Spoiler içeriyor
27 Şubat 2023 tarihinde başladım. 09 Mart 2023 tarihinde bitirdim. 🔎 Mektuplaşma tarzı olan bir kitaptı. Dosto'nun okuduğum üçüncü kitabı oldu. İlk eseriymiş. 🔎 Arkadaşlar, kitabın sonundaki kısımdaki çığlığı duydum ya. Hani nasıl desem, "Gitme Varvara, yalvarırım gitme" diyen bağıran…devamı27 Şubat 2023 tarihinde başladım.
09 Mart 2023 tarihinde bitirdim.
🔎 Mektuplaşma tarzı olan bir kitaptı. Dosto'nun okuduğum üçüncü kitabı oldu. İlk eseriymiş.
🔎 Arkadaşlar, kitabın sonundaki kısımdaki çığlığı duydum ya. Hani nasıl desem, "Gitme Varvara, yalvarırım gitme" diyen bağıran sessiz bir çığlık vardı o mektuplarda. Varvara'nın bütün mektupları öylece bırakması... Ya omurga gerçekten önemli.
🔎 Üzülme Davuşkin, sen çok daha iyilerine layıksın.
🔎 Parayı veren kızı s... şey, kızı alır. Bu mu ya gerçekten? Hayat bu mu he. Allah belanızı versin. Yemin ediyorum. Yalnızca satılık şeyler satın alınır, sadece fiyatı olan şeyler satılır. Değersiz olmak gerek. Bir değeriniz olmadığında sizi satın alamazlar. Değersizim artık. Bir değerim yok.
"Sizin tuhaf bir karakteriniz var Makar Alekseyeviç! Her şeyden çok aşırı etkileniyor kalbiniz; bu yüzden de hep mutsuz bir insan oluyorsunuz. Bütün mektuplarınızı dikkatle okuyorum ve her mektubunuzda benim için acı çekip kaygılandığınızı, benim bile kaygılanmadığım kadar kaygılandığınızı görüyorum. Sizin iyi kalbiniz için her şey söylenecektir elbette, ama ben onun çok aşırı iyi olduğunu söyleyeceğim. Size dostça bir öğüt vereyim, Makar Alekseyeviç. Size minnettarım, her şey için çok minnettarım, bana yaptıklarınız için minnettarım, bütün bunları çok iyi anlıyorum; o yüzden takdir edersiniz, sizi şimdi, bütün bu dertlerinizden, benim ister istemez sebebi olduğum dertlerinizden dolayı bu halde görmek beni nasıl etkiliyor; artık sadece benim yaşayışımla –mutluluklarımla, acılarımla, öfkelerimle– yaşadığınızı görmek beni etkiliyor! Eğer başkasının olan her şeyi insanın kalbine alması ve aynı güçte hissetmesi mümkün olsaydı, doğrusu, insan bundan en mutsuz insan olurdu. Bugün, siz işten sonra bize geldiğiniz zaman, sizi görür görmez ürktüm. O kadar solgun, tedirgin, umutsuzdunuz ki, yüzünüzden düşen bin parça olmuştu, bana başarısız olduğunuzu anlatmaktan korktunuz, beni üzmekten, tedirgin etmekten korktunuz, kalbinizden her şey uçup gitti. Makar Alekseyeviç! Hüzünlenmeyin, kederlenmeyin, daha sağduyulu olun, rica ediyorum, yalvarıyorum size bunun için. Göreceksiniz, her şey iyi olacak, her şey daha iyi olacak; yoksa sizin yaşamanız güçleşecek, başkasının acılarıyla sonsuz kederlenir acı çekersiniz. Hoşça kalın, dostum; yalvarırım size, benim için çok kaygılanmayın."
🔎 Bak bak bak bak... Laflara bak. Neymiş efendim, minnettarmış da, yok efendim sebebi olduğu dertlerden ötürü onu öyle görmesi onu etkiliyormuş da... Şöyletmiş de böyleymiş de... Lan adam öldü senin yüzünden. "Bu mutsuzlukla yaşayamam" dedi. Allah belanı versin Varvara.
