aslında herkes birer gözlemcidir.
- Peki size gözlem yapma hakkını kim veriyor. Ya ben gözlemlenmek istemiyorsam.
- Hayır siz gözlemlenmek istiyorsunuz
- Bunu da nereden çıkardınız. Tabi ki istemiyorum
- Siz toplumun içine çıkarak zaten gözlem yapılmama hakkınızdan vazgeçiyorsunuz, eğer bu hakkınızı korumak istiyorsanız gizlenebilirsiniz
- İnsanların arasına karışmadan nasıl yaşayabilirim. Siz benim gözlemlenmeme hakkımı elimden alıyorsunuz. Benim iznim olmadan beni gözleyemezsiniz
- Siz de bu şekilde benim gözlem yapma hakkımı elimden almış oluyorsunuz
- Siz toplum için çok zararlı birisiniz
Film boyunca böyle gider, gözlemci hiçbir yerde kabul görmez. Tanımadığı kişilerce dükkanı yağmalanır, takip edilir ve en sonunda yok edilir. Bunlar gözlemlerini fazlaca insanla paylaşmaya başladığında ve onun gözlemlerini merak eden insanların sayısı artınca iyice belirginleşir. Gördüğü şeyleri olduğu gibi söylemesi, mantığının daima ön planda olması, ortamına ve karşısındaki kişinin sosyal statüsünden bağımsız eğilip bükülmeden durumları ifade edişi doğal olarak kabul görmez. Bu kişi hep bir çıkıntı olarak görülür.
Dört köşesi olan şeylere farklı yorumlar getirip farklı açılardan baksak ve dikdörtgen,kare,eşkenar dörtgen,yamuk demeyi bırakmayıp bu bir üçgendir diye bize diretilmesine izin vermediğimiz günlere... Ya da dörtgenin bir köşesine mıhlanıp olduğumuz yerin de bir köşe olduğunu unutmadığımız,üçgen olduğundan emin olduğumuz şeyin içinde ve dahil parçası olduğumuzu kavradığımız günlere diyeyim