Taktiksel ve felsefi bir anime arayanlar BURAYA Bahsettiğim animenin incelemesi sonunda geldii :) final haftası olduğu için biraz gecikti, iyi okumalar — Genel Bilgi — Açıkçası, kendimi bildim bileli herhangi bir eseri bir oturuşta bitiremeyen biriyim. İzleme süresi uzadıkça esere…devamıTaktiksel ve felsefi bir anime arayanlar BURAYA
Bahsettiğim animenin incelemesi sonunda geldii :) final haftası olduğu için biraz gecikti, iyi okumalar
— Genel Bilgi —
Açıkçası, kendimi bildim bileli herhangi bir eseri bir oturuşta bitiremeyen biriyim. İzleme süresi uzadıkça esere alışmaya başlıyorum ve alıştıktan sonra fark ettiğim eksiklikler sebebiyle bir süre sonra içten içe sıkılıyorum. Bu dürtüyü kontrol etmek elimde değil lakin bu dürtünün tetiklenmesine izin vermeyen birkaç farklı anime ve kitabı tecrübe etme şansına eriştim. Tahmin edebileceğiniz gibi Arslan Senki’de bu eserlerden biri :) Ciddi anlamda akıcı bir anlatıma ve hızlı bir olay örgüsüne sahip olan bu anime, hem felsefi açıdan sorduğu sorularla, hem gerçek bir liderin nasıl olması gerektiği konusuna getirdiği bakış açısıyla hem de orduların savaş stratejisinin oluşturulma sürecini etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarabilmesiyle, sürükleyici ve ORİJİNAL bir eser olmayı başarmış gibi duruyor.
Ayrıca, beni final haftası kendine kitlemeyi başarmasıyla alkışı hak ettiğini düşünüyorum :D
Hadi alt başlıklara geçelim:
— Orijinal Dedik O Kadar —
Açıkçası bu animede beni ekrana kilitleyen iki şey vardı: Bunlardan ilki, Hiç kimsenin üstün bir yeteneğinin olmaması. Bu durum sebebiyle, savaşlarda stratejinin zafer elde etmek için kilit bir etmen olması durumu beni bu animeye kilitleyen ilk etmen oldu. Taktiklerin yanında ordu içerisindeki hainlerin belirlenmesi ve savaş anında bu hainlere verilen yanlış bilgiler üzerine kurulan planlar ile de savaşlarda üstünlük elde edilmesi ekrana olan bağımlılığımı arttırdı diyebilirim.
Sürükleyicilik hakkında birçok şey söyledim lakin “ORİJİNAL” dememe rağmen orijinal tarafı ile ilgili hiçbir şey söylemedim şu ana kadar. Kendimce pastanın vişnesini sona sakladım diyebilirim. Bu animeyi benim gözümde özel yapan şey savaşları veya stratejilerinden çok felsefi olarak bir farkındalığı barındırması. Köleler ve Efendiler üzerinde düşünceler ile başlayan sorgulama, insanın herhangi bir inanca körü körüne bağlanma ihtiyacına “ yobazlığa “, sadakate, insanın hayattaki konumu, değişime ve hak etme durumunun anlamı gibi birçok soyut alan hakkında da fikirler içeriyor. Bu sorgulamalar başkarakterimiz üzerinden izleyiciye sunuluyor. Bu sayede düşünceleri ve fikirleri önyargılardan uzak bir şekilde inceleme şansına erişiyoruz. Ki bu durum zaten beni ekrana kilitleyen ana etmen oldu. Kendimi bir anda kölelik üzerine düşünürken birkaç bölüm sonra da sadakat üzerinde düşünürken buldum.
Her kötü karakteri ile bir felsefeyi aktarmaya çalışması alkışı hak etse de, asıl alkışı bütün ezberlenen kuralları bozan bir çocuğun lidere dönüşme sürecini başarılı bir şekilde ele almasıyla kazanıyor benim gözümde. Size bir sır yan karakterler de boş değil :)
— Beni etkileyen noktalar —
Kesinlikle yan karakterleri o kadar orijinal ve o kadar canlılar ki gerçek bir insan olduklarına kısa sürede inanıyorsunuz. Bunun temel sebebi ise hepsinin zamanla ve adım adım değişen inançlara sahip olması, bunun yanında bu değişime izlerken şahit olmanız. Stüdyo görsel ara ara bu karakterler ile ilgili değişimleri size aktarmaktan çekinmese de yan karakterlerin diyalogları bile bu değişime göre yazıldığı için dikkat etmeseniz bile bir şekilde hissediyorsunuz.
— Kötü Yanları Nelerdi —
Ne kadar etkileyici konulara dokunsa da bu konuları yüzeysel bir şekilde ele alıyor. En azından bazı felsefi konular hakkındaki farklı bakış açılarının ana karakterde çarpıştığını görsek güzel olabilirdi. Lakin bu iyi olması için bir öneri oldu :) kötü tarafı savaşta kullanılan taktikler son birkaç bölümde tekrar kullanılıyor ve bu tekrar noktası, sıkıldığımı hissettiğim tek nokta oldu.