Spoiler içeriyor
Sunuş bölümündeki Deniz Erksan'a ait yazıda şöyle bir söz geçiyor: "Bir çocuk filminin son sekansında, bana çok yakın gelen bir cümle duymuştum: 'İki tür hikaye vardır,' diyordu filmin esrarengiz sihirbazı. 'Gerçek hikayeler, ve gerçek olması gereken hikayeler.' Bu izlediğiniz ikinci…devamıSunuş bölümündeki Deniz Erksan'a ait yazıda şöyle bir söz geçiyor:
"Bir çocuk filminin son sekansında, bana çok yakın gelen bir cümle duymuştum: 'İki tür hikaye vardır,' diyordu filmin esrarengiz sihirbazı. 'Gerçek hikayeler, ve gerçek olması gereken hikayeler.' Bu izlediğiniz ikinci tür hikayelerdendi.
J.R.R. Tolkien'ın kült eseri Yüzüklerin Efendisi'nde ikinci tür hikayelerden biri, belki de en güzeli anlatılmakta."
Bu söz gerçekten çok doğruydu. Kanımca çoğu fantastik evren bu kategoriye dahil iken Yüzüklerin Efendisi ise en başını çekiyor bu listenin. Neden mi? Öncelikle şunu belirteyim Yüzüklerin Efendisi bir ütopya değil. Hatta ve hatta orta dünyanın yaşadığı kargaşalar; bazı yerlerde günümüz dünyasını bile hatırlattı bana. Kötülük, savaş, ırkçılık...
Tolkien bir nevi kendi mitolojisini yaratmış bence. Satırları okurken aklıma Yunan Mitolojisi'ndeki savaşlar, güçler vs geldi. Çoğu insanın gerçek olmasını istediği, bazı insanların inandığı mitolojilerden sadece biri -benim en çok hakim olduğum mitoloji olduğu için öyle örneklendirdim.
Şahsen ben okurken gerçek olmasını istedim çünkü sihir... yani kim sihir görmek istemez ki? (Hobbitlerin sihirli bir şeyler görme merakı gibi biraz benimki de.) Tarihimizde gerçekten böyle sihirle dolu bir savaş olsa daha güzel olurdu. En azından iyilerin birlik olup kötülerle savaştığı bir savaş olurdu. Biz ise ne iyi ne kötü olan insanlarla, onlarla aynı iyilik-kötülük dengesizliğindeki diğer insanların savaşını yaşadık, yaşıyoruz. Kötülüğe, karanlığa karşı hepimiz birlik olabilirdik oysa ki... ama kendimiz kötülüğü yaratmayı seçtik.
▪︎
"Dünya gerçekten tehlikelerle dolu ve içinde bir sürü karanlık yer var; lakin nice güzellik de hala hayatta ve artık bütün topraklarda içine keder karışmış olsa da, belki daha bile çok serpiliyor sevgi.
Aramızda Gölge'nin yine çekileceği ve huzurun yeniden geleceği şarkıları söyleyenler var. Yine de, ben etrafımızdaki dünyanın bir daha eskisi gibi olacağını veya güneş ışığının önceki zamanlardaki gibi parlayacağını zannetmiyorum."
▪︎
Yüzüklerin Efendisi birinci kısım olarak geçen bu kitap, içerisinde iki kitaba ayrılıyor. Birinci kitapta hobbitlerimizin macerasının ilk kısmı anlatılıyor.
Bilbo yüz on birinci yaş günü şerefine büyüüük bir parti düzenliyor. Bu partiye birçok kişiyi davet ediyor. Akrabalar, eş dost, Gandalf... Partide yaptığı uzun ve düşündürücü açıklamalardan sonra ise birden yok oluyor ortadan. Hobbit kitabını okuyanlar bilir hırsız hobbitimizin yeteneğini... Ya da yüzüğünü diyelim. Ardından o gün Hobbitköy'den ayrılıyor. Yaşı oldukça ilerlediğinden bir macera istiyor canı kısaca. Gandalf'ın zoruyla yüzüğü, kendi rızası ile de kalan varlığını Frodo'ya bırakıyor. Böylelikle yeni yüzük taşıyıcısı görevini Frodo üstleniyor.
Orta dünyada ise işler gittikçe karışmakta. Karanlık güç gittikçe güçleniyor, destekçileri ve müttefikleri artıyor.
Ardından Shire'da biraz geçen sakin (!) yıllarının ardından Yüzük Taşıyıcısı Frodo'nun harekete geçme zamani geliyor. (Bunun olmasının en büyük etkeni elbette karanlığa çalışan süvarilerin her yerde Baggins'in izini sürmesi. En sonunda ise Shire'a kadar yaklaşmaları.) Sadık dostları Sam, Pippin, Merry onu yalnız bırakmıyor elbette!
İkinci kitapta ise Elrond'un evinde bazı kararlar alınıyor. Bunun üstüne Yüzük Kardeşliği oluşuyor. 9 kişi olması kararlaşan bu yolculukta yoldaşlar şöyle: Frodo, Sam, Gandalf, elfler adına Legolas, cüceler adına Gimli, insanlar adına Aragorn, Boromir, Merry ve Pippin.
Ve yüzük güneye doğru harekete geçiyor.
▪︎
9/10