Spoiler içeriyor
Sonunun nasıl bittiğini bildiğim halde Kurtuluş Savaşı konulu olması nedeniyle uzun zamandır ilgimi çektiği için proje olarak seçtim ve okudum. Projem için de bir inceleme yazısı yazacağım, kitabı okuyanların düşüncelerine ve görüşlerine açığım. Yazar Ateşten Gömlek ile bir ulusun yeniden…devamıSonunun nasıl bittiğini bildiğim halde Kurtuluş Savaşı konulu olması nedeniyle uzun zamandır ilgimi çektiği için proje olarak seçtim ve okudum. Projem için de bir inceleme yazısı yazacağım, kitabı okuyanların düşüncelerine ve görüşlerine açığım.
Yazar Ateşten Gömlek ile bir ulusun yeniden varoluş mücadelesini kendi coşkusu ve duyguları ile anlatmış. Tam olarak Kurtuluş Savaşı'nı anlamamızı sağlayacak şekilde yazıldığını düşünmesem de (tarihi olaylar romanlardan dizilerden doğru düzgün öğrenilmez) romanın daha çok okuyucuya o olayların yaşanırken ki duygusunu geçirmek amacıyla yazıldığını düşünüyorum. Halide Edip de bu romanı cepheden izinli olarak gelip yoğun duygular içinde yazmıştır zaten.
İhsan, Ayşe ve Peyami. Kitap bu üçünün etrafında dönüyor genellikle. Yan karakterlerin de olay örgüsünde etkisi olsa da İhsan ve Ayşe'nin öldüğünde yan yana koyulması, Peyami'nin ölüm anlarında yanında olması ve onları mecazi bir anlamda "evlendirip" mezara koyması her şeyi ortaya seriyor. O mezara girmemiş olsa bile eminim ki içinden keşke bende ölseydim diyebilecek bir ruh halineydi.
Ayşe karakteri yazarı temsil ediyor. Halide Edip ne kadar "milliyetçi" olduğunu Ayşe sayesinde okurlarına yansıtmıştır. Kitaptaki Sultanahmet Mitingi'ne ve konuşmasına değinmesiyle bunu daha çok anladım.
Romanın biraz ortalarına gelince düşündüm ve kendi kendime dedim ki " Bu romandaki temel unsur Ayşe. Herkes Ayşe Ayşe diye ölüp bitiyor. Peyami ve İhsandaki kurtuluş şevki mi, yoksa Ayşe için mi bu kadar hirslilar?"
Peyami, sosyete, alafranga özentisi olan Şişli'de yaşayan biriydi. Zamanında Ayşe'yi bile beğenmeyip evlenmemişti. Nasıl bir anda bu kadar kurtuluş aşkına düştü, Ayşe yüzünden, Ayşe'yi tanıdıktan sonra olduğunu düşünüyorum.
İhsan zaten "Ayşe isteseydi cephelere bile gitmem onun yanina kacardim" diyerek bunu doğruluyor. Ama Peyami'nin ağzından böyle bir şey okuyamadım .
Ayşe ve İhsa'nin arasında bir yakınlaşma görsek de bunu da Ayşe'nin İzmir aşkına yorumlamiyor değilim doğrusu. "İhsan, İzmir'e girdikten ve Akdeniz'in kıyılarında yeşil İzmir için akan kanları kutladiktan sonra istediğin zaman seninle evlenirim. " Bu da Peyami'nin anlatımı ile dogrulaniyor.
"Ben biliyorum o kimseyi sevmemişti. Yalnız İzmir'e girecek adami sevecekti." Zira bana göre de Ayşe kadınlık gururuna memleket aşkının yenilmesine izin verecek biri değildir.
Ayşe romanda bu kadar ortadaysa neden onun ağzından anlatilmiyor bu milliyetçilik duygusu, İzmir aşkı, yaşadığı olaylar duygu değişimleri daha iyi anlaşılırdi neden romanın sonlarındaki onun ağzından yazılan bir iki mektupla yetinilmis ki? Sonra sayfalar ilerledikçe kendi soruma cevap buldum. Bence insanın kendisini övmesindense dışarıdan birinin gözlemleyerek övmesi anlatıma daha çok yakışırdı. İhsa'nin 26 sayfa boyunca (kesinlikle bir sozelci olarak bu yazıyı yazarken hesap makinesine uğrayıp 182den 156yi cikarmadim.) Ayşe'yi tanımlaması, ona olan aşkını anlatması... Ayşe'yi sevmeyen birinin bile Ayşe'ye olan bakışını değiştirir türdendi.
Sayfa 187'de Ayşe'nin Peyami'ye
"Hepiniz ateşe kosuyorsunuz bir ben kaldım" lafını okuyunca Ayşe'ye "Hepsini ateşe, ateşten gömlek giydirerek sen suruklemiyor musun zaten?" demek istedim.
Bu olaylarin hiçbirinin yaşanmamış olması kitap hakkında yorum yapmama engel oluyor dksndfhwkfjwkd Bir yandan Halide Edip'in, Peyami'nin anlattığı olayları insanlık için utanç verici bulması ve Türkiye'nin bir daha böylesi acı zamanlardan geçmemesi temennisiyle, Peyami'nin olaylari zihnindeki kurşun nedeni ile tamamen kafasında kurduğunu, kısaca bir "kabus" gördüğünü ileri sürmesi mantıklı geldiği için boşuna okudum düşüncesini uzaklaştırdı.
Son olarak bir alıntı birakmak istiyorum, buraya kadar okuduysaniz teşekkür ederim:)
"Korkmaktan korkuyorum ." "Harpte tek korkulacak şey korkudur."