Geçmişimiz biz hatırlasak da hatırlamasak da bir yerlerde kayıtlıdır. Nasıl ki bir kara kutu ne kadar darbe alırsa alsın içindeki bilgiler kaybolmaz, geçmişimiz de öyledir. Tatlar, kokular, anlar bir gün tekrar hatırlanmak üzere en doğru zamanı bekler. Ve geçmiş biz…devamıGeçmişimiz biz hatırlasak da hatırlamasak da bir yerlerde kayıtlıdır. Nasıl ki bir kara kutu ne kadar darbe alırsa alsın içindeki bilgiler kaybolmaz, geçmişimiz de öyledir. Tatlar, kokular, anlar bir gün tekrar hatırlanmak üzere en doğru zamanı bekler. Ve geçmiş biz unutsak bile bizi etkilemeye devam eder.
Geçmişin bizi ne kadar etkilediğini bilseydik onunla yüzleşmekten yine de kaçar mıydık? Ya da biz kaçsak bile o bizim peşimizi bırakır mıydı?
Kabul edilmeyen geçmiş, kendini başka nesillerde başka suretlerde tekrar eder. Aslında bu sanıldığının aksine olumsuz değil, yaşamı sürdürebilmemiz için son derece gerekli bir mekanizmadır. Çünkü bizden önce karanlığın içinden geçenler bize ordan çıkmanın yolunu da gösterirler. Geçmişi kabul etmek bugünkü tercihlerimizi değiştirir. Peki tercihlerimiz değişirse geleceğimiz de değişir mi?
Yıllar önce yakılmış bir ateşin bugüne kadar yandığına inanmak zor dimi? Peki ya vaktinden önce sönmüşse o ateş. Geriye sadece koyu bi duman kalmışsa. Mümkün müdür o küllerden yeniden doğmak?
Büyüklerimizden biri haksızlığa uğradığında bazen kendimizi onun olduğu duruma düşürürüz. Bak ben de senin gibiyim, tıpkı senin gibi mahkumum, senin gibi evladımdan ayrıyım, senin gibi kurbanım, tıpkı senin gibi kayıplarım var diyerek onu onurlandırmak isteriz. Tabii ki farkına bile varmayız öyle davrandığımızın. Oysa bu döngüden çıkmamız mümkündür, çünkü bu onların yasam planıydı, bizim değil.
Anne ve babalarımızın biz doğmadan önce bir hayatları olduğunu unutup tanıştıklarını, aşık olduklarını, seviştiklerini, onlar seviştiği için hayatta olduğumuzu unuturuz. Ama hiç unutmadığımız şeyler de vardır. Mesela onlara duyduğumuz öfke.
En güçlü bağlar doğmamızı sağlayan insanlarla aramızdaki bağlardır. Kaç yıl geçerse geçsin, kaç ihanet yaşanırsa yaşansın, ailede ne kadar mutsuzluk olursa olsun, önemli değil. Kendi irademiz pahasına bile olsa onlarla bağımız devam eder. Geçmişle bağımızda kitlenip kalmış her şey, bugünkü hayatımızda bir şekilde görünür olur. Belki de şans ya da şanssızlık dediğimiz her şey geçmişte atılmış ya da atılmamış adımların sonucudur. Dünyaya gelmek bir seçim mi? ve dünyaya gelirken ailemizi seçmiş olabilir miyiz? Genlerimiz, atalarımız, sorunlarımızın hem kaynağı hem de çözümü olabilir mi? Bütün bu soruları cevaplamak yıllarımı alacaktı ama o anda emin olduğum tek şey bir yerden başlamam gerektiğiydi.
~Alıntı