Atom bombasının babası J. Robert Oppenheimer'ın eğitimi hayatından başlayıp yaşlanmasına kadar olan zamanı anlatılan belgesel tadında olan bu filmi çok beğendim. Tenet faciasından sonra bu filmin ilaç gibi geldiğini söyleyebilirim. Artılarıyla, eksileriyle ve uzun süresiyle güzel bir Nolan filmi ile…devamıAtom bombasının babası J. Robert Oppenheimer'ın eğitimi hayatından başlayıp yaşlanmasına kadar olan zamanı anlatılan belgesel tadında olan bu filmi çok beğendim. Tenet faciasından sonra bu filmin ilaç gibi geldiğini söyleyebilirim. Artılarıyla, eksileriyle ve uzun süresiyle güzel bir Nolan filmi ile karşı karşıyayız.
Filmde bahsedeceğim ilk konu oyunculuklar. Cillian Murphy ve Robert Downey Jr. çok iyi oynamış. İkisinin de Oscar ödüllerinde adaylıkları olacağına eminim. Fakat aynısını geri kalan oyuncu kadrosu için söyleyemeyeceğim. Oscar ödülü ve adaylığı bulunan, isimleri açıklandığı zaman beni heyecanlandıran birçok oyuncu filmde figüran gibi kalmış. Bu kadar büyük bir kadroyu sadece filme heyecan katsın diye aldığını düşünüyorum. Yerlerine az bilinmiş oyuncular alınabilirdi. Einstein'ı oynayan oyuncuyu da nedense rahmetli Levent Kırca'nın sarhoş skeçlerindeki adama çok benzettim 😂. Oyunculuk konusunda filmdeki en büyük eksiklik ise kadınlardı. Çok yüzeysel kalmışlar ve potansiyellerini gösterememişler. Halbuki bu iki karakterinde Oppie'nin hayatında etkisi çok büyük. Daha özenli yazılabilirlerdi.
Filmde anlatılan olaylara değinecek olursak Trinity Test'e kadar olan kısımlardaki anlatımları seks sahneleri hariç çok sevdim. Bu sahneleri çok gereksiz buldum. O sahneleri koymadan da verilmek istenilen etkinin verilebileceğini düşünüyorum. Anlatılan olaylarda lisede ve üniversitedeki derslerden duyduğum bilim insanlarını görmek beni çok heyecanlandırdı ve hoşuma gitti. Trinity Test kısmından sonra film daha çok Oppenheimer vs. Strauss olayına odaklanıyor ve bu kısmın fazlasıyla uzun tutulduğunu düşünüyorum daha kısa olabilirdi.
Filmin teknik kısımlarına gelecek olursak, sinematografiyi bir Nolan filmine yakıştıramadım. Oppie'nin psikolojisini betimlediği sahneler dışında çok standart olduğunu düşünüyorum. Filmin en sevmediğim kısmı ise herkesin merak ettiği bomba patlama sahnesiydi. Bunu gerçekten çekeceğim işine gireceğine CGI ile daha etkili bir iş ortaya çıkabilirdi. Bir atom bombası diğer bombalardan ayıran şey patlama sonucu oluşan mantar şeklinde buluttur ve biz bu bulutu filmde göremedik. Interstellar'da kara deliğe bu kadar dikkat eden birinin buna da etmesi gerekirdi bence. Müziklere gelecek olursak, Nolan Tenet'te olduğu gibi bu filmde de Ludwig Göransson ile çalışmış ve müzikleri bir Hans Zimmer performansı vermese de iyi bulduğumu söyleyebilirim. Gerekli kısımlarda seyirciyi germeyi başarıyordu.
Beni en çok heyecanlandıran konu ise bu senenin Oscar Ödül Töreni'nin çok heyecanlı geçeceğidir. İyi çıkarlarsa Scorsese'nin Killers of the Flower Moon filmi, Ridley Scott'ın Napoleon'u, Denis Villeneuve'ün Dune: Part 2'si ve David Fincher'ın The Killer'ı ile Oscar'da ortalık çok karışacaktır. Şimdiden yerimizi ayırtalım.
Özetle Tenet faciasından sonra Nolan'ın seyirciyi tekrardan mutlu ettiği güzel başrol oyunculuğu ve etkileyici hikayesiyle güzel bir film olmuş. Bu bir biyografi filmi bundan Inception, Interstellar gibi aksiyon beklememeliyim diye gidenlerin üç saat boyunca sıkılmayacağını düşünüyorum. IMAX'te izlenir mi kısmına gelecek olursak bu zamanda IMAX'e bu kadar para verilip izleneceğini düşünmüyorum. Sıradan bir sinemada da rahatlıkla izlenebilir. Puanım: 8/10