Arzu ettiğin şeyler beklemekten vazgeçtiğinde gerçekleşir, bu hayatın seni hackleme şeklidir, boyun kayması yaşayıpta bi meteor kayması göremediğim geceye ithafen.. Bu gece Elliot ve kendimlen, hayatın geçmeyen sıkıcılığı hakkında söyleşi vakti sayın dinleyenler. Evet... büyük umutlarla ve fark yaratma hayalleriyle…devamıArzu ettiğin şeyler beklemekten vazgeçtiğinde gerçekleşir, bu hayatın seni hackleme şeklidir, boyun kayması yaşayıpta bi meteor kayması göremediğim geceye ithafen..
Bu gece Elliot ve kendimlen, hayatın geçmeyen sıkıcılığı hakkında söyleşi vakti sayın dinleyenler. Evet... büyük umutlarla ve fark yaratma hayalleriyle atıldığımız hayat seferinde aslında hayatın bizi parmağının ucuna aldığı gerçeğiyle dan diye karşılaştığımız bir dönem oluyor hepimizin hayatında. Sonra daha kısa ifade edebilecekken bu şekil uzun cümleler kurar oluyorsunuz bi anda. Her neyse, hayatı sorgulama özelliğinin kilidini bir kere açmış, insan beyninin kendini Matrixe hapsedip gücünü hafife aldığını kavramış sevgili kendimepekyakınbulduğum Elliot Alderson, bilgisayar firmasında tam zamanlı çalışan bi memurdur. Eğer o özelliğin kilidini açanlardansanız memur kelimesini görür görmez bi sıkıcılık bünyeyi boğmuştur. Adamımız hayatın para kazanıp kendine yeni bir ev alıp bir statü yapıp ihtişamlı bir düğünle evlenip iki tane de çocuk doğurup ömrü boyunca onların da aynı döngüyle yaşamlarına devam edebilmesi için çalışmak zorunda olurken emekliliğini iple cekip sonra da kahvehane de iki gram beyinleriyle siyaset ve felsefe yapan dayılarla oturmaktan ibaret olmadığını, beynimize zorla sokulan tek tip hayat türünün ötesinde olmanın dayanılmaz baskınlığıyla kendine bir amaç buluyor: Fuck The Society!
Elliot iyi çocuktu, sağlam hackerdı ama bi kusuru vardı, fitneyle yapılan savaşın fitneyle son bulacağını bilmiyordu.. Devrim yapayım, kapitalizmi yok edeyim de benim gibi sorgulayıcı beyinleri kurtarayım derken savaştığı sistemin kendisine dönüştüğünün farkına varamadı.Tabii Elliot farkında değildi fakat onun asıl savaşı kendi içindekilerleydi. Kendine öyle bir ütopya kurdu ki yalnızlığın, sıkıcılığın, ıstırabın kaçış yolunu bu dünyada buldu. Kendi dünyasında bir yaptığının gerçek dünyada bine bedel olduğunu bilmeyerek bi kez olsun gerçek bi şey yapmak, onay görmek ve normal olanın o olduğunu kanıtlamak istercesine girdiği yol en sonunda kendisini değiştirdi, tıpkı bizim hayat yolculuğuna değiştirmek umuduyla çıkıp değişerek varmamız gibi. Kendi trajedilerini farkındalığı haline getirmeyen, mutsuz bir insan diğer insanlara ne dokunabilir ne de iyileştirebilirdi. Tarihte büyük ve başarısız bı toplumsal devrim yapmış Tyler Durden'ın bile kurduğu Fight Clubta söylediği ilk şey, bizim büyük savaşımızın ve trajedimizin kendi hayatlarımız olduğuydu. İşte, ne yazık ki sevgili Elliot kendi trajedisinden kaçma yolunu bunda buldu fakat her trajediden kaçışta yatsıya kadar..
Son olarak, Elliot değerli bir insan, ve Elliot gibi niceleri belki her gün bindiğimiz otobüslerde, yürüdüğümüz sokaklarda, bulunduğumuz mekanlarda yanımızdan yürüyüp gidiyor. Olur da omzunuz çarparsa hemen sinirlenmeyin, herkesin hayatında yeterince trajedi ve gerçeklikten kaçış varken birbirimize gösterdiğimiz en ufak olumlu bir hareket bile bazı şeyleri çözmeye ve hayatta tutunacak şeyler de olduğu inancını geliştirmeye yetiyor. Büyük ihtimal hiçbirimiz büyük devrimler yapamayacağız fakat en azından kendi küçük dünyalarımızı aydınlığa kavuşturup, sistemin düşünme yetimizi bile elimizden aldığı bu koca dünyaya meydan okuyabiliriz.
( Buarada gökyüzüne bakmıyorken yıldız kaydı ucundan görsem de baştaki tezimi doğrulayan harika ve gözümle gördüğüm en hoş olaylardan biriydi ✨)