Farklı ve anlaşılması kolay olmayan bir film. The Shame'in çok da bilinmedik bir film olmadığını biliyorum. Öyle arada köşede kalmış bir film değil. Zaten aldığı oy oranıyla da ödülleriyle de kendisine yetecek kadar olan popülaritesini kanıtlamış bir film. Yalnız daha…devamıFarklı ve anlaşılması kolay olmayan bir film.
The Shame'in çok da bilinmedik bir film olmadığını biliyorum. Öyle arada köşede kalmış bir film değil.
Zaten aldığı oy oranıyla da ödülleriyle de kendisine yetecek kadar olan popülaritesini kanıtlamış bir film.
Yalnız daha çok insanın görmesi, filmi daha anlaşılmış mânasına çekmediği gibi, bazı insanlar da filmi anlamadığı için kötü demiyor. Öyle bir algıya kimsenin kapılmasını istemediğimi söyleyeyim.
Benim bunu söyleme nedenim filmi sevmem ve filmi fazla kapalı bulmam. Özellikle kapalı olan ve kendisini açıklamayan bu tip filmler, - özellikle de bu aşırı cinsellik içeren The Shame gibi bir filmse- insanların üzerinde çok da ilgi çekici olmayan bir görüntü bırakabiliyor.
Tabii ki kapalı anlatım tarzını sevmemek ya da bunun The Shame'de var olan tarzıyla sevmemek sizi bir filmden anlamayan bir mânaya sokmaz. Belki de sizin düşünceleriniz olması gereken hâldedir. Ben ise bu filmin bu tarzını sevmiş birisi olarak bu değerlendirmeyi bu kapalı tarzı kendi kafamda, "kendimce" anlamlandırdığım için yapıyorum.
Cinsellik...Bu film için yazdığınız bir yazıyı bununla başlatmamak yazık olabilir. Bence daha doğrusu ise:
Bağımlılıklar...
Film, Brandon adlı iyi gelirli bir ofis çalışanının yalnızlık ve cinsellik dolu hayatı ile başlıyor. Etrafında patronu dışında kimse olmayan ve patronu ile ilişkisi de gerçekçi olmayan Brandon için ruhsuz hayatı, çoğunlukla cinsellik ile geçiyor. Barlara gidiyor, evine kız çağırıyor ve sürekli dijital, yazınsal-görsel cinsel içerikler takip ediyor. Bunu o monoton hayatının temeline oturtan Brandon, bundan istediği o zevki alabiliyor mu? O ayrı bir konu.
Brandon için duygusal bir birliktelik yok, sadece işin cinsel tarafına odaklanıyor ve kadınları birer obje olarak görüyor. Kendince çelişen bu adam, stresi ve cinselliği en üst noktalara çıktıkça cinselliğin verdiği zevk adına her yola gidebiliyor.
Kapitalist bir düzendeki ortalama bir iş insanı olan Brandon, ortalama bir insandan daha fazlasını saklıyor. Sakladığı tek şey cinsellik olmasa da bu adam, cinsel arzulardan hiçbir utanç duymuyor. Filmin devam ettiği gibi, Brandon başka bir şeyden "utanç" duyacaktır.
Film bu monoton hayatla devam etmiyor. Tabii ki olayları değiştirecek bir kişi olaya dahil oluyor. En azından değişimi burada iyi veya kötü tanımlayamıyoruz.
Kız kardeşi Sissy Brandon'ın yanına taşınıyor.
Sissy-Brandon ilişkisi başka bir sayfaya konu olacak kadar karışık ve ayrıntılarla dolu. Bu karmaşık "abi kardeş" ilişkisi, filmin genel hatlarını oluşturuyor olsa da filmin bize verdiği bilgilerin sınırlı olduğunu anlamak gerek. Ve bu bir seçenek olmaya, filmin hatası olmasından çok daha yakın duruyor.
Brandon ve Sissy ilişkisi filmin temel odak noktası olmayı, filmin başlangıcındaki bağımlık ve ruhsuz sistem adamı konseptinden alarak anlatımda ilk sıraya oturuyor ki bu filmin sonuna kadar devam ediyor.
Tabii bu ikilinin ilişkisi, normal bir boyuttan farklı yansıtılıyor, bir nevi "tuhaf" duruyor. Bu tuhaflık filmde bize verilen küçük ayrıntılarla, geçmişleri hakkında var olan bazı "şeyler" in olduğuna, bu ikilinin duygusal bağına böylece değiniyor. Yalnız film bize bu kadarını gösterse de pandoranın kutusunu açmıyor, sadece izletiyor.
Brandon için cinsellik, Sissy için insanlar... İkisi de bağımlı yaşıyor. Film bu ikisini kurtarmıyor. Onları bir Disney sonuna da götürmüyor. Sadece hayatlarından kesitler veriyor.
Film boyunca kasvetli hava, kapalı anlatımla birleşiyor ve ortaya içselleştirici bir tarz hakim oluyor. Özellikle bazen bazı sahnelerde "aşırı gerçekçi olma" sebebi ile bize izletilirken bazen de sahneler çok sert oluyor veya uzuyor. Özellikle birkaç sahne sanki,
"Siz de stresinizi atın, şu karakter gibi!" ya da "Bak görün, gerçekçiliği!" dercesine izlettiriliyor.
Özellikle filmde bazı sahnelerde oldukça absürt davranışlar seziyorsanız bu sorun değil. Muhtemel ki filmin amaçlarından biri bu. Geçmişlerini bilseydik, bu abasürtlük olur muydu? O da ayrı bir soru.
Bu film bir durum hikâyesine daha yakın bir film olmasının yanında dahası da var. Bu film karakteri basitçe geliştirip bırakmıyor, onun gelişip gelişmediğini bize sorgulatıyor. Belki de değişip değişmediğini...
Bu film için "iğrenç, miğde bulandırıcı, porno bu!" diyenler olabilir. Bunu deme hakları var.Yalnız film için "iğrenç" buldukları konuyu işliyor ve parlatıyor mu yoksa sadece bize gösteriyor ve bir durumu izletip hatırlatmaya, gerçekleri göstermeye mi çalışıyor diye sorgulamak gerekir.
Bağımlıklık konusunda iyi bir film. Bana sorarsanız en iyilerinden. Gerçekçi ve dediğim gibi bir durum anlatısına daha yakın. Karakterin kendisi, bizzat karakter ile değil olaylar ve bundan doğan gerilimler ile anlatılıyor.
Bazılarımız izlerken iğrenç, bazılarımız şüpheli ve bazılarımız da tuhaf bulabilir. Zaten bunları hissetmek, bu film için gayet doğal. Bu dediklerimden seçip kendi tarzınız içinden eleme yaparak izleyebilirsiniz. Gerçekçi, cesur bir film arıyorsanız izleyebilirsiniz.