Buraya uğrayıp eserlere yorum girmeyeli uzun zaman oldu. O yüzden, başlamadan önce merhaba. Aslında kitapları yorumlamayı daha çok seviyorum çünkü benim için söyleyecek daha çok şey bırakıyorlar. Kitabını çok kısa bir süre önce bitirmeme ve bana verdiği çok fazla alt…devamıBuraya uğrayıp eserlere yorum girmeyeli uzun zaman oldu. O yüzden, başlamadan önce merhaba.
Aslında kitapları yorumlamayı daha çok seviyorum çünkü benim için söyleyecek daha çok şey bırakıyorlar. Kitabını çok kısa bir süre önce bitirmeme ve bana verdiği çok fazla alt metin olmasına rağmen nasıl bir yorum girmem gerektiğini bulamadığım ve filmini de çok taze bitirdiğimden dolayı ikisini kendi çapımda karşılaştırarak film üzerinden yorumlayacağım.
Kitabın fizikselleşmiş hali bence tam olarak bu film, diyebilirim tereddütsüz. Ancak kitap benim için duygular ve insanları anlatıp çok fazla farklı bakış açısı kazandırmışken, filmi aşk ve insanlar ile kısıtlı bir pencere açtı sadece. Yani kitap Gurur ve Önyargı'ydı ve ardından Elizabeth'in bahsettiği gibi taşrada bile incelenebilecek bir sürü insan psikolojisini verdi, filmi ise Aşk ve Gurur'du.
Her kitap uyarlamasında olduğu gibi daraltmalarla kurgu çerçevesine sığdırılmaya çalışılırken olaylar tam anlamıyla kitaptaki gibi tabii ki değildi ama senaryoya dahil edilenlerle izlediklerim neredeyse dejavu olabileceğim kadar da aynıydı. Özüne asla dokunulmamıştı ve bu günümüzün yozlaşmış uyarlamalarında çok bulamayacağımız, değerli bir şey.
Kendi okuyarak gözümde canlandırdığım dönem İngilteresi ve filmde aktarılanlar benim için çok farklıydı. Dönemlere dair çok bilgim olmadığını düşünüyorum ve çok da dönem filmi ve dizisi izlemiyorum. (Sevmeme gibi bir durumum yok sadece önceliklerim farklı galiba. 😅) Bu nedenle hayalime düşen görüntülerdense bu filmin yansıttıklarını tercih ederim çünkü mükemmeldi. Ara ara durdurup etraftaki mobilyaları ve duvar kağıtlarını incelediğim çok oldu. Hele Leydi Catherine de Bourgh'un Rosings Malikanesi davetinde gördüklerim beni en çok şaşırtanlardı. Malikaneyi hiç öyle abartılı ve harika hayal etmemiştim. Belki de her şeyi sade sevmemden de kaynaklıdır bu, bilemedim şimdi.
Beni hayal kırıklığına uğratan şey Mr. Bingley oldu ama yaptıklarıyla değil. Ona kitapta çok kızdım o yüzden burada kızmayacağım. Mr. Bingley'i, Mr. Darcy gibi biraz daha olgun okuduğumu hatırlıyorum, belki de kitapta da bu şekildedir ben onu görmek istediğim gibi görmüş de olabilirim fakat biraz çocuk gibiydi bence filmde.
Son olarak benim için filmi çekici kılan noktaysa, Elizabeth ve Mr. Darcy arasındaki etkileşimin vurgulayıcılığıydı. O yüzden buradan kameramana yüksek sesli alkışlar gönderiyorum. 👏🏻 Romantizmi tek başına izlemeyi ya da okumayı çok sevmiyorum. Benim için onun bir fantastizm, polisiye, psikolojik-gerilim ya da bir genç-kurgu içinde yer alması gerekiyor. Çünkü diğer olaylarla birlikte kurguya farklı bir dinamizm katıyor. Yani genel olarak romantizmi diğer türler içerisine serpiştirilmiş biçimde okumayı, izlemeyi seviyorum ancak salt romantizm sevenler için harika bir film olacağından şüphem yok.
Yorumumu sonlandırmadan önce kitaptaki sevdiğim bir kısmı buraya bırakmak istiyorum:
"Benim de kusurlarım var, ama akılla ilgili olmadıklarını umarım. Yaradılışımı savunacak değilim... Sanırım pek sevimli değil... Herkesin hoşuna gidecek kadar değil. İnsanların ahmaklıklarını, kötülüklerini gereğince çabuk unutamıyorum ya da bana yönelik kabalıklarını. Kimse duygularımı kolay kolay kışkırtamaz. Yaradılışım için kinci diyebiliriz belki... Birinden bir kez soğuyunca ilelebet soğurum."