İlk bölümleri izlerken "Tanrım, ben ne izliyorum?" şeklindeydim ama izlemeye devam ettim. Raf'taki bu dizi hakkındaki tüm iyi yorumları gözümün önüne getirdim ve vazgeçmedim. Eh, ara sıra doğru kararlar alıyorum ve bu da öyle oldu. ▪︎ Öncelikle baş karakterimizin bir…devamıİlk bölümleri izlerken "Tanrım, ben ne izliyorum?" şeklindeydim ama izlemeye devam ettim. Raf'taki bu dizi hakkındaki tüm iyi yorumları gözümün önüne getirdim ve vazgeçmedim. Eh, ara sıra doğru kararlar alıyorum ve bu da öyle oldu.
▪︎
Öncelikle baş karakterimizin bir adı yok, yani dizi boyunca asla adının geçmesine gerek kalmadı. Bunu nasıl başardılar bilmiyorum ama ciddi ciddi ana karakterin ismi yoktu. Kurgu yazarken karakterlerine saatlerce isim arayan benim için çok ilginç bir olaydı bu. Prime videoda bölümü durdurunca karakterin adı "Fleabag" olarak geçiyor, yani dizinin adıyla. Cambridge sözlüğe göre bu kelime "a dirty/unpleasant person/animal" anlamına geliyor. Evet gerçekten de karakterin kirli ve hoş olmayan tavırları var ama onu bu şekilde kalıplaşmış bir sözcükle anmaya gerek var mıydı, bilmiyorum. Yapmaya çalıştıklarını anlıyorum, farklı detaylar vs... Yine de bence her karakter kendine ait bir isim hak ediyor. Bu dizinin senaristi ben olsaydım... "Eve" derdim. Evet, Havva anlamındaki... Her neyse güzel oldu bence. (Kıza neden isim koymaya çalıştığımı asla bilmiyorum, tamamen içimden geldi. Burayı okuyan varsa aldırmasın asla. Neyse devam...)
Karakterimiz bir anti-hero diyebiliriz. Çünkü neredeyse her hareketi olumsuzluk taşıyor, buna rağmen aynı zamanda herkesten daha çok farkında dünyanın. Sahnenin ortasında bizimle konuştuğu anlardan yola çıkarak yazdım bu cümleyi. Başını minik bir hareketle kameraya çeviriyor ve gözümüzün içine bakıyor. Bazen karşısındaki kişinin diyeceği cümleyi ya da hareketini, bazen neden öyle davrandığını, bazen de saçma durumları özet geçmek için yapıyor bunu. Belki de ondan bu hareketleri? İnsanları çözdükten sonra kim iyi karakter tavırlarında gezmeye dayanabilir ki? Onun da kendince kaçış yolları var işte... Doğru ya da yanlış bilemeyiz, herkese göre farklı anlamlar taşıyan kelimeler bunlar. O yüzden dizideki hiçbir karakteri yargılamadan onun bakış açısıyla baktım. (Claire'nın beyinsiz kocası dışında. Beyni olmayanlarla da empati yapacak değilim, sınırlarım var.)
Kısaca herkes gibi ben de bu dizide, kendimden ve hayattan bir şeyler bulmayı başardım. Eğer her şeyde anlam arıyorsak, bazen küçük bir replikten bazen bir karakterin tavrından ders çıkarabiliyoruz. Bunun dışında bir dakikaya yakın güldüğüm sahneler de vardı. Hem komedi hem sorgulama hem de depresyon içeren güzel bir diziydi.
▪︎
"Beni kendinden nefret ettirme. Seni sevmek yeterince acı veriyor zaten."
Ben bu repliği yazdıktan sonra Fleabag'ın "Tamam, bunu not etmelisin. Muhteşem bir replik. Şiirsel ama gerçek. Ciddi." demesi... Harry'in yazmaya girişmesi...
"Senden nefret ettiğim yok. Sadece korkuyorum." (Harry'ciğim bunu da not aldı tabii ki.)
▪︎
"Ben yalnızca ağlamak istiyorum, sürekli."
▪︎
"Bence sevmesini hepimizden daha iyi biliyorsun. O yüzden bu kadar acı veriyor."
Acı vermiyor.
▪︎
Gerçekten acı vermiyor. Sadece göğüs kafesinde gerçekten bir kafes oturuyormuş gibi bir his baş gösteriyor, birkaç saniye sürüyor. Sonra dünya dönmeye devam ediyor.
📖
Geçen aylarda Charles Bukowski'nin 'Ekmek Arası' kitabını okumuştum. Onda da baş karakter dünyaya karşı aynı Fleabag gibi bir tavır takınıyordu. Gerçekleri küfürle, cinsellikle, kötülükle açık bir dille anlatıyordu. Diziyi izlerken o kitap geldi aklıma.
🎼
•Beach Weather - Sex, Drugs, etc.
•Taylor Swift - Vigilante Shit
•Lana Del Rey - Gods&Monsters
•Bad Omens - Mercy
•Three Days Grace - Animal I Have Become