Bilge Karasu'dan okuduğum ilk kitaptı. Kitap okumak, yazmak, iletişim, hayvan sevgisi, dostluk gibi farklı günlük konularda denemeler içeriyor. Yazar oldukça günlük konuları derinlemesine işlemiş ama yine de okurken yazarla sanki sohbet edermiş havası veriyor. Çokça ara cümlelerden oluşuyor ve bu…devamıBilge Karasu'dan okuduğum ilk kitaptı. Kitap okumak, yazmak, iletişim, hayvan sevgisi, dostluk gibi farklı günlük konularda denemeler içeriyor. Yazar oldukça günlük konuları derinlemesine işlemiş ama yine de okurken yazarla sanki sohbet edermiş havası veriyor. Çokça ara cümlelerden oluşuyor ve bu da sanki sohbet ederken zihin akışımızı takip ettiğimizde olduğu gibi konudan konuya atlamaya benziyordu. Kendimi, anlatacak çok şeyi olan bir arkadaşımla sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Diğer kitaplarını da mutlaka okumayı düşünüyorum ve bu kitabı da meraklılarına tavsiye edebilirim.
Sevdiğim kısımlardan birkaç alıntı:
"Benim/Bizim İçin Yeni'nin bir başka türünün de, bizi ilgilendirmeyecek bir şey olması gerekir bu yazının çerçevesi içerisinde: Herkesin bildiği bir şeyi benim/bizim bilmemiz durumu... Böyle bir şeyden haberimiz olunca şaşırabiliriz. O güne değin bilmemiş olmamızdan ötürü bize yeni görünen bir şey... Yaşımız, kişilik yapımız ya da "bilinmesi gerekenler" konusundaki tutumumuza bağlı olarak bu bilinmediğin ortaya çıkışı bizi değişik biçimlerde tepki göstermeye götürür: Utanabiliriz, öfkelenebiliriz; bu "yeniliği" küçümseyebilir ya da bilmemeye katlanamayarak (haberimiz varmış gibi davranarak) -şu son tutum, genellikle, bilinmedikle karşılaşma anından biraz sonra, bir "kendini toparlama" evresinin belirtisi olarak ortaya çıkar- türlü bağlam ilişkilerinden yararlanmaya bakıp bu işi daha iyi anlamaya çalışabiliriz; ya da, bilmediğimiz bir şey olduğunu anlar, merak eder, öğrenmeye karar veririz. "Benim İçin (Bizim İçin) Yeni" bir şeyin varlığı, birtakım çerçeve-bilgiler açısından bir eksikliğimi(zi) gösterir çok çok..."
"Oysa nesne-kitaptan kopabilmek gerek. Metinden ya da öğreniden söz edilecek olursa diyeceğim ki, o metin sizi uzun ya da kısa süre besleyip yaşattıysa, ondan da kopmasını öğrenmek gerek. Özümlediğinizle yetinebilirsiniz. Vazgeçilmez metinler yok mu? Elbette var; ama ne kadar az! Onları mezarımıza taşımayacaklardır gene de, cenazemizi kaldıranlar."
"18. yüzyılın ortalarından bu yana "Serendipli Üç Şehzade" masalından yola çıkılarak türetilmiş bir sözcüğü var İngilizcenin: Serendipity-, aranmakta olmayan değerli/hoşlanılır bir şeyin insanın karşısına çıkıvermesi anlamında kullanılan... Elbette, aranmayan şeyin bulunması, olacak şey değil. Ne var ki, "aranmama"yı "o anda aramakta olmamak" ya da "aranması gerektiği düşünülen yerde aramakta olmamak" diye yorumlarsak, birçok kişinin bu "Serendiplilik"ten (az ya da çok) pay aldığını kestirebiliriz. Serendip yağmuru benim de tarlama yağmıştır ara ara."
"Her söylediği ya da yazdığının anlaşılması gerektiğini sanan adamın durumu da bir tür aymazlıktır."
"Ama hayvanların rasgele öldürülmesi, bir "vicdan", hatta bir "sevgisizlik, sevgi yokluğu" sorunu olmadan önce, bir "canlılar dengesi" sorunudur. Bu da, en çok, insanları ilgilendirir. Bütün güçleriyle kendilerini korumak isteyenler, koruyabilenler, daha doğrusu, korumağı başarabilenler, onlar çünkü."