"Yapay zeka oluşturma konusunda elde edilen başarı insanlık tarihinin en büyük olayıdır. Maalesef aynı zamanda en son olay da olabilir. " Ne çarpıcı bir söz. Biz insanlar olarak işimizi kolaylaştırmak adına parayı icat ettik, onu bir araç olarak düşündük. Fakat…devamı"Yapay zeka oluşturma konusunda elde edilen başarı insanlık tarihinin en büyük olayıdır. Maalesef aynı zamanda en son olay da olabilir. "
Ne çarpıcı bir söz.
Biz insanlar olarak işimizi kolaylaştırmak adına parayı icat ettik, onu bir araç olarak düşündük. Fakat geldiğimiz noktaya baktığımızda para, araç olmaktan çıkıp amaç haline geldi. Artık elimizdekileri değerlendirmek için parayı kullanmıyoruz, parayı direkt elimizdeki tek şey olarak görmek istiyoruz. Dolayısıyla nesnel kültür, öznel kültürü baskılıyor. Yani bizim ortaya çıkardığımız bizi kölesi haline getiriyor. Georg Simmel buna kültürün trajedisi adını veriyor. Belgesel de kültürün trajedisine en somut örneklerden biri. Ama burada söz konusu olan para değil, yapay zeka. Yani yine bizim ortaya çıkardığımız ve bizi ele geçiren bir ürün.
Belgeselde birçok program kurucusu ve bilimci yer alıyor. Kendi ürettikleri programları anlatıp, ileride olabileceklerden bahsediyorlar. Günümüzde yapay zekanın her şeyi ele geçirmesi bir yana, kendi başına bir varlık haline gelip yapay genel zeka denilen üst düzey bir oluşumu meydana getirebileceklerinden de bahsediyorlar. Yani bizim ürettiğimiz, kendisinden de, bizden de üstün bir şey üretebilme kapasitesine sahip.
Yapay zekanın geldiği noktaya bakıldığında bizim verilerimizi kullanıp nelerden hoşlandığımızı, kişiliğimizi, kullanacağımız oyu ortaya çıkarabilir. Kimsenin bilmediğini bilebilir. Bizi bizden iyi tanıyabilir. Yüzümüzü kullanıp, söylemediklerimizi söylemişiz gibi gösterebilir. Evet, ortaya çıkardığımız bizi ele geçirme yolunda ilerliyor olabilir.
Bilimciler ve kurucular yapay zekayı bir çocuk gibi görüyorlar. Hatta onlar yapay zekadan bahsederken bir babayı çocuğuna top oynamayı öğretirken görüyoruz belgeselde. Yani yapay zeka da bir çocuk gibi. En başta bizden başka kimsesi yok. Biz ona öğrettikçe kendi başına bir varlık olma yolunda ilerliyor ve merak etmeye başlıyor. Sonrasında bize ihtiyacı kalmıyor ve kendiside üretmeye başlıyor. Hatta Jürgen Schmidhuber belgeselin bir yerinde kendisini Einstein'ın ailesi ile bir tutuyor. Nasıl ki Einstein'ın ailesi bir deha yetiştirdi, Jürgen Schmidhuber de oluşturduğu sistemlerle gurur duyuyor.
Birçok filmden daha etkileyici ve akıcı buldum ben belgeseli. Bu konular binlerce filmde işlense de direkt bu kurulumları oluşturanların her şeyi tek tek anlatması bir başkaydı. Birinci ağızdan dinledim her şeyi. Kurucuların, tasarladıkları programları ne düşünerek ortaya çıkardığını ve sonuçlarının ne olduğunu anlatması, günümüz teknolojisinin ne durumda olduğunu daha net kavramamı sağladı. Bu arada Google ve Facebook röportaj yapmayı reddetmiş, belgeselde bunu da belirtmeyi ihmal etmemişler. ^^
Çok büyük keyifle izledim ve çok etkileyici buldum. Çünkü gerçekti.
Bu arada talebim üzerine belgeseli ekleyen raf ekibine de teşekkürlerimi sunarım. ^^