Yalnızca kadınların yaşadığı, kıskançlığın, hastalığın, kötülüğün olmadığı bir ülke. Böyle bir ülkenin varlığını duyan 3 erkek keşif için yola çıkıyorlar. Kadınlar Ülkesi ve kendi ülkeleri arasındaki farkları keşfetmelerine şahit oluyoruz bizde. Kitabın konusu bu şekilde ancak kitaptaki detaylara geçmeden önce…devamıYalnızca kadınların yaşadığı, kıskançlığın, hastalığın, kötülüğün olmadığı bir ülke. Böyle bir ülkenin varlığını duyan 3 erkek keşif için yola çıkıyorlar. Kadınlar Ülkesi ve kendi ülkeleri arasındaki farkları keşfetmelerine şahit oluyoruz bizde.
Kitabın konusu bu şekilde ancak kitaptaki detaylara geçmeden önce yazar hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum. Çünkü yaşamıyla kitap arasında bağlantılar mevcut.
Charlotte Perkins Gilman, sosyolog ve feminist bir yazar. Çocukken babası tarafından terk ediliyor ve annesiyle büyüyor. Annesinin kendisine çok da sevecen davranmadığından bahsediyor. Kendisi yetişkin bir kadın olduğunda başta sıcak bakmasa da bir evlilik yaşıyor. Bu evlilikten bir çocuğu dünyaya geliyor. Doğum sonrası psikoz yaşıyor ve çok geçmeden kocasından ayrı yaşamaya başlıyor. İlerleyen yıllarda da resmen boşanıyorlar. Kendisinin ölüm nedeni de intihar olarak kayıtlara geçmiş.
Kitapla bağlantılarına gelince, Kadınlar Ülkesi'nde annelik çok kutsal. Annenin çocuğu yetiştirme tarzının, çocuğun hayatını etkileyeceği düşüncesi hakim. İnsanlar partenogenez ile dünyaya geliyorlar. Bu ülkede erkeklere ihtiyaç yok. Kadınlar fiziksel olarak çok güçlü. Kendi evlerini kendileri yapabiliyor, maddi anlamda özgürlüklerini eline almış durumdalar. Keşfe çıkan 3 erkek karakterden biri de Gilman gibi sosyolog. Kitabı da onun ağzından okuyoruz zaten. Kitapta geçen bu detaylar yazarın yaşamıyla bağlantılı olan kısımları.
İki bin yıldır kendini anneliğe adamış olan bu ülkenin kadınlarının en büyük amacı çocuklara rehber olmak, onları doğru insanlar olarak yetiştirmek. Bu kadınların mantıklı davranışları, sorgulayan yapıları, hoşgörülü tavırları, zekaları beni çok mutlu etti. Kendi ülkelerine ve yetiştirilme tarzlarına uygun olmayan ama diğer ülkelerde alenen yaşanan durumları bile hoşgörüyle karşılamaları, şaşkınlıklarını gizlemeye çalışmaları çok hoştu. Böyle görgülü (onlara göre sıradan) davranışlar sergileyen insanların olduğu bir ülkede herkes yaşamak ister sanıyorum ki.
Kitap hakkında genel düşüncelerim olumlu olsa da, olumsuz bir eleştiri yapmam gerekiyorsa bunu karakterlerin sıkıcılığına atıfla yapmak isterim. Evet, olumsuz duyguların ve durumların olmadığı çok mutlu bir ülke. Ama fazla tek tip geldi bana insanlar. Bir diyaloğu okurken, kitap belirtmese hangi kadının konuştuğunu anlamazdım mesela. Fazla ezberlenmiş cümleler okuduğumu hissettim. Zaten konuşurken "ben" demek yerine "biz" demeyi tercih ediyorlardı. Yani bu kadar bilgili, zeki, bilimin ışığında ilerleyen, hayran olunası tavırları olan bu kadınları birbirinden ayıran pek bir şey bulamadım ben meslekleri dışında. Sanırım karakterleri oluştururken yazarın eksik bıraktığı tek nokta buydu, özgünlük. Hepsinin çocukluğundan itibaren tek bir amaç için yetiştiriliyor olması da hoşuma gitmedi. Biraz özerklik fazla olmazdı diye düşünüyorum. Ama tüm bunların aksine kitaptaki erkek karakterler birbirinden çok farklıydı. Bir cümleyi okurken hangisine ait olduğunu anlamak için kitabın belirtmesine gerek yoktu, zaten anlaşılıyordu cümlenin kime ait olduğu. Her ne kadar birbirlerinden farklı oluşları kitaba hareketlilik katan noktalardan biri olsa da, kitaptaki erkeklerin düşünceleri beni utandırmaya yetti. Aslında toplumun, kadınlar ve erkekler hakkındaki genel görüşlerini temsil ediyor olsalar da bunları okumak fazla rahatsız edici geldi bana. Özellikle erkeklerden birinin kitabın sonuna doğru yaptığı bir tavır en rahatsız edici olanıydı. Üstelik bir diğer erkeğin ona az da olsa hak veriyor oluşu beni dehşete düşürdü. Kitaptaki erkekler (en azından biri) Kadınlar Ülkesi'ne asla layık değildi, nitekim layığını buldular diyebilirim.
Kitap hakkında daha çok olumsuz yorum yapmışım gibi görünsede aslında sevdiğim için, benimsediğim için rahatsız edici noktalarına da değinmek istedim. Yüzeysel yorumum "kitabı beğendim" olurdu. Ancak derinlemesine düşününce ve inceleyince bir ütopyanın kusursuz olmasını istedim nedense.
Kitabın sonlarına doğru geçen diyaloglar benim en keyif aldığım kısımlardı. Beni düşüncelere iten noktalar da bu diyaloglardı. Kadınlar Ülkesi ile diğer ülkeler arasındaki farklar en çok o kısımlarda hissediliyordu.
Dili ağır olmayan, daha çok kurgusuyla ön plana çıkan bu kitabı ütopya meraklısı okurlar sevecektir diye umuyorum. Kitabı okurken yaşadığımız dünyada nasıl hissettiğimizde gün yüzüne çıkıyor. Kaç cinsiyetle yaşadığımızdan bağımsız olarak herkes mutlu, adil, hoşgörülü bir yaşam ister. Bunu yalnızca kitaplarda okuyup iç geçirmek yerine keşke kendi dünyamızda da uygulayabilseydik.