“Sen o filmi iki saat izliyorsun ama ben ona altı ayımı verdim. İki saatte her şeyi çözüp seni buradan gönderemem, kusura bakma! Birazcık oynayacağız.” -Onur Ünlü Filmeleri üzerine yaptığı bu oyun çağrısına katılmak gerekirdi. Madem ki oyun alanı, ben de…devamı“Sen o filmi iki saat izliyorsun ama ben ona altı ayımı verdim. İki saatte her şeyi çözüp seni buradan gönderemem, kusura bakma! Birazcık oynayacağız.” -Onur Ünlü
Filmeleri üzerine yaptığı bu oyun çağrısına katılmak gerekirdi.
Madem ki oyun alanı, ben de filmin bir repliğini bağlamından kopartmaya çalışarak biraz daha oyunu uzatmak istedim.
Film üzerine söylenilecek çok şey var. Söz konusu Onur Ünlü filmi olduğunda, en iyi tanımlama, “şahsına münhasır” olur sanırım. Çünkü, filmde yer alan tüm karakterlerin ayrı ayrı ve oldukça derin izler taşıyan hikayeleri var ki, her bir karektere bir film yapılırsa yine de oturup büyük bir zevkle izlenirdi. Sadece aynada görünen öğretmen, ölemeyen adam, elleriyle zamanı durduran kadın… senaryosu, kurgusu ve yönetmenlikle ortaya çok güzel bir film çıkmış. Her şeyiyle uzun-güzel tartışmalara sahip. Ancak, yukarıda da dediğim gibi; Onur Ünlü’nün izleyiciye oyun davetine geri dönelim.
Samim ve Cemal kuş avladıktan sonra kahvehanede sohbet ederken, Cemal Samim’e bu sözleri söyler.
“Biz buradayız. Biz olmasaydık, ne olacaktı? Ne olacaktı o zaman?” (Uzun bir diyalogtan bağlamdan kopartılıp eklenmiştir.)
Bir an durup düşündüğümüzde, var olmanın-olamamanın-olmamanın dayanılmaz ağırlı altında ezildiğimizi düşünüyorum. Bir gök taşı ekseninden 5 cm sapar ve dünyaya doğru hızla çarparsa ne okur dersiniz.? Neredeyse onbinlerce yıllık yerleşik hayat ve beraberinde devam eden; düşünce, bilim, kural, doğru, yanlış, gerçek, yalan, din. Onca; felsefi akım, ideoloji, savaş, aşk, sevgi, nefret, devasa makinalar, önü alınamayan metropoller, kanalizasyonlar, zaferler ve yenilgiler.. Bunca tantana, uğrunda ölüme gidilen ve egomuzu şişirmek için dalgalandırdığımız bayraklar, gürül gürül akan nehirleri ve sırtında uzayıp giden dağları bölen siyasi sınırlara ne olur dersiniz? Anladık, dünyaya köle olmaya, ölmeye ve “ezikçe” yaşamaya gelen alt-kimlik bireyleri biraz alışkın-gamsız. Peki, üst-kimlik bireylerinin o “yüce onuru” ya da beyaz-erkeğin “asil üstünlük” hakkına ne olur dersiniz?
Daha söyleyeceğim “şeyler” bitmemişti, gel gör ki; gömleğimin sol cebindeki sigara paketide buruşmuş, sanırım son sigara da bitti. Ben oyunumu saldım. Sigara alıp geliyorum. Oyun sırası sende. Şimdi cevap ver, sence ne olur Ah Muhsin abi?