Küçükken kuzenim DC filmleri çıksın diye beklerken, ben Barbie'nin yeni filminin ne zaman geleceğini düşünüyordum. Kuzenim ise benle dalga geçiyordu. Karma böyle bir şey olsa gerek ki onunla Barbie filmine gittik. (5 Ağustos) Hem DC hem Barbie evreninin bir parçası…devamıKüçükken kuzenim DC filmleri çıksın diye beklerken, ben Barbie'nin yeni filminin ne zaman geleceğini düşünüyordum. Kuzenim ise benle dalga geçiyordu. Karma böyle bir şey olsa gerek ki onunla Barbie filmine gittik. (5 Ağustos) Hem DC hem Barbie evreninin bir parçası olan Margot Robbie'nin etkisi bu olsa gerek.
Yorumlamaya geçmeden önce belirtmeliyim ki: Ben Barbie bebeklerle oynayarak, onları konuşturup kurgular yazarak tüm gününü geçirebilecek potansiyele sahip bir çocuktum. Barbie'nin yeni bir filmi gelmesini dört gözle bekler, her filmini de durmadan izlerdim. Uzun lafın kısası, biraz taraflı kaldığım noktalar olabilir.
Filmde üstüne saatlerce konuşulabilir olaylar yoktu, kaç haftadır bu incelemeyi bekletme nedenim de tam olarak bu. Bir şeyler yazsam da saçma geldi ve içime asla sinmedi. Bakalım ne zaman paylaşmaya karar veririm...
(Not: Tam bir aydır taslakta bekliyor. Arada sırada bakıyor, bazı yerleri siliyor, bazı yerler ekliyorum. İlk defa böyle absürt bir duruma soktum kendimi...)
👠
Öncelikle filmin konusundan bahsedelim, Barbie World'un gerçek olduğu pembelerle, mutlulukla ve anaerkil (ya da barbierkil mi desem) sistemle yönetilen bir yer var. Her Barbie ve her Ken burada her gün partiler veriyor, sahile gidiyor, arkadaşları ile buluşuyorlar. Her gün aynı. Aynı bebekler, aynı diyaloglar ve aynı olaylar. Burası bana çocukken oynadığım oyunları hatırlattı. Kendi toz pembe dünyamda, kendi kurallarımla yönettiğim, fantastik olaylar kurguladığım oyunlarımı. Anneannem ben barbie oynarken "Onlardan akıl alıyor," derdi. Akıl mı bilmem ama yaratıcılık konusunda çok etkisi olduğu kesin.
Bir gün yine aynı partilerden birinde Sıradan Barbie'lerden biri (yani sevgili Margot Robbie) duruyor ve şöyle diyor: "Hiç ölümü düşündünüz mü?" Tüm insan görünümlü bebekler aniden dansı kesiyor ve ona bakıyor. Barbie diyarında ölüm diye bir şey yoktur, tıpkı böyle konuşmalara yer olmadığı gibi. "Şaka yaptım." 🫴 Elbette şaka değildi.
Barbie bu olaydan sonra başka garip hareketler daha sergilemeye başlıyor. Hep topuklu ayakkabı giyebilmesi için havada olan ayakları, düzleşiyor. En sevdiğim sahnelerden biriydi. Çünkü küçükken en garibime giden şey spor ayakkabı giyemeyen Barbie'lerdi. Bazı kıyafetlerine düz tabanlı ayakkabılar yakışıyorlardı! Botu olan Barbie'm vardı ama onun bile ayakları havada duruyordu botunun tabanı düz olmasına rağmen...
İşte bu noktadan sonra işler biraz karışıyor ve Barbie, gerçek dünyada onunla oynayan kızı bulmak üzere Barbie dünyasından ayrılıyor. Tabii Barbie'yi etkilemek için bin türlü takla atan Ken'de (Ryan Gosling) onu yalnız bırakmıyor. Barbie'nin gerçek dünyaya çıktığı yolculuk bana ergenliğe girmiş ve dünyanın gerçekleriyle karşılaştığım zamanları hatırlattı. Kendi yarattığım toz pembe dünya bir anda lekelenmiş ve erkeklerin dünyasında yer edinmeye çalışan insanlardan birine dönmüştüm.
Farklı yönlere koşan kafası karışık insanlar arasında rengarenk kıyafetleri ve karşıt görüşleriyle ilgi çeken bir Barbie bebek. Kelimenin tam anlamıyla bir oyuncak bebek, düşünüyorum da bu Margot'dan başkası olamazdı. Ken ise... o sadece Ken. :) Yani gerçekten filme eğlence kattı ve feminizmin erkekler tarafından da bir yansımasını yaptı ama... eğlenceliydi, filme renk kattı, pembe dışındaki renkleri... yine de sadece Ken benim için, üzgünüm. Barbie varken Ken kimin umrunda? :))
Filmin verdiği hissiyat bana çocukken oynadığım oyunları, özellikle şarkı sahneleri Disney filmlerini anımsattı. İlk kısımda gülümseten sahneler ve geçmişi yaddetme etkisi yaratsa da ikinci kısımda sıktığı anlar oldu. Durmadan gerçekleşen duyar kasan konuşmalar bir süre sonra beynimi yormaya başladı. (Ne kadar çoğu yerde katılsam da yorucu bir havası vardı.) İkinci yarıda bir müddet sıkıntıdan sonra finalde biraz toparladılar denebilir. Billie'nin şarkısı harikaydı, yaratmaya çalıştıkları duygusallığı pek hissedemedim ama şarkıya puanım 10/10. Puan demişken... filme de 7.5/10'dan kanaat puanımla 8/10'a yuvarlıyorum.
👸
Barbie dünyasına giren kadın ise tam olarak bendim. Kıyafetleri gördüğünde "koleksiyon bunlar!" diye atılması, bende de bu oyuncaktan vardı diyerek sırıtması ve feminizm etkisiyle yaptığı konuşmalar...
💅🏻
Barbie'lerin kız çocukları üstünde yarattığı "kalıplar" tartışmasına da çok kısa değinmek istiyorum. Barbie ile en çok iç içe büyüyen çocuklardan biriydim ve hiç böyle düşüncelerim olmadı. Barbieler zayıfmış da ben de zayıf olmalıyım, barbieler topuklu giyiyor ben de giymeliyim, barbielerin hiçbir kusuru yok benim de olmamalı... (Son maddeyi yazdıktan sonra kısa bir an duraksadım.) Olaya bu taraftan odaklanmamıştım hiç. Aklımda kalan ve benim hayatıma etkisi olan şeyler Barbie'nin her istediğini başarabileceği bir dünyadaki filmleri, kafamda kurduğum fantastik evrenler ve eğlenerek geçirdiğim saatler sadece.
💃
Anaerkil olmaları ne kadar harika olsa da böyle bir yerde de yaşamak istemezdim. (Tabii gerçek dünya ile arasında seçim yapacaksam isterim.) Sanırım ne erkeklerin dünyası ne de kadınların dünyasında sorun. Sorun dünyanın ta kendisinde.