"Bir hiç olmak üzücüdür, beyler. insanlar aranmak ister, dinlenmek ister, bir kez de olsa önemli olmak ister." Yıllar evvel izlememe rağmen hatırına geldi ve bir şeyler yazmak istedim bu film hakkında. Türkçesi 12 Kızgın Adam olmasına rağmen çoğumuzun 12 angri…devamı"Bir hiç olmak üzücüdür, beyler. insanlar aranmak ister, dinlenmek ister, bir kez de olsa önemli olmak ister."
Yıllar evvel izlememe rağmen hatırına geldi ve bir şeyler yazmak istedim bu film hakkında.
Türkçesi 12 Kızgın Adam olmasına rağmen çoğumuzun 12 angri men diye okuduğu filmdir aslında.Çekim teknikleri oyunculuklar o kadar zamanın ötesinde ki söyleyecek tek laf bulamıyorum bu konuda.
Film, bir mahkeme salonunda yargıcın pek de umursamaz bir biçimde, genç bir insanın hayatının 12 jüri üyesinin vereceği karara bağlı olduğunu söylemesi ile başlar.Çünkü genç adam babasını öldürmekle suçlanır ve cezası elektrikli sandalye ile idamdır.Dava görülmüş ve sonuç jüriye bırakılmıştır.Jüri üyeleri, bir odada, son bir oylama ile işlerinin biteceğini düşünürken film, tek bir oy ile davada göz ardı edilen ayrıntılarla ilgili sayısız tartışmayla devam eder.
Filmin çok seveni de olsa da sevmeyeni bir hayli fazla. Nedenini pek anlamış degilim ve bunu yersiz olarak buluyorum ama sonuçta herkesin kendi fikridir deyip geçiyorum hemen.
Film kendi içinde bir çok sembol bulundurmakla beraber bence en çok üstünde durulan konu öznellik.Dakikakalr ilerledikçe bütün juri üyeleri kendileriyle belli bir müddet baş başa kalıyor ve kendileriyle çelişme korkusundan olsa gerek oylarını değiştiriyorlar.Henry Fonda aslında diger juri üyelerine çocugun suçsuz oldugunu ikna etmeye çalışmaz yaptıgı şey suçsuz olabilecegi düşüncesini onların da değerlendirmesini sağlayıp kati karar vermemektir.Burada zıt düşünceler çatışmasını değil kesinlik ve şüphenin çatışmasını sunar bize yönetmen.
Çocuğun suçsuz olduğuna ikna edilmesi en zor olan ve dolayısıyla en sona kalan o huysuz adamdan bahsetmek istiyorum biraz da.
Kendisi narsist bir kişilik bunu bir şekilde anlayabiliyoruz.Filmin daha en başında sanki günümüz yaşlı amcalar gibi gününün gençlerini eleştirip duruyor. Hatta “Biz babamıza eskiden efendim derdik saygı gösterirdik şimdi böyle bir şey asla yok” diyor ve gününün gençlerini aşağılıyor.Karakterin çocuguyla arasının iyi olmadıgını da bir sahnede görmekteyiz.Adam hep çocuğunu kendisi gibi aşağılık bir şekilde büyütmek ister çünkü babası da onu öyle büyütmüştür.Gelenekçi olduğunu daha en başta adam belli ediyor.Bu baskıya ve yersiz tutuculuğa dayanamayan çocuğu da babasın çenesine yumruğu basıyor.Huysuz adamın son sahnede oğluyla kendinin fotoğrafını bir sinirle yırttıyor. söylenecek tek kelime yoktur artık,Bir tek o çocugun suçsuz olduğunu kabul edemez.Son sahnede "Guilty! Guilty! Guilty!" diye bağırırken bahsi geçen çocuğa demiyordur aslında,Kendi öz evladınadır bu sarf ettiği sözcükler.Daha sonra suçunu kabullenir,çocugunun böyle olmasının suçlusunun kendisi oldugunu anlar ve yargılanan çocuk hakkında "suçsuz, suçsuz,suçsuz"diyerek ağlamaya başlar.