Spoiler içeriyor
📌"En derin kesen bıçak gizli olandır." 📌"Yaraları hiç açılmamış gibi davranarak kapatamazsın." Kitay, Rin ve Nezha üçlüsü benim için hep kanayan bir yara olarak kalacak. Her birini hatırlamak istiyorum bu yüzden de yazıya geçmeden önce üçü hakkında düşüncelerimi yazacağım ki…devamı📌"En derin kesen bıçak gizli olandır."
📌"Yaraları hiç açılmamış gibi davranarak kapatamazsın."
Kitay, Rin ve Nezha üçlüsü benim için hep kanayan bir yara olarak kalacak. Her birini hatırlamak istiyorum bu yüzden de yazıya geçmeden önce üçü hakkında düşüncelerimi yazacağım ki dönüp gönderiyi tekrar okuduğumda onları daha net hatırlayabileyim:
•Rin: Rin benim üçlü arasında en sevmediğim karakterdi. Kendisi başrol olmasına rağmen Rin'e hiç ısınamadım. Sürekli kendisiyle çelişmesi beni deli ediyordu. Emrinde savaştığı üç komutanın da (Altan, Daji, Vaisra) yaparken eleştirdiği her şeyin aynısını kendi ordusu olunca yaptı. Anka Tanrı'nın gücü Rin'i kör etmişti. Çok zalimdi, uğruna savaştığı kimseyi gerçekten umursadığını düşünmüyorum ama bir yandan da onu anlıyorum. Hayatı boyunca ezildikten sonra çocuk sayılabilecek bir yaşta çok büyük bir güce erişti. Bunları yaşamış birinin normal bir psikolojiye sahip olması tuhaf olurdu.
•Nezha: Nezha'nın hikayesi beni en çok üzen hikaye oldu. Savaşmayı istememişti ama sonunda istemediği savaşın galibi o oldu. Hükmetmeyi hiçbir zaman istememişti ama tahta o geçti. Şaman olmayı istememişti ama savaş bittikten sonra tüm dünyada hayatta kalan tek şamandı. Yaşamayı bile istememişti hatta Rin'e kayalıklardan atlayarak intihar etmeye çalıştığını söylemişti ama sonunda tanıdığı ve değer verdiği herkes öldükten sonra hayatta kalan tek kişiydi. Halkı için sevdiği kadına ve en yakın arkadaşına ihanet etmek zorunda kaldı. Rin ve Kitay birlikte her şeyin üstesinden geldiler ama Nezha hep yalnızdı.
•Kitay: Kendisi bir dahiydi. Normalde bu kadar zeki karakterlerin savaş durmunda en zalim kararları verdiği görürüz ama Kitay seri boyunca masumiyetini koruyan, vicdanını kaybetmeyen tek karakterdi. Herkes bir noktada kafayı sıyırdığında bile hep mantığın sesi oldu. Kitay'ın başta bu hikayenin ikinci erkeği olacağından çok kokuyordum ama çok şükür böyle bir şey olmadı da Rin ve Nezha'nın arasına girmedi.
...
Bu seriyle ilgili söylemek istediğim çok şey var. Kurgunun çok fazla eksiği var. Ucu açık bırakılmış olaylar var. Yazar seriyi yazmak için harcadığı dört yıla bir iki yıl daha ekleyip kusursuz bir seri çıkarabilirdi ama eksikliklerine rağmen Haşhaş Savaşı benim için yeri ayrı olan serilerden biri oldu.
İlk kitadaki klasik okul temasını sevmemiştim ama hikaye ilerledikçe basit bir okul kurgusundan sıyrıldı ve kan donduran bir savaşa döndü. Üçüncü kitaba kadar olaylar güzeldi ama sanki sürekli tekrar ediyormuş gibi geliyordu. Bir noktadan sonra sıkmaya başlamıştı. Üçüncü kitaba geldiğimdeyse Rin ve Kitay'ın Nezha'yla olan savaşı başladığında seri benim için mükemmel bir hale geldi. Eskiden en yakın arkadaş olan bu üçlünün halklarını korumak için birbirleriyle yapmak zorunda olduğu mücadeleyi okumak çok hoşuma gitti.
Başta söylediğim ucu açık kalan eksik kalmış olaylara gelecek olursak: Altan'ın Speer katliamından nasıl kurtulduğunu öğrendik peki ya Rin? Hanelai'ın kızı olduğu ima edildi babası da -kitap da bununla ilgili bir şey geçmese de- bence babası da Jiang'dı ama kesin bir bilgi verilmedi.
Riga da gizem olarak kaldı. Daji ve Jiang gibi gücü tanrısal seviyelerde olan iki kişi neden Riga'dan korkuyordu. Yapabileceklerinin sınırı neydi öğrenmek isterdim. Böyle kim vurduya gitmesi biraz saçma oldu. Bunun gibi bir kaç şey daha vardı ama yazı çok uzun olduğu için yazmayacağım.
Not: Savaşlar ve soykırımlar öyle vahşice betimlenmiş ki böyle şeylerden etkileniyorsanız okumanızı tavsiye etmem.
10/10