"Hayat daha iyi olmaz. Her şey acı çekmekle ilgili. Doğduğun andan itibaren bu ıstırap başladı. Yeni bir yerin kaderini değiştireceğini mi düşünüyorsun? Saçmalık. Yeni yer, yeni acılar." aşırı gerçekti çıldırıyom. detachment filmini çok severim ona benzer bi hava soludum 🌚🌚…devamı"Hayat daha iyi olmaz. Her şey acı çekmekle ilgili. Doğduğun andan itibaren bu ıstırap başladı. Yeni bir yerin kaderini değiştireceğini mi düşünüyorsun? Saçmalık. Yeni yer, yeni acılar."
aşırı gerçekti çıldırıyom. detachment filmini çok severim ona benzer bi hava soludum 🌚🌚 4 saat 4 kişinin kesişen hayatlarını konu alıyor bir günde yaşadıklarını.. ama ne yaşam. of keşke tek oturuşta izleseydim azıcık heba ettim :') siz yabmayın.. bu arada yönetmen Hu Bo, ilk ve son filminin çekimleri tamamlandıktan sonra intihar etmiş. Öncelikle bu gerçeği bilerek filmde boğulmayı unutmayın.
"+Uzun bir binanın balkonunda duruyorsan aklına ne gelirdi?
-Düşünürdüm. Başka ne yapabilirdim ki?
+Ne?
-Başka ne yapabilirdim?"
şu sahnedeki samimi sohbet.. çeviride bi bokluk olabilir ama kelimeler değil oradaki an/ruh geçti bana ya sağ beyinden sağ beyine bir yol oluştu. atlamak dışında başka ne yapabilirim'i düşünürdüm diye anladım ben biras. (yine de adamı tam anlamadım neden bu kadar etkilendi bu cevaptan diye) olsun. 4 saat sana kurban olsun. film boyunca hep bekleyişteydim sürekli kötü bir şey olacak gibiydi. oluyordu gerçi de gerginlik hiç bitmiyordu. ve bir kaçış rotası vardı: fil. anlamsız bir istek. ne değişecekti sanki? acaba file mi benzemek istiyorlardı bütün bu boktanlıklara rağmen öylece durmak, eylemsizlik. çünkü eylemler hatadan başka bir şeye dönüşmüyor. yalnızca her şeyden kaçmak istiyor insan. buradan şu repliğe bağlanıyoruz.
"+İstediğin yere gidebilirsin. Evet, yapabilirsin. Ancak farklı bir şey bulamazsın. Hayatımın çoğunu boşa harcarken bunu öğrendim. Bu yüzden rahatlamalıyım. "Bir fark olmalı." Anladın mı?
-Evet.
+Hayır anlamadın. Sen başka bir şey arıyorsun. Peki, en iyi çözüm tam buradasın ve diğer tarafa baktığında bundan daha iyi olması gerektiğine inanıyorsun. Ama gidemiyorsun. Gitmeyerek, bununla yaşamayı öğreniyorsun."
sondaki yol sahnesi de çok güzeldi ufff o tünel sahneleri falan seyir zevki kamera vs
"Her şeyi izlemekten zevk aldığımı itiraf etmeliyim."
bu ben. yaşama seyirci kalmaktaki konfor beni katılımcı olmaktan alıkoyuyor. sadece oturup neler olduğunu anlamak istiyorum. anlamasam da bir şey kaybetmemek. ne kazanmak ne kaybetmek. :') ühü bu kafadan çıkmam lazım
inceleme bakarken şunu beğendim buraya çalıyom:
"Bir gün içerisinde hayat onları ne kadar zorlayabilecekse bir o kadar zorlar. Günün sonuna doğru yaklaşırken hepsinin gözlerinin içerisindeki suçluluk duygusu okunmaya başlar. Gözlerinin önlerinden ölümler, itiraflar ve gerçekler geçer. Hepsi bir kargaşanın içerisinde tepetaklak olmuş hayatlarını gözden geçirirken bir fil alegorisi bizi çevreler. Manzouli şehrindeki sirkte bulunan fil onlar için bir kaçış haline gelir. Tüm bu yaşadıklarından kaçış. Çünkü o fil, hiçbir şeyi umursamadan gün boyu sadece oturuyordur. Ona yapılan işkenceleri, küfürleri ya da iyilikleri görmüyordur. Bu dört karakterin de işte buna ihtiyacı vardır.
Film nihilist bir bakış açısıyla üzerimizdeki kuru toprağı silkeleyerek, İsmet Özel’in de dediği gibi, “kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde” dedirtiyor en sonunda.Varoluşsal sancılarımız birleşiyor nihayetinde. Dört farklı karakter günün sonuna doğru çeşitli ölümlere şahit oluyor ancak yönetmen bu ölümlerin hiçbirini gözlerimizin önüne net bir şekilde sermiyor. Çünkü ölmekten öte yaşamaktır zor olan."