"I think, therefore I am." –Descartes ▪︎ Bazen yukarıya doğru bakıp soruyorum: Orada biri var mı? Cevap alacağıma dair umutları keseli baya oldu ancak yine de oraya bakıp var olmayan seyircilere sesleniyorum: Umarım izlediğiniz bu şovu beğeniyorsunuzdur. Çok sinirliysem birkaç…devamı"I think, therefore I am." –Descartes
▪︎
Bazen yukarıya doğru bakıp soruyorum: Orada biri var mı? Cevap alacağıma dair umutları keseli baya oldu ancak yine de oraya bakıp var olmayan seyircilere sesleniyorum: Umarım izlediğiniz bu şovu beğeniyorsunuzdur. Çok sinirliysem birkaç tane de hakaret ekliyorum cümlelerime, biraz nefretimi kusuyorum. Bazen etrafıma bakıyorum; sanki programlanmış gibi her gün aynı işleri yapan o insanlara. Dünyadaki hiçbir olayı umursamayan, tüm gün boş boş oturup konuşanlara bakıyorum ve gerçek olmamalarını diliyorum.
O kadar kötü olay ve insan var ki gerçekten umarım tüm bunlar simülasyondan ibarettir. Kendi varlığımın bile bir hiç olmasına razıyım, tüm bu kötülüğün sadece bir yanılsama olması için.
Yine de, yüzde yüz diyemesem de, biliyorum ki gerçeğim. Ne kadar diğer hiçbir şeyin varlığından emin olamasam da ben buradayım ve düşünüyorum. Bir süre daha da düşünmeye devam edecek gibiyim...
▪︎
"Açık konuşmak gerekirse, neyin doğru olduğunu artık bilmiyorum."
▪︎
Bilmem kaç satır boyunca bizim dünyamızın da simülasyon olmasını dilememden anlayacağınız üzere, 13. Kat da simülasyon üzerine felsefe yapan filmlerden.
Başrolümüz, Douglas Hall, ve ekip arkadaşları bir sanal dünya yaratmışlar: 1930'ların Londrası. Hala gelişme aşamasında olan ve dünyaya tanıtmadıkları bu sanal şehri, sadece projenin başındaki Hannon Fuller deneyimlemiş bir tek.
Filmde bu sekilde başlıyor; Fuller sanal dünyada ekipten birinin avatarı olan barmene, Douglas Hall'e vermesi için, bir mektup bırakıyor. Ardından 1990'lerdeki kendi zamanına geri döndüğünde ise Fuller öldürülüyor.
Kısa bir süre içerisinde katil zanlısı durumuna düşen Douglas, arkadaşının katilinin kim olduğunu kendi aramaya başlıyor. Hatırlamadığı bazı anılar olduğunu fark etmesi ile artık kendine bile güveni kalmazken; dejavular da yaşamaya başlıyor. Yaptıkları dünyaya girerek Fuller'in mektubuna ulaşmaya çalışıyor. Tıpkı gerçek dünyasına benzeyen insanlar ve yerlerle karşılaşıyor. İnsanların hayatları var, yaptıkları o makinelerdeki kod olan insanların. Bir de Fuller'in daha önce hiç bahsetmediği kızı da ortaya çıkınca, işler iyice kafa karıştırıcı bir hal alıyor Douglas için.
▪︎
"Bunların hiçbiri gerçek değil. Fişi çektiğinde ben kaybolurum. Söylediğim hiçbir şeyin yaptığım hiçbir şeyin anlamı kalmaz."
▪︎
Sanal evrene gidişleri, aynı Code Lyoko (kendisi en sevdiğim çizgi film olur) gibiydi. Sırıtarak izledim o sahneleri. Tarama, bilinç aktarımı, sanallaştırma. Umarım yakın zamanda bizim de böyle simülasyonlarımız olur. Kadın karakter -özellikle saçları- çok güzeldi, başlarda gıcık olsam da sevdim sonradan.
▪︎
Bir de... Simülasyonları sevdiğimi söylemiş miydim?