Spoiler içeriyor
Tek oturuşta bitirdiğim bi kitap oldu, öncekinden sonra da ilaç gibi geldi vallahi. Yalnız ben bu kitabı Koridor Yayınları'ndan "Güneş Kent" olarak okudum, bu versiyonunun çevirisini bilmiyorum ama kendi okuduğumu tavsiye ederim. Betül Parlak Cengiz çok güzel çevirmiş emeğine sağlık.…devamıTek oturuşta bitirdiğim bi kitap oldu, öncekinden sonra da ilaç gibi geldi vallahi. Yalnız ben bu kitabı Koridor Yayınları'ndan "Güneş Kent" olarak okudum, bu versiyonunun çevirisini bilmiyorum ama kendi okuduğumu tavsiye ederim. Betül Parlak Cengiz çok güzel çevirmiş emeğine sağlık.
1602'de yazılmış bir kitap, ütopik bir dünyayı anlatıyor. Çevirmenin önsözünde değindiği bazı tatlılıklar var kitabın çıkış hikayesiyle ilgili ama onlara burda girmiycem. Sadece önsözünü en beğendiğim kitaplardan biri oldu o yüzden fazladan +1 puanı aldı benden.
Her ne kadar bu kitap Güneş Kent'i, bi ütopyayı anlatsa da dünyasının daha öncesinde okuduğum distopik eserlerdeki tasvirlerle oldukça fazla ortak noktası var. Okurken bu noktaları gördükçe yüzümde hafif tebessümler oluşmuştu, çünkü bence harika bi ironi. Oldukça benzer prensipleri biraz farklı uygulayıp farklı kişilerin bakış açısından anlattığımız zaman sanki birisi ütopyaya, diğeri distopyaya dönüşmüş gibi 😊. Bunlara da yer vericem biraz.
Mesela ilk göze çarpan özellik bu iki dünyanın da aslında kapalı kutu içerisinde olması. Okuduğum distopyalar "Biz, Cesur Yeni Dünya ve Fahrenhit 451" ve bu üçünde ve bu kitapta ortak olan en çarpıcı nokta da bu bence. Dış dünyadan izole, 'tehlikelerden' uzak, kapalı, çalışan bir sistem. Kimisinde özel bir camla kapanır bu sistem, kimisinde mecazi anlamda kapalıdır, ya da burda olduğu gibi bir ada üzerinde bulunur bahsi geçen dünya. Ve bu dünyada 'her şey ortak.' Tanıdık sanki di mi, 'her şey herkes içindir.' Ekonomi yok, kendi kendine yeten bir sistem, insanların hepsi mutlu; mutlu olmayanlara kendilerinden değillermiş gibi davranıyorlar zaten. Böyle böyle kimi daha küçük kimi bunlara benzer çok güzel ortak noktalar var, insanı "ideal yaşam" gibi konularda sorgulamaya iten. Çünkü birazcık değiştirdiğinizde istediğinizden tam tersi sonuçlar alabildiğinizi de görüyorsunuz; dışardan başka birisi olarak baktığınızda, sanki sizin olmasını istediğiniz şeyi sağladığınızı zannettiğinizi de. Ufuk açıcı buldum o yüzden bu kitabı, ama eksiklikleri de yok değil tabi ki.
Şöyle bir durum var ki çok temel bir problemi çok yüzeysel çözmüş yazar burda. Herkesin iyi kalabilmesinin nedenini vatan sevgisine bağlamak ne kadar inandırıcı, benim açımdan hiç. Kanunların işleyişinden, ceza sisteminden, sisteme uymayan kötü insanlardan bahsediyor sayfalarca, ama sonra o kısmı "ama burası mükemmel bi yer olduğu için böyle vakalar yok denecek kadar az" noktasına getiriyor. Tahminim şu yönde, burası yaşayan cennet olduğu için her konuda olduğu gibi hukuk/adalet konusunda da mükemmel, dolayısıyla da hırsızlık, kötü gözle bakma, sarkıntılık, aç gözlülük, tembellik, itaatsizlik, cinayet vb her türlü suça karşı en adil cezayı veriyorlar. Ama yine şöyle bir şey var ki burası yaşayan cennet olduğu için bu suçların işlenme oranı çok çok az. Yazar dünyayı anlatırken bu iki taraftan da doruk noktasında olmasını istemiş ama bi tarafta öyle bi anlatıyo ki zannedersiniz it kopuk da oluyo yani her şehirde olduğu gibi. Ama yok onları sadece adaleti övmek için anlatmış aslında yokmuş. Kendiyle çelişiyo demicem ama okurken tuhaf gelmişti bana.
Toparlayalım hemen, bu kitabı okuyun. Özellikle öncesinde ya da sonrasında bir iki klasik distopik eseri de okursanız daha verimli olacağına inanıyorum. O sonda bahsettiğim hata da benim gözüme çarpan hata, ki o da devede kulak kalır. Gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum, ince bir kitap zaten. Koridor Yayınevi'ni de önericem buraya o baskısı burda yok.