Spoiler içeriyor
Antik uygarlıklardan beri varlığını sürdüren vampirler, geçmişin izlerinde mit ve folklorik canlılar olarak karşımıza çıkarken edebiyatın ve sinemanın da işin içine girmesiyle popüler kültürün vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Babillerde; Lilitu, Lamashtu, Ekimmu gibi şeytani varlıklar vampir mitinin ilk kökenlerinden…devamıAntik uygarlıklardan beri varlığını sürdüren vampirler, geçmişin izlerinde mit ve folklorik canlılar olarak karşımıza çıkarken edebiyatın ve sinemanın da işin içine girmesiyle popüler kültürün vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir.
Babillerde; Lilitu, Lamashtu, Ekimmu gibi şeytani varlıklar vampir mitinin ilk kökenlerinden biridir. Lilitu, Lilith mitinin erken bir versiyonu olmakla beraber geceleri dışarı çıkıp genç erkek ve çocukları kanlarını ve yaşam enerjilerini emmesiyle bilinir. Lamashtu da benzer özellikler sergileyen bir şeytandır; tüm insanlara musallat olabilir, çocukların kanını içip onları hasta ettiğine inanılır. Ekimmu, ölülerin huzur bulamayan ruhları olarak bilinir; mezarlarından çıkarak yaşayanlara musallat olduğuna inanılır.
Lilitu, genç erkekleri baştan çıkarma özeliğiyle Fransızca "femme fatale" tanımına uymakta olup; Carmilla sayesinde literatüre eklenen "vamp" sözcüğünün de tanımına uymaktadır. Vamp, erkekleri baştan çıkaran kötü kadın anlamına gelmekte.
Antik Yunan ve Roma'da; Empusa, Lamia ve Strix gibi yaratıklar vampir mitiyle örtüşmektedir. Bu yaratıkların ortak özellikleri kan emmeleridir.
"Eminim Aşağı ve Yukarı Styria'da, Moravya'da, Silezya'da, Türk hakimiyeti altındaki Serviya'da, Polonya'da ve hatta Rusya'da hayli yaygın olan bir batıl inanıştan, vampirlerden bahsedildiğini duymuşsunuzdur." syf121.
Slav mitolojisi, modern anlamda vampir mitinin oluşum kaynağıdır. Upyr / Upiór, Vampir, Strzyga / Strigoi isimli yaratıklar vampir tanımına uymaktadır. Upyr / Upiór, mezarından çıkarak yaşayanların kanını emen ölü bir varlık olarak tasvir edilir. Vampir, ölülerin mezarlarından çıkarak kan emdiğine inanılan varlıklara verilen addır ayrıca modern vampir kelimesinin kökenidir.
Upyr / Upiór, vampir; geceleri baykuş ya da kurt şeklinde gezinen, insanları ve hayvanları öldüren kötü büyücü ya da cadı cesedi. Ondan kurtulmak için mezarını kazmak ve cesedini kazıkla delmek gereklidir. Bu tanım Türk mitolojisