MODERN ERKEK TARİHİNİN KADINLARA EN BÜYÜK İRONİSİ//KUTLAMA ZIRVALIĞI YETER!! 8martdünyakadınlargününüzkutluolsun(!) 8 MART |DİRENENLERE SAYGIYLA| Erkekler meselenin "yaranma" boyutundalar, haliyle de onların kutlama mesajlarını anlamak mümkün. Peki ya kadınlar, onlar neden kutluyor? Kadınların 8 Mart'ı kutlanacak bir gün olarak kabul edip,…devamıMODERN ERKEK TARİHİNİN KADINLARA EN BÜYÜK İRONİSİ//KUTLAMA ZIRVALIĞI YETER!!
8martdünyakadınlargününüzkutluolsun(!)
8 MART |DİRENENLERE SAYGIYLA|
Erkekler meselenin "yaranma" boyutundalar, haliyle de onların kutlama mesajlarını anlamak mümkün. Peki ya kadınlar, onlar neden kutluyor?
Kadınların 8 Mart'ı kutlanacak bir gün olarak kabul edip, kutlama mesajları yayınlamalarını ve kutlama mesajları kabul etmelerini anlamak oldukça zor.
Öyle ya, bayram değil seyran değil, herkes birbirini neden kutluyor ki?
Öncelikle 8 Mart'ın bir bayram olmadığını belirtmek gerekiyor. Bayram, ancak ve ancak hallolmuş ve müjdeli bir olayı sembolize eder. Topluluklar kendileri açısından tarihsel önemi olan bir olayın yıl dönümünü ya o günü yas günü ya da bayram günü olarak ilan ederler; o gün geldiğinde yas tutar, öfkelerini bilerler ya da kutlama yaparlar.
Peki, 8 Mart emekçiler ve emekten kadınlar açısından ya da genel olarak kadınlar açısından bir bayram günü olarak kutlanabilir mi?
Hayır. 8 Mart'ın bir bayram günü olarak kutlanabilmesi için, onun taşımış olduğu mesajın hayat bulmuş olması gerekir ki, bir bayram olarak kutlanabilsin.
Hâlbuki 8 Mart, yalnızca ve yalnızca bir çağrıdır. Kadınların eşitlik için mücadele çağrısıdır.
Bu çağrı gerçekleşmiş midir? Hayır!
Bu çağrı gerçekleşmediği gibi, bu süre zarfında bu çağrının taşıdığı mesaja inanılmayacak derecede uzak düşülmüştür. Bu bakımdan düşünüldüğünde ortada kutlanacak bir bayram değil, yası tutulacak bir durum söz konusudur.
Bundan dolayıdır ki, 8 Mart bayram değil, erkek egemen sisteme ve rollere karşı kavganın çağrısı olmaya devam etmek durumundadır.
8 Mart kutlanacak bir bayram değil, bir yas ve mücadele günüdür!
Kimilerince kutlanma, kimilerince anılma, kimilerince ise mücadeleyi yükseltme günü olarak kabul edilen 8 Mart, esasen işçi kadınların “eşit kölelik” ve daha iyi koşullarda kölelik” hakkı için mücadelenin sonucu olarak doğdu.
Bu da ezilenlerin, sömürülenlerin mücadelelerinin doğasına uygundur zira ezilen veyahut da sömürülen bir topluluğun ilk mücadelesi mutlak eşitlik ve özgürlük maksatlı değil, kendisini ezen kadar eşit ya da daha iyi koşullarda sömürülmek maksatlı olur.
1857 yılında New York’da, tekstil sektöründe çalışan 40 bin kadın işçinin daha iyi ücret ve çalışma koşulları maksatlı direnişi, ikili bir karaktere sahipti. Bunlarda biri, erkek işçilerle eşit kölelik, diğeri ise daha iyi koşullarda sömürülme hakkı idi. Zira kadın işçiler, erkek işçilere nazaran daha kötü koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılmaktaydı.
Bu bakımdan, 1857’deki kadın işçilerin direnişi hem sınıfsal hem de dar anlamda feminist bir perspektife sahipti. 129 kadın işçinin yaşamını yitirdiği bu direniş, bir yanıyla da kadınn İşçilerin 1 Mayıs’ı.
1857 yılında New York’da başlayan direniş, zamanla bütün dünyaya yayıldı ve gerek işçi sınıfının gerekse de feminist hareketin şekillenmesinde, karakter almasında etkili oldu.
Tabii ki 8 Mart ile ilgili birçok tez, hipotez ileri sürülebilir, nihayetinde tarih devam ediyor, mücadele de; bu demek oluyor ki tartışma da devam edecek.
Lakin tartışmaya açık olmayan şudur: 8 Mart, “Bayram” olmadığı gibi “Kadınlar Günü” de değildir. 8 Mart, cinsiyetçiliğe ve sınıf sömürüsüne karşı mücadele günüdür.
DİRENENLERE SAYGIYLA
E.N..