"...Ve dünyalarını değiştirmeye çalışan hor gördüğünüz bu çocukların, tavsiyelerinize karınları toktu. Neler yaşadıklarının gayet farkındadırlar." –David Bowie ▪︎ Dünyada herkese uygun bir lakap bulmak mümkün. Yüzyıllardır insanın her hareketine yönelik bir kelime türemiş. Çok çalışana inek derler, çalışmazsın tembel olursun,…devamı"...Ve dünyalarını değiştirmeye çalışan hor gördüğünüz bu çocukların, tavsiyelerinize karınları toktu. Neler yaşadıklarının gayet farkındadırlar." –David Bowie
▪︎
Dünyada herkese uygun bir lakap bulmak mümkün. Yüzyıllardır insanın her hareketine yönelik bir kelime türemiş. Çok çalışana inek derler, çalışmazsın tembel olursun, spor yaparsın kas yığınına dönüşürsün, yapmazsan şişko olursun, konuşursun geveze olursun, susarsın garip olursun, makyaj yapmayan güzel olamaz, makyaj yapan makyaj güzeli olur. Her şey belli bir fikre uymak zorunda illa. Ya iyisindir ya kötü, ya siyahsındır ya beyaz diğerlerinin gözünde.
Aslındaysa insanlara baktığımızda sadece koca bir boşluk gördüğümüz. Kimseyi başka insanların tanımları ile tanımış olmuyoruz. Gözümüzdeki en haksız insanla da konuşsak bir noktada hak verebiliyoruz. Belki de tüm olay konuşmak? Konuşursak sorunlarımız çözülür müydü merak ediyorum.
▪︎
"24 Mart 1984, Cumartesi. Shermer Lisesi. Sayın Bay Vernon, her ne yanlış yaptıysak bunun için koca bir cumartesimizi cezalı geçirmek zorunda olduğumuzu kabulleniyoruz. Yaptığımız yanlıştı ama bize nasıl biri olduğumuza dair bir kompozisyon yazdırdığınız için delisiniz. Size ne? Bizi zaten görmek istediğiniz gibi görüyorsunuz, en basit terimlerle, en uygun tanımlarla. Bizi bir beyin, bir sporcu, bir çatlak, bir prenses ve bir suçlu olarak görüyorsunuz. Değil mi? Bu sabah 7'de biz de böyle görüyorduk. Beynimiz yıkanmıştı."
▪︎
"The Breakfast Club" ismi, yönetmenin, John Hughes'ın, arkadaşının oğlunun okulunda cezaya kalanlara öğrenciler tarafından uydurulmuş isimden geliyormuş. Cezaya gönderilenler okulda “kahvaltı kulübünün değerli üyeleri” olarak anılıyormuş. (Bilgi sonu :))
▪︎
The Breakfast Club'da da okullarında bu şekilde kalıplarla tanınan öğrenciler, ceza için haftasonu okula gelmeleri ile aynı oksijeni soluduklarının farkına varıyorlar. Ne kadar farklı farklı özellikleri ile tanınsalar da aslında hepsi aynı sorunlar ile mücadele ediyorlar. Arkadaşlık ve aşk ilişkileri, ailevi sorunlar, dersler... hepsi bir noktada buluşuyor ve farklı rollerde olan benzer hikayeler ortaya çıkıyor. Yer ve zamanı aynı olan olay örgüsünde yolları kesişen farklı karakterlerin hikayesi...
▪︎
Açıkçası filmin konusu hakkında diyecek başka bir şeyim yok. Karakterlerden Allison'un kütüphaneye girerkenki haline çok güldüm. Kimseye bakmadan konuşmadan arka sıraya gidip oturuyordu. Demek ki okulda böyle gözüküyorum, diye düşünerek filmi durdurup baya güldüm halime.
John ve Claire arasında yarattıkları aptalca ilişkiye çok sinir oldum. Kıza baya taciz dolu sözler ve hatta hareketler sergilemesine rağmen sonunda John ile bitirdiler. Claire'i canlandıran oyuncu Molly Ringwald da yıllar sonra bu konuyu ele alan bir makale yazarak bu konuyu eleştirmiş zaten. Hele şu an ortaokul ve liselerde bu tarz aşk(!) hikayelerine özentiler çok var. Filmde sevmediğim ve canımı en çok sıkan nokta buydu. Özellikle bu yüzden 6/10
▪︎
"Tanrım, anne babalarımız gibi mi olacağız?"
"Ben olmayacağım. Asla."
"Bu kaçınılmaz bir şey. Oluveriyor."
"Ne oluveriyor?"
"Büyüyünce kalbin ölüyor."
▪︎
Küçükken en büyük korkumdu büyükler gibi olmak. Hala da öyle. Onlar gibi olmamak için çalışıyorum.