🔎 Son mektubu da buraya bırakıp gidiyorum arkadaşlar. Ama sadece mektubu değil, kalbimi de bırakıyorum. Kitabın sonu zaten burası. Sanırım Davuşkin bu mektubu yazdıktan sonra nefesi kesilmiş bir halde yere yığıldı. Acaba ona ne oldu? Nasıl yaşadı şunları yazdıktan sonra? Aldığı her nefes içini nasıl acıttı? Bir de Varvara'nın evine taşınıyordu... İçim acıdı ya 🥺🥺.
"Canım Varenka, Güvercinim, Paha Biçilmezim,
Sizi çağırıyorlar, siz de gidiyorsunuz! Ama şimdi sizi benden alacaklarına, göğsümden kalbimi söküp alsalardı daha iyi olurdu! Nasıl yapıyorsunuz bunu! Hem ağlıyorsunuz, hem de gidiyorsunuz?! İşte sizden mektubu az önce aldım, gözyaşından sırılsıklam. Demek, gitmek istemiyorsunuz; demek, sizi zorla götürüyorlar, demek, bana üzüldünüz, demek, beni seviyorsunuz! Nasıl olacak, kiminle olacaksınız artık? Sizin küçük kalbiniz hüzünlü, bulanık ve soğuk olacak. Keder yiyip bitirecek onu, hüzün parçalara ayıracak. Öleceksiniz orada, orada ıslak toprağa koyacaklar sizi; sizin için ağlayacak kimse olmayacak! Bay Bıkov hep tavşan kovalayacak... Ah, canım, canım! Ne diye bu kararı verdiniz, nasıl böyle bir önlem almaya karar verebildiniz? Ne yaptınız, ne yaptınız, kendinize ne yaptınız! Orada sizi mezara götürüyorlar; sizi perişan edecekler orada, küçük meleğim. Canım, siz zaten tüy gibi zayıfsınız! Peki ben neredeydim? Ne diye burada durup aptal gibi, seyrettim! Nasıl oluyor da ateşlenmiş bir çocuğun sayıklamalarına kulak asmadım. Ama ben aptalım. Hiçbir şey düşünemedim. Hiçbir şey göremedim. Sanki bütün bunlar olması gereken şeylerdi; sanki benimle ilgisi yoktu; bırakmış farbala peşinde koşuyorum!.. Hayır, ben, Varenka, karşı koyacağım; yarın, belki de, iyileşeceğim, o zaman karşı koyacağım!.. Canım, ben, tekerleğin altına atacağım; sizin gitmenize izin vermeyeceğim! Hayır, gerçekten de bu nedir böyle? Ne hakla oluyor bütün bunlar? Ben de sizinle geleceğim; arabanızın arkasından koşacağım, eğer beni almazsanız gücümle koşacağım, ruhum bedenden ayrılıncaya dek. Ama nereye gittiğinizi biliyor musunuz, nereye gidiyorsunuz, canım? Belki de bilmiyorsunuz bunu, bana sorsanıza! Orası bozkır, bir tanem, orası bozkır, çırılçıplak bozkır; işte tıpkı benim çıplak avucum gibi! Orada duygusuz kocakarıyla okumamış adam, sarhoş sarhoş gezer. Orada artık ağaçların yaprakları dökülmüştür, yağmur vardır, soğuktur; ama siz oraya gidiyorsunuz! Tabii, Bay Bıkov’un orada işi varmış; orada tavşan peşinde koşacak o; peki ya siz? Siz bey karısı olmak istiyor musunuz, canım? Ama, siz çocuk meleğimsiniz benim! Bir baksanıza kendinize, bir bey karısına benziyor musunuz?.. Böyle bir şey nasıl olur, Varenka! Kime mektup yazacağım ben, canım? Evet! Siz bir düşünsenize bakalım, canım, şimdi bu adam kime mektup yazacak? Kime canım diyeceğim ben; böyle sevgi dolu bir isimle kime sesleneceğim? Sonra sizi ben nerede bulacağım, küçük meleğim? Ben öleceğim, Varenka, hemen öleceğim; benim kalbim kaldırmaz böyle mutsuzluğu! Ben sizi, Tanrı’nın gün ışığı gibi sevdim, öz kızım gibi sevdim, sizi hep sevdim, canım, bir tanem! Ve ben bir tek sizin için yaşıyordum! Çalışıyordum, evrak yazıyordum, gidip geliyordum, geziyordum, gözlemlerimi kâğıda aktarıyordum dostça mektuplar şeklinde, bütün bunlar, canım, siz burada, karşımda, yakında yaşadığınız içindi. Siz, belki de bilmiyordunuz bunu, ama bütün bunlar böyle oldu! Evet, dinleyin canım, siz bir tartın bakalım, sevgili güvercinim, nasıl olur, siz nasıl bizden kaçıp gidersiniz? Bir tanem, gidemezsiniz, olmaz; basitçe, kesinlikle, olamaz böyle bir şey! Zaten bakın yağmur yağıyor, siz de zayıfsınız, üşütürsünüz. Arabanız su alır; kesinlikle su alır. Şehir kapısından çıktığınız anda, kırılır; kasten kırılır. Zaten bu Petersburg’da rezil arabalar yaparlar! Bütün bu arabacıları bilirim; hepsi fason çalışır, oyuncak gibi süslerler arabaları, ama dayanıksız yaparlar! Yemin ederim, kasten yaparlar! Canım, ben, Bay Bıkov’un önünde dizlerimin üstüne çökerim; ona kanıtlayacağım, her şeyi kanıtlayacağım! Siz de canım, siz de kanıtlayın; mantıklı bir şekilde kanıtlayın ona! Burada kalacağınızı ve gidemeyeceğinizi söyleyin!.. Ah, neden bu adam Moskova’daki tüccar kadınla evlenmedi? Gitsin orada onunla evlensin! Tüccar kadın ona daha çok yakışır; bunu da çok iyi biliyorum! Ben de sizi burada tutardım. Ondan size ne canım, Bıkov’dan size ne? Birdenbire nasıl o sizin için değerli oldu? Belki de, siz size hep farbala alıyor diye, belki de sırf bu yüzden ilgi duydunuz! İyi de nedir bu farbala? Ne işe yarar farbala? Tam bir saçmalık bu, canım! Burada insan hayatından bahsediyoruz, ama canım, siz kalkmış, ıvır zıvıra takılıyorsunuz – farbala’ymış; farbala budur, canım – ıvır zıvırdır. Hem ben size bizzat, maaşımı alır almaz, farbala alırım; size alırım onu, canım; o dükkân ahbabımdır zaten; maaşı alıncaya kadar bekleyin beni, çocuk meleğim benim, Varenka! Ah, Tanrım, Tanrım! Ama siz kesinlikle bozkıra gidiyorsunuz Bay Bıkov’la, dönmemek üzere gidiyorsunuz! Ah, canım!.. Hayır, bana yine yazın, bana yine mektupla yazın her şeyi ve gittiğiniz zaman, oradan mektup yazın. Yoksa, yoksa göksel meleğim benim, bu en son mektup olacak; fakat asla olamaz, bu en son mektup olamaz. Yani siz, nasıl olur, böyle birdenbire, sahiden, kesinlikle en son mektup bu! Ama olamaz, ben yazacağım, siz de yazacaksınız... Benim üslubum da daha yeni şekillenmişti... Ah, bir tanem, ne üslubu! Zaten artık ne yazdığımı bile bilmiyorum işte, hiç bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum, tekrar okumuyorum da, üsluba da özen göstermiyorum, yazıyorum sırf yazmak için, sırf size daha çok yazmak için... Güvercinim benim, bir tanem, canımsınız benim!"
10/10 🌟🌟