Spoiler içeriyor
Merhabalar! 😊 1998 Sundance Film Festivali'nde, En İyi Yönetmen ödülü kazanan ve sinemaseverlerin dikkatini çeken genç yönetmen Darren Aronofsky'nin Requiem For A Dream filmi hakkında yazacağım bu yazı biraz uzun olabilir çünkü bu film tüm hayatımı ve oluşmuş zihin düzenimi…devamıMerhabalar! 😊
1998 Sundance Film Festivali'nde, En İyi Yönetmen ödülü kazanan ve sinemaseverlerin dikkatini çeken genç yönetmen Darren Aronofsky'nin Requiem For A Dream filmi hakkında yazacağım bu yazı biraz uzun olabilir çünkü bu film tüm hayatımı ve oluşmuş zihin düzenimi altüst etti.
Yönetmen, ilk uzun metrajlı filmi olan Pi'yi (1998) çekmek için aile dostları ve arkadaşlarından yüzer dolar borç alarak filmi çekmiş. Yönetmenin ilk filmi olan Pi, yönetmenin gelecek vadeden ve psikolojik gerilim türünün önemli ustalarından biri olacağının sinyalini vermişti.
Pi filmini izlediğim zaman, film beni epeyce etkilese de yönetmeni araştırmak aklıma pek gelmemişti. Şimdi, Requiem For A Dream filmini izledikten sonra yönetmeni araştırdığımda ve Pi filminin yönetmeni de olduğunu görünce hem şaşırdım hem de çok etkilendim. Çünkü Pi filmi de benim için ender ve özgün bir filmdi. Yakın zamanda hem Pi filmini tekrar izlemek ve yönetmenin de diğer filmlerini izlemeyi umut ediyorum.
Gelgelelim filme.
Sene 2000'i gösterirken Darren Aronofsky'nin, filmin senaryosu Hubert Selby Jr.'ın aynı adlı romanından uyarlanarak ve eserin sahibi ile yönetmenin beraber çalışması sonucu Requiem For A Dream beyazperdede yayınlandı. Film aynı zamanda yönetmenin ikinci filmidir.
Film, temelde dört bireyin bağımlılıkları ve bağımlılıklarının tehlikeli sonuçları üzerine işlendi. Ana karakterimiz olan Harry Golfarb, Harry'in annesi Sara Goldfarb, Harry'in yakın arkadaşı Tyrone C. Love ve son olarak Harry'in kız arkadaşı Marion Silver. İşte tüm karakterlerimiz bunlar ve hepsinin yaşamı, zihni, ruhu derin bir kuyu gibi.
Karakterleri tanımak izleyici için çok önemli ve şimdi biz de karakterleri bir mercek altında inceleyeceğiz. Tıpkı edebiyattaki natüralizm gibi.
Sara Goldfarb:
Filmde tanıştığımız ilk karakter olan Sara, kocasının vefatından sonra yalnızlaşmış ve günlerini televizyon ile geçiren, tek başına yaşayan yaşlı bir kadındır. Filmde hayatının tek varlığı olarak adlandırdığı oğlu Harry'in ise eve pek uğramadığını ve Sara'nın daha yalnız ve daha hastalıklı bir dünyada mahkum olmasına bunun neden olduğu söyleyebiliriz. Sara'nın tek sosyal çevresi, apartmanının önünde güneşlenen komşularıdır. Televizyonda izlediği yarışmaya katılmaya hak kazanmasıyla karakterin içinde bir umut belirir ve kırmızı elbiseyi giyebilmek ve görünümünü değiştirmek onun için bir motivasyon hâline gelir. Ancak zayıflamak için kullandığı haplara bağımlı hâle gelir ve acı gerçeğin karakterin yüzüne çarpması hazin sonunu getirir. Filmde beni en çok etkileyen karakter olduğunu söyleyebilirim.
Harry Golfarb:
Sara'nın oğlu olan Harry, filmin ilk dakikalarında annesinin televizyonunu uyuşturucu için satması karakterin zaten bağımlı olduğunu izleyiciye açıkça göstermektedir. Harry'in aslında yaşam için çabaladığını, annesi için yeni bir televizyon almak ve sevgilisinin kendi yaptığı kıyafetleri satabileceği bir dükkân açma isteği aslında birçok hayalinin olduğunu bizlere gösterir. Fakat bağımlı olduğu uyuşturucu, onu hayallerinden ve sol kolundan koparacaktır. Son sahnede karakterin bu acı gerçekle yüzleşmesi aynı zamanda izleyici için de epey önemlidir.
Marion Silver:
Morion Harry'in kız arkadaşıdır. Harry ile konuşmasından ailesi ile arasının iyi olmadığını anlıyoruz. Geçmişte mutlu olmak için uğraştığını fakat mutlu olamadığını, mutluluğa ulaşmaya çalışmasını izliyoruz. Harry onun için değerlidir ve bu mutluluk yolunda onunla ilerleyeceğini düşünüyor. Marion uyuşturucu bağımlısı olduğunu inkar etsede filmin sonunda fahişelik yaparak para kazanıp, uyuşturucu almasını ve yeni hayata başladığını görüyoruz.
Tyrone C. Love:
Tyrone, Harry'in yakın arkadaşıdır. Annesiyle çocukken iyi bir yaşam yaşamadıklarını geriye dönüş tekniğiyle izler ve anlarız. Tyrone annesine ileride çok başarılı olacağını ve her şeyin çok güzel olacağına dair sözler verir. Filmin sonunda bu karakterin de hayallerinin yıkıldığını ve acısını hissederiz.
Filmde beni en etkileyen şey, filmin son dakikalarında tüm bu karakterlerin "cenin pozisyonu" alarak en güvenli alan olan anne rahmine dönme uğraşlarını izleriz. Bu inanılmaz etkileyici ve duygusaldı.
Peki filmdeki mevsimlerin anlamı neydi?
Yaz, sonbahar, kış...
Yaz mevsimi, kişilerin ileriye dönük hayallerini kurdukları bölümü.
Sonbahar mevsimi, kişilerin hayallerinin gerçekleşmeyecek ve ulaşamayacak olduklarını anladıkları bölüm.
Kış mevsimi, kişilerin önceki durumlarından daha kötü durumda olduklarını izleten bölüm.
Sinema da portakal pek de iyiye alamet sayılmaz. Bu bilgiyi ben de yeni öğrendim. Bu filmde de portakal, ölüm ve tehlikenin yakınlarda olduğuna işaret verir. Yani aslına izleyiciyi uyaran bir semboldür.
Filmle ilgili şöyle bir yazı da okudum:
"Darren Aronofsky, oyuncuların performanslarında şiddetli arzuyu gerçek gibi yansıtmalarını istediği için Jared Leto ve Marlon Wayans’tan Tappy Tibbons kurallarını uygulamalarını istedi. Yani ikili otuz gün boyunca hiç şeker kullanmadı, kırmızı et yemedi ve seks yapmadı."
Şimdiye kadar beni en çok etkileyen film oldu. Film bittiğinde hüngür hüngür ağlıyordum ve kendimi sanki onlar çok yakınımdaki insanlarmışcasına ve onların hayal ve hayatlarının çöküşünü izliyor, tanık alıyor gibi hissettim.
Sonuç olarak şöyle diyebiliriz; biri onurunu yitirdi, öteki akıl sağlığını yitirdi, diğeri hayallerini yitirdi, beriki özgürlüğünü kaybetti.
Filmde en sevdiğim replik:
"Ben artık önemliyim. Herkes beni seviyor. Yakında milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden ve babandan bahsedeceğim. Bize nasıl iyi davrandığını. Hatırladın mı? Bu, sabahları uyanmak için iyi bir sebep. Kırmızı elbiseye girmem için, kilo vermem için bir sebep. Gülümsemem için bir sebep. Yarını çok güzel gösteriyor. Elimde ne var? Neden yatağı yapıp bulaşıkları yıkayayım? Yapıyorum ama neden yapayım? Yalnızım. Baban gitti, sen de gittin. Bakacak kimsem kalmadı. Elimde ne var? Yalnızım ve yaşlıyım.
"Arkadaşların var."
"Aynı şey değil. Bana ihtiyaçları yok. Hissettiklerimden hoşlanıyorum. Kırmızı elbiseyi, televizyonu, babanı ve seni düşünmekten hoşlanıyorum.
Artık güneşe çıktığımda gülümsüyorum."
Evet, aslında film ile ilgili anlatacak daha pek çok şey var ve eminim benim de film izlerken kaçırdığım pek çok ayrıntı vardır.
Mutlaka filmi izlemenizi öneririm ve bu mükemmel filmin soundtrack'ni mutlaka dinlemelisiniz.
https://m.youtube.com/watch?v=m2G7F_1uLok
Son olarak, bana filmler önerirseniz size minnettar olurum. İyi günler dilerim. 😊