lebenOnlardan ayrılınca, kuruyup gitmiş otlarla kaplı tepeye doğru yürümeye başladım. Adını bile bilmediğim, sararıp gitmiş incecik otlar... Ki adsız sansız…devamıOnlardan ayrılınca, kuruyup gitmiş otlarla kaplı tepeye doğru yürümeye başladım. Adını bile bilmediğim, sararıp gitmiş incecik otlar... Ki adsız sansız kimsenin umurunda olmayan bu değersiz otlar, buradaki hayatıma benzer şekilde hiçbir değere layık görülmediği için belki, ilk kez önemli göründü gözüme.
Sonra Sevim'i düşündüm. Onda aradığımı. Bu yaşama kapanmış kıpırtısız coğrafyada onda aradığım, kendimde bulamadığım bir şeydi belki. Bir enerji... Onu değil, onun ötesini düşlemiştim ben. Onun ötesinde kurduğum bir hayal dünyasının sadece aracı kılmak istemiştim aslında onu. Ama biliyordum. Aramızda yine çığlıklarımızın birbirine ulaşamayacağı kadar derin ve geniş bir uçurum; bilinçlerimizin yakınlaşamayacağı kadar acımasız bir uzaklık vardı.
İmkansızlığı düşlemiştim. Şimdi, yine onunla konuşuyorum kafamda. Sevim... Son konuşmamızda yalan söyledim sana. Tüm kendimi inandırma çabalarıma rağmen pişman değilim seni tanıdığıma. Senin gözünden kendimi görmek isterdim. İleride bana benzemeyeceğin kesin. Ve hayatla daha sıkı, doğrudan bir bağ kurabilen, hırçın, yırtıcı, mutlu ve umutlu biri olacağın da. Ki böyle olacağı için bir yandan acırken bir yandan da seviniyorum senin adına. Hayat böyle... Bizi birbirimizle buluşturan bu rastlantı bile ne akılalmaz bir bilmece. Bu düşüncenin başlangıcında bile bizi saran his, yaşananların hiçbir kıymeti yok denemeyeceğidir. Evet... Yaşananlar, konuşulanlar, duygular... Belki de evrenin karanlık bir dehlizindeki kusursuz bir bilince yansıyor. Ama görünen şu ki; gerçek, sıkıcı olduğu kadar acımasız da. Her insan gibi sen de göreceksin bunu. Zaman geçip gidecek... Ve kendi içine batmış, binbir aksiliğin yaşandığı bu coğrafyada hayatta kalırsan; yine de sararıp kuruyup gideceksin sonunda. Bakmışsın ki ortalarına gelmişsin hayatın.. Ve içindeki çölden başka hiçbir kazancın olmamış. Ellerin bomboş.