Spoiler içeriyor
Kitabın özeti: | | | Rüyadan uyandığında muhtar ona bir iş verdi. Kendi dilini köyün çocuklarına öğretecekti. Bunun için eskiliklerden bir sınıf oluşturdular. Kitap defter almak için kente indi. Orda yaşlı bir kitapçıyla tanıştı. Kitapçı onun için 10 kitap seçti…devamıKitabın özeti:
|
|
|
Rüyadan uyandığında muhtar ona bir iş verdi. Kendi dilini köyün çocuklarına öğretecekti. Bunun için eskiliklerden bir sınıf oluşturdular. Kitap defter almak için kente indi. Orda yaşlı bir kitapçıyla tanıştı. Kitapçı onun için 10 kitap seçti ve babasından ona kalan bir denizci haritasıyla bir tılsım verdi. Bir gece handa konakladı, vali kendisini görmek istedi ona okul ihtiyaçlarını karşılayacakalrını söyledi ve ona birkaç mektup verdi. Ey benzerim ve sevgilim diye başalayan bu mektupları okudu. Kafasında kendi suratı dahil insan suretleri canlandıramıyordu. Ertesi sabah yüzünü aynada görebilmek için berbere gitti. Herhangi bir insan yüzü. Kitapları aldı bakkaldan alışverişini yaptı ve kamyon arkasında köyün yolunu tuttu. Muhtarla, getirdiği ilaçları Seyit'in evine bebeği için getirdi. Bebek henüz sıcaktı ama solumuyordu. Dönerken yol boyunca ağladı. Belki birçok ölü görmüştü ama bir bebeğin ölmesineydi ağlaması. Ertesi gün bebeği gömdüler.
Çocuklarla ilk derste onlardan bildikleri kelimeleri yazmasını istedi. Ders bittikten sonra odasında haritayı incelenecekti ama Halit ve İsmet geldiler. Halit buralı değildi İsmet'in de o kentteyken şimdiye kadar 3 bebeği ölmüştü. Çay içtiler bir ihtiyacın olursa biz karşılarız dediler ve çıktılar.
Sevgilisinden gelen mektupları okudu ona çektiği fotoğrafları sorunca yazmaktansa fotoğraf çekmeye karar verdi. Sonra haritayı açtı tekrar, inceledi ama bu bir labirentti. Anlayamadı.
Kendi kendine bir itiraf yaptı, denizdeki fırtınalardan korktuğunun itirafı. O bir kazazedeydi ama ne ıssız adadaydı ne de zindanda. Kazazede için iyi koşullar altındaydı. Öğretmendi. Sonraki derse hazırlandı ve çocuklara seslenmeye başladı.
Dün gece yarısı Halit tüfek sesine uyanmıştı hoca çocukları soruyordu. Ak kuş mu kara kuş mu? diye elinde tüfekle duruyordu. Halit ona otlar kaynattı. Belki bu bir nöbet, hastalık, belki düştü.
Salgında bebekler ölmeye devam etti. Bunun üzerine hoca valiliğe bir mektup yazdı ve Ramazan ile kente gönderdi. Derse girdi çıktı Ramazan bugün de dönmemişti.
4 gün sonunda güneş doğarken Ramazan geldi. Mektubu elinden almışlar, biz veririz demişler. O da cevabı almadan dönmemek için handa 4 gün kalmış ama parası bitince dönmüştü. Onlar da köydeki salgını biliyorlardı ama ne ilaç ne doktor vardı.
Okulu tatil etti. Batık gemiyi düşündü. Daha önce ölen tayfası uyku uyutmuyordu şimdi de ölen bebekler. Bakanlığa ve valiliğe mektup yazdı. Muhtara bu sefer bunları sen vereceksin dedi. Yazınca içini mi rahatlatmıştı yani? Görevini mi yapmıştı?
"Tanrım, var olmayan Tanrım, kime yakaracağım? Nerde bulacağım sorusunu cevabımın?"
4 gün sonra muhtarla cevap geldi. Bahar gelip yollar açılınca yollayacaklarmış sağlık görevlilerini. Bahar geldi, o zamana kadar bebekler öldü. Görevleri çocukları aşılayalım mı diye sordu. Öğretmen de ölen bebekleri de aşılayacak mısınız, açalım mı mezarları? dedi.
Halit ona mapusluk hikayesini anlattı. 2 Acem sınırı geçmek için o ve arkadaşından yardım istemişti. O gece ölü bulundular. Halitten bilmişlerdi evin inşaası da o yüzden yarımdı. Öğretmen sordu sürekli sen de orda mıydın, tetiği çektin mi, ellerindeki torbalarda ne vardı? Halit muhtarın kapısında büyümüşyü o sadece denileni yaptı ama sonra gitti bir süre gelmedi öğretmene.
Kente indi bir gün. Süryaniyi aradı ama yoktu. Kitaplarını yakmışlar o da toparlanıp gitmişti burdan, borcunu ödeyemedi.
Muhtarla bir müfettiş geldi. Yaptığı işleri beğenmişlerdi, artık okul tatil gidebilirsin dedi ona. Nereye gidecek bilmiyordu. Yola koyuldu, birden önünde Halit. Halit onu bir uçuruma götürdü elinde tüfek. İyice korkmuştu ama sonra bir tekne gösterdi. Kazazedenin teknesiydi ve Halit onu tamir etmişti. Öğretmen tam emin değildi bir denizci olduğundan fakat öyleydi belli ki. Bindi tekneye gitti, dağlardan sonra ırmaklar.
|
|
|
"Alaaddin geliyor. gece.
Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç."
Ferit Edgü gerçekten de Hakkari'de bulunmuş ve ben bu kitabı nasıl yazdığını düşünürken kitaptaki "O" bölümünden hareketle, Ferit Edgü'nün bu kitabı ilk sayfasında "O" yazan kitapçının verdiği 10'uncu kitap olan deftere yazdığını düşündüm. Aslında bu askerliğini öğretmen olarak yaptığı köyde o kış boyunca yaşadıklarıydı ama o kadar zaman ağır geçiyordu ki ne nerden geldiğini, ne nereye gideceğini unuttu bu yüzden kendine kazazede bir denizci dedi.
Ve fırtınalardan korkan bir denizci olmak bana daha birçok başka şey olabileceğini hatırlattı: savaştan korkan bir asker, ölümden korkan bir cerrah, karanlıktan korkan bir bekçi...