Spoiler içeriyor
March Comes In Like a Lion - Hitoshi Yazaki Öncelikle şunu belirtmeliyim, film maalesef hiçbir dizi/film izleme platformunda bulunmamakla birlikte sinema içeriklerini barındıran internet sitelerinde de yok. Ben archive sitesinden bulup İngilizce altyazılı olarak izledim. March Comes in Like a…devamıMarch Comes In Like a Lion - Hitoshi Yazaki
Öncelikle şunu belirtmeliyim, film maalesef hiçbir dizi/film izleme platformunda bulunmamakla birlikte sinema içeriklerini barındıran internet sitelerinde de yok. Ben archive sitesinden bulup İngilizce altyazılı olarak izledim.
March Comes in Like a Lion, küçüklüklerinde birbirlerini çok seven ve hatta kız kardeşin, ağabeyi için 'ona tapıyordum' şeklinde dile getirebilecek boyutta aralarında maddesel bir 'bağ' oluşturan bu bireylere polaroid fotoğraf makinesinden çıkmış resimleri ile gözlem gerçekleştiriyoruz. Fakat büyüdükleri zamandan itibaren yaşamların içine girdiğimiz bu iki karakterden biri olan Harou (abi) trafik kazası sonucu hafızasını yitirmiş bir şekilde karşımıza çıkarken, bunu bilerek kendisini ona sevgilisi olarak tanıtan Ice'in (kız kardeş) küçüklükte birbirlerine duydukları sevgiyi, 'aşka' dönüştürecek bir adım atması ile bu bağlamda birbirlerini de keşfetmelerine tanıklık ediyoruz. Hitoshi Yazaki'nin yönetmenliği ve senaristliğinde March Comes In Like a Lion, 1991 yılında belki de aşırı absürt ve/veya marjinal bir konu üzerinden 'sevgi ve aşk' kavramlarını, fiziksel ve zihinsel boyutlarda dönüşümünü işleyip komedi ve dram içeren ince detaylar ve anın süreğen akışı üzerinden karamelize ediyor.
Ön bilgi sağladığıma göre şimdi biraz daha derinlemesine gireceğim filme. İlk bakışta kardeşlerin arasındaki sevgiye dair film, sadece kız kardeşin 'bağlılığı' üzerinden bilgi sunuyor, bu karakterlerin ailevi durumları ve yaşantılarına dair doğru düzgün içerik olmadığından dolayı (ilk baştaki resimler ve açıklamalar dışında) benim için bu durum aslında Ice'in bir saplantı içinde olduğu ve geçmişte abisine dair hissettiği aidiyetin zamanla arzuya dönüşmesine dayanıyor. Çünkü Harou, 'abi' konumunda kardeşi ile sosyal aktiviteler gerçekleştirmesi, koruyup kollaması ve çevresinde daima ona destek sağlayacak etkiye sahip olması nedeniyle Ice tarafından istemsiz bir bağlanma ve özümseme gerçekleşiyor. Bu noktada çocuk için ileriye dönük algılama ve anlamlandırma aşamasında, saplantının ve saplantıyla birlikte gelen 'var olanı reddetmenin' (örneğin abisi olduğunu kabul etmemek) önüne geçebilmek adına bireyin aradaki bağı sorgulayabilmesini sağlayacak altyapının oluşturulması gerekiyor. Maalesef bunun gereklendirilip/gereklendirilmediğine dair film bize bilgi vermiyor, sadece birkaç küçüklük fotoğrafı ile geçiştiriyor. Fakat (bence) Ice tüm bunlardan mahrum olacak şekilde yetişiyor ve abisi ile ilişkisini ona temelde hissettiği aidiyeti üzerinden kuruyor, saplantısıyla birlikte harekete geçecek itkiyi de kendinde buluyor. Tabii neticesinde arzusuna karşılık bulamıyor çünkü Harou kardeş portresinin varlığını bilincinde tanımlayabilmiş ve herhangi bir saplantısı yok. Durum böyle olunca Ice bir noktada kendini yalnız hissederek abisine duyduğu bu arzuyu sokaklarda ve başka erillerde aramaya başlıyor. Ki zaten fahişelik yaparak yaşamını idame ettirmesi ve aynı zamanda ilişki kuracağı her erille 'çocuksu' diyaloglar ve eylemlere girmesi bir noktada anlaşılabilir benim için. Dahasında abisinin 'hafızasını kaybetmesi' sonucu olarak Ice için bir fırsat doğuyor ve abisine kendisini 'lover' (sevgili) olarak tanıtıyor (ki burada Ice'in telefon kulübesinde kendi fotoğrafının arkasına 'characteristic: liar', abisinin fotoğrafına, 'characteristic: amnesic' yazması detayı ile karşılaşıyoruz. xd ). Böylelikle Ice her dakikanın zevkini söylediği yalan vasıtasıyla çıkararak arzusunu doyururken Harou bilinçsiz bir şekilde 'sevgilisi' ile sıfırdan yaşam kurmaya çalışıyor/çabalıyor.
Ice'in abisiyle arasındaki bağına karşı oluşturduğu saplantısı aradaki 'aşkı' alevlendirdiği için kardeş bireyler arasında cinsel çekim yakalanmaması zaten imkansız hale geliyor. Bir eril ve dişinin birbirlerine hissettikleri sevgi her zaman zihnen birbirlerine yakın olmalarını sağlar. Fakat neticesinde bu durumun zinde kalabilmesini sağlayabilmek için fiziksel yakınlık şarttır. Çünkü her bireyin arzuları bakımından bir doyum noktası vardır. Kişiler birbirleriyle vakit geçirdikçe mental olarak kendilerini beslerler fakat bir noktaya geldikten sonra ilişki 'üreme içgüdüsünün' de üzerlerindeki baskısı olacak şekilde bir yakınlığa ihtiyaç duyarlar. Herhangi bir taraf bunu reddederse sevgi taraflar arasında tam olarak kendini muhafaza edememiş demektir. Ki zaten en/çok yakın arkadaşların neden bir noktadan sonra sevgili olduğu da buradan çıkarılabilir. Çünkü arkadaş konumundayken yakınlaşamazsın(bu aradaki bağı zedeler.), yakınlaştıysan arkadaş değilsindir zaten. Neyse bizim karakterlerimiz de yukarıda bahsettiğim konu üzerinden 'ensest' ilişkiye giriyorlar fakat tamamen Harou'dan bağımsız, Ice'in direktifleri ve isteğiyle. Ice buna izin veriyor çünkü ona göre ortada ailesel bağ yok, direkt olarak kendisini, abisinin sevgilisi olarak görüyor ve bunu kabullenmiş durumda. Elbette abisi hafızasını kazanana kadar.
Birazda filmdeki 'tavşan' üzerinden gidilen anlatıma değinmek istiyorum. Filmin birçok noktasında gözlük takan bir tavşan çizimine rastlıyoruz. Bunların hepsini Ice çiziyor, aynı zamanda kendisini de tavşanla birlikte çiziyor. 'Tavşan' tiplemesi ile anlatmak istediği kişi 'abisi' fakat bunu dolaylı yoldan abisine yansıtıyor. Yani mesela ilişkiye girdiği birinden aldığı gözlüğü veriyor abisine ve çizdiği tavşanlarda hep gözlüklü. Ben burada Ice'in abisine hafızasını kazandırabilmek adına farklı bir anlatıma başvurduğunu fakat tam olarak da bunu istemediğini düşünüyorum. Tabii ardından bu tavşanı bir hikayenin içine dahil ediyor. Abisi ve kendisinin yaşamlarından pay çıkarabileceğimiz bir hikayeye, abisinin motosiklet kazası geçirip hafıza kaybı yaşadığı hikayeye. Bu tavşan, abisiyle duygusal bağdan yoksun olduğu süre zarfında abisinin zihinsel karakterini yansıtıyordu. Abisine kendisini sevgilisi olarak tanıttığında bir anlam kazanmaya başladı bu tavşan, Ice'in zihninde. Onunla yaşadığı şeyleri göstermeye çalıştı Harou'ya(çizdiği resimler, tavşanın duvardaki konumları vs.) fakat yeterli olmadı tabii ki de. Bu yüzden yine sadece Ice için geçerli olan, onun zihninde tanımlayabildiği bir karakter olarak sürdürdü varlığını. Tavşan detayları filmin birçok noktasında göze sokuluyor.
Birazda diğer hoşuma giden detaylardan bahsetmek istiyorum. Mesela Harou ve Ice evlerine ne zaman bir eşya taşısalar aynı anda bulundukları binadan başka birileri de eşyalarını dışarıya taşıyordu. Harou ve Ice bir şeyler getirirken diğerleri götürüyordu. Ben bunu, bulundukları binanın bir denge içerisinde varlığını muhafaza ettiği olarak yorumladım xd. Eğer içine yeni bir şeyler alırsa aynı anda eskileri yok ediyor. Aşırı komiğime gitmişti bu kısımlar. Bunun yanı sıra Ice'ın isminden dolayı mı bilmiyorum 'buz parmak yeme' takıntısı var. (:::: kız patır patır buz parmak yiyor ve aşırı yapıyor bunu. Birde yanında mini buzdolabı taşıyor, nereye gitse götürebiliyor buz parmaklarını xd. Diğer aşırı hoşuma giden kısım, Harou'nun ilk parasıyla yaşlı bir adamın sözüne güvenerek Ice hediye olarak külot satın alması xd. daha komiği Ice'in sanki orada zaman durmuşcasına, yolun ortasında külotu denemesi ve çıkardığını Harou'ya vermesi asidasidasidis. Kimse pek umurlarında değil o noktada, bu kısmını çok sevdim filmin. Birbirlerini önemsiyor ve keşfediyorlar, tüm bağımsız etkenlerin üzerlerine zıt gelişine rağmen. Benzersiz ve imkansız bir aşk hikayesi aralarındaki aslında. Tam olarak böyle bir ilişkinin varlığını kabul etmezsiniz fakat aynı zamanda yabancılaşmanın ve tekrar keşfetmenin birlikteliği üzerinden incelemek istersiniz.
Her neyse sonuç olarak Ice ve Harou bir şeylerin sebebi olmayı göze aldılar. En çokta Ice istedi bunu. Büyükannenin yanına gidip ona, 'sevgilerinden kaybetmeden nasıl yaşlandıklarını' sorduğunda hatta 'bunu nasıl başarabiliriz' dediğinde Ice'in her şeyi göze aldığını kavramıştım. Büyükannesi ona, sevginin birlikte yaşayıp birlikte ölerek sözünü vermekle zinde kalacağını ve bunu da bir zehirle başardığını(yani biri diğerinden erken ölürse diğeri de zehiri içerek onun yanına gidecek.) söylediğinde Ice direkt bunu romantik bulup inandı. Fakat büyükannesi yalan söylemişti 'zehir' konusunda. Nihayetinde abisi bir şeyleri kavramaya başladığında Ice'da sonun geldiğini biliyordu. Her ikisinin de eli kanamıştı ve her ikisi de kanlarının tadına baktı, Harou orada anımsadı yine bir şeyleri. Ardından Harou, hafızasını kaybetmediği süreçte kaldıkları evi buldu ve orada her şeyi anladı, soyundu ve hunharca ağladı ve sonra cenin pozisyonunda yattı. Ice'da zehir sandığı sıvıyı tüketti ve komşusunun yatağında çıplak bir şekilde cenin pozisyonunda yatarak ağladı (bu yatakta aynı zamanda komşusu kocasıyla yatmış ve çocuk bekliyordu.). Ne oldu peki? Ice ve Harou'nun çocuğu... ikisi de her şeyi bildiği halde iş işten geçmişti, yaşamaya baktılar.
Açıkçası hiç romantik olarak algılanacak bir film değil, tamamen dramatize edilmiş her sekans. Ice'ın yaşadığı buhranlar, her şeyden soğuma ve bitkinlik, sevgi arayışı ve fahişelik yapışı vs. Harou'nun her şeye yabancılaşması, unutkanlık ile birlikte kendini ve çevreyi tanıma arayışı, içine girmek istemeyeceği bir ilişki.. Aşırı sıradan ve dümdüz bir akışa sahip bir film, yukarıda bahsettiğim gibi galiba diğer kült filmlerden farkı 'aşkı' ve 'sevgiyi' işleyiş biçimi, yansıtmaya çalıştığı alt metin olabilir. Her ne olursa olsun, her şeyi ile beğendiğim bir film oldu, Mart bir aslan gibi gelir ve etkisini asla üzerinden çekmez.
Eline sağlık Hitoshi Yazaki...