Spoiler içeriyor
Jude - Michael Winterbottom Jude, Thomas Hardy'nin 1895 yılında yazdığı 'Jude the Obscure' kitabından uyarlama bir 96 İngiliz dram dönem filmi. Film genel olarak dönemin bazı entelektüel bireylerinin 'var olanın' aksine kalıpları aşmak ve 'farklı' olanı tanımlamak üzerine çabalarını sunuyor…devamıJude - Michael Winterbottom
Jude, Thomas Hardy'nin 1895 yılında yazdığı 'Jude the Obscure' kitabından uyarlama bir 96 İngiliz dram dönem filmi. Film genel olarak dönemin bazı entelektüel bireylerinin 'var olanın' aksine kalıpları aşmak ve 'farklı' olanı tanımlamak üzerine çabalarını sunuyor bize. İşte bu bireylerden biri olan Jude'un trajedik yaşamına, ilişkilerindeki buhranlarına ve baskıcı topluluklar ile çatışmalarına şahit oluyoruz. Jude dönemin İngiltere'sinde bol bol okuyor, sorguluyor ve geçinmeye çalışıyor ve bunlarla birlikte 'aşk' kavramının boyunduruğu altında 'evlilik' müesesesinin getirisiyle çebelleşiyor. 'Birbirini sevmiş iki birey için evlilik gerekli mi?' sorusu birçok açıdan sorgulanırken aynı zamanda bu sorunun doğurduğu ekseriyetle probleme de felsefik açıdan yaklaşılıyor. Dramatik romantizm dolgulu bir film olmasıyla birlikte içerik bakımından fevkalade doyurucu bir film.
Şimdi 'genel olarak' kısmını geçtiysek biraz daha derinlemesine gireceğim filme. Jude karakterinin diğerlerinden farklı olduğunu daha 'çocukluktan' saptıyoruz. Filmin ilk başlarında anne babasını kaybetmiş olduğunu öğrendiğimiz ve nenesiyle yaşamını idame ettirmeye çalışan Jude'un bir köylünün tarlasındaki kargaları 'beslemesine' tanıklık ediyoruz. Filmin genel mantığını daha bu ilk sahneden çıkarabilirsiniz aslında. Tarlası olan bireyler için 'karga' kesinlikle çok sıkıntı çıkaran bir hayvandır. Hatta buna çözüm olarak insana benzeyen odundan yapılmış 'korkulukları' tasarlamıştır insanoğlu. Yani Jude küçük yaşlarında, herkes tarafından 'zarar' olarak lanse edilen karga canlısını besliyor. Belki anne ve babasının eksiliğinin bir yansıması olacak şekilde 'dışlanmış' karga canlısıyla bağ kurmuş olabilir fakat bundan daha çok filmin bize göstermeye çalıştığı şey tektipleşmiş insan düşüncesinin 'farklıya' karşı ne kadar acımasız ve kapalı olduğunun ilk tanıtımı bence. Köylü birey, kargalara ekmek atan Jude'u yakalayıp kıçına sert darbeler indirerek ona ders verdiğini zannediyor. Jude'un kargalara ekmek atmasının nedenini veya altında yatan sebeplerini sorgulamak yerine direkt olarak peşin hükümlü bir şekilde bunu tehdit olarak algılıyor. Çünkü bu köylü birey aslında genel insan 'portresinin' bir izlenimini sunuyor bize. Belli bir yaşa gelmiş ve kendisi için 'kalıplar' oluşturmuş aynı zamanda zihnine, çevresinden ve ebeveynlerinden edindiği köklü 'duvarları' örmüş. Dolayısıyla bu birey artık değişmekte zorlanacak bir yapıya sahip olmasıyla birlikte çevresinden gelecek her etkiyi zihninin prangalarına takılarak karşılayacak. Bu tip düşünce ve karakteristik tanımlamalar filmin her zerresinde kendisini göstermekten çekinmiyor.
Fakat tüm bunların aksine birde Jude'a 'farklı' olanı göstermek ve ona hayatını inşaa edebilmesi için road-map çizen 'mentor' görünümlü Phillotson var. Phillotson, Jude çocukken verdiği öğütler vesilesiyle onun geleceğinin mimarı oluyor aslında. Zaten bir şeylere kaşı tanımlanamaz arzuları olan bir çocuk için, adeta rol model olacak Phillotson'un, ağzından çıkacak her kelime Jude'un geleceği için birer yapı malzemesi. Dolayısıyla bir tabula rasa örneği gözlemliyoruz bu sekansta. Jude ebeveynlerinin yoksunluğundan dolayı biçilmeyi bekleyen bir kaftan kıvamında. Kendisine yakın gördüğü herhangi birisini direkt odağına alıp onu özümsemeye çalışacaktır ve aslında farkında olmadan özümsediği kişiye de zamanla dönüşür. Jude'un bu durumu bir ebeveyn-çocuk ikilisinden farklı olarak yoksunlukları ile bağlantılı içe dönük ve dengesiz mental yapısıyla birleşir. Dolayısıyla bireyin gelecek yaşantısı daha fazla kaygı ve endişe barındıracak şekilde tezahür eder. Filmde bunun sonucu olarak Jude'un kendisine açılan bir kadına karşı direkt olarak bağlanıp 'evlenme' arayışına girdiğini gözlemliyoruz. Bunu yapıyor çünkü yaşamın olağan akışına ayak uyduramayacağından korkuyor. Çocuklukta tanımlayamadığı 'aile' yapısına erişme isteği - ilk sebep Arabella'nın hamile olduğu yalanını söylemesi olsa bile - Jude için hayatının gerçeğine dönüşüyor. Tabii bununla birlikte Jude'un daha sevgiliyken Arabella'ya neden 'yumurta' sakladığı sorusuna Arabella'nın verdiği şu cevap: 'çünkü 'kadınların' dünyaya hayat getirme içgüdüsü olarak düşünüyorum', Jude'un beyninde fırtınalar koparıyor ve direkt olarak ilkel içgüdülerin devreye girmesini sağlıyor ve çiftleşmelerine sebep oluyor bunun getirisi olarak da evleniyorlar.
Ama hayatını çocukluktan kazandığı belli başlı idealler ile süslemiş Jude için 'köylü' ve 'evcimen' karısı 'ilişki' açısından kendisine tam olarak randıman sağlayamıyor (bunun aynısı Arabella içinde geçerli.). Arabella çok gerçekçi ve çalışkan bir kadın olmasıyla birlikte 'köy' gibi küçük nüfuslu bir yerde 'aşk' yaşamak için pek seçeneği olmayan biri. İşten sonra bir ağacın altında kitap okuyarak zaman geçiren, naif bir karakteri olan Jude'a karşı fiziki ve mental olarak 'tepki' göstermemesi imkansız zaten. 'Aşk' gibi bireyin mantıklı düşünme yetisini körelten duygular çoğunlukla bir zamandan sonra tepiyor ve bireylere zarar veriyor. Aşk, birkaç hormonun ve ilkel içgüdünün (ve hatta çoğunlukla üreme içgüdüsünün) bir ürünü olacak şekilde tezahür eder. Ancak biz insanoğlu sonlu canlılar olduğumuz için bir kişiye karşı ürettiğimiz hormonlar zamanla azalmaya başlar. İlk başta gösterdiğimiz yoğun sevgi aslında bizim kişiye erişmemizle birlikte yok olur. 'Sevgi' yerini daha çok zorunluluklar ve bağlılıklarımıza bırakır. Aradaki ilişkiyi diri tutabilmek tamamen çiftlerin özverilerine kalmıştır. Tolerans gösterebilecek yetkinliğe sahip olmaları gerektiği gibi birbirlerinden kopup aradaki hormonu tazeleyebilecek bir düşünce yapısına da hakim olmaları gerekir. Filmde, Jude ve Arabella'nın aşkı tamamen 'anlık' ilkel içgüdülere bağlı şekilde gelişir. Arabella, yaşının geldiği düşüncesiyle 'anaç' bir portre sergileyecek ve gördüğü eril bireylere karşı kur arayışına girecek pozisyondadır. Jude yukarıda bahsettiğim parametrelere bağlı şekilde 'evlilik' rüzgarına dalıverir ve daha çok üreme içgüdüsünün taze 'zevkini' deneyimlemek ister. Dolayısıyla bu çiftin evlilikleri en basit bir olguda, 'birlik' olmaları gereken bir anda kopup gider. Film, 'evlilik', 'aşk' ve 'ihtiyaçlar' gibi parametreleri Jude ve Arabella'nın aşkı üzerinden harmanlayıp fevkalade içerisine entegre etmiştir.
Yukarıda bahsettiğim evlilik, aşk ve ihtiyaç üçlüsü Jude'un, kuzeni Sue ile tanışması sonucu yıkılıyor. Yani Jude'un kendisine benzeyen, entelektüel ve özgür düşüncelere sahip bir bireyle birlikte olması 'evlilik' gibi baskıcı bir kararın varlığını sorgulamaya itiyorken aşk ve ihtiyaçları yine peşinden sürüklemeye devam ediyor. Aslında Jude için Arabella'dan sonra karşısına çıkacak her olumlama bariz bir neticeyle sonuçlanacaktı zaten. Arabella'dan ayrılıp üniversite okumaya gitmesi Jude için bir 'rahatlamanın' tezahürü olarak lanse etse dahi aslında yaşamının en karanlık dönemine tanıklık edecekti. Sue karakteri hiperaktif ve çok canlı bir kişiliğe sahip olmasıyla birlikte okumaya ve öğretmeye meyilli biri (Arabella'nın tam zıttı) olarak sunuluyor bize. Jude tam bu noktada yani Sue'ye ilk bakış attığımız sekanslarda zaten kızın dışarıya yansıttığına ve fiziksel özelliklerine bir 'eril' olarak tav oluyor. Direkt romantizm kafasına girip Sue ile gelecek kurma hayallerine kapılıyor ki bunun farkına varan (akıllı!) Sue, Jude'un etrafında dört dönmesini sağlayacak 'naz yapma' politikası uyguluyor. Yeterince iyi gözlem yaparsanız Sue karakterinde 'ilgi' açlığı olduğunu saptarsınız, Jude'un kendisine karşı hislerine tanık olduğu andan itibaren bunu Jude çaktırmayıp; 'masum', 'çaresiz', 'hırçın' ve yer yer 'zeki' bir portre sergiliyor. Her seferinde Jude'un kendisini övmesine olanak tanıyor, aradaki bağın kopmasını engellemek için mektup yazıp 'masum' sıfatına bürünürken, Jude çevresinde olunca da çoğunlukla soğuk ve bir sevgili görünümlü 'kuzen' gibi davranıyor. Sue'nun bu inişli çıkışlı karakteristik özelliklerini incelemem tamamen filmin gidişatını fevkalade etkilemesiyle alakalı. Sue'nun ilerleyen safhalarda dönüştüğü evil tip ve uğradığı psikolojik tahribat kendisinin eliyle hazırladığı bir durumdu. Fakat kesinlikte aşırı trajedik bir duruma dönüştüğünü belirtmem gerek.
Neyse sonuç olarak Sue ve Jude'un ilişkisi çevre tarafından göreceği baskılara rağmen ikisinin ortak aldığı 'evlenmeme' kararıyla sürüp gidiyor. Filmin genel mantığı bunun üzerine kurulu aslında. 'evlilik' müesesesinin çevreler tarafından edindiği 'kutsaliyeti' yıkmaya dayalı bir portre sergiliyor film. Daha çok 'din' olmak üzerine genel olarak toplulukların 'muhteşem' aileler yaratma çabası olarak 'evlenmenin' şart olduğu koşulunu, bireylerin 'birbirini' sevmesi yeterli bakımından yorumluyorlar. Fakat yazının daha ilk başında bahsettiğim küçük Jude'un kargalar ile ilişkisine sert tepki veren tarla köylüsünün tutumu, din çevresi ve topluluklar tarafından Sue ve Jude ikilisinin aldığı kişisel karara aynı şekilde etki ediyor. Bu iki kutbun mücadelesini film çok iyi kotarırken bunun yanı sıra bireylerin çalkantılı ilişkisini normal bir şekilde bize sunmaya da devam ediyor. Sue'nun Arabella'yı kıskanması sonucu olarak Jude ile daha özel şeyler paylaşma isteği bu bireylerin 2 çocuğu olmasına vesile oluyor. Fakat birde Arabella'nın yalan söyledim diyip gerçekten çocuk doğurması olayı üzerine 'junior Jude'da bu çiftin çocuklarının arasına katılıyor ve hep birlikte beş kişilik bir aile oluyorlar.
Devamı yorumda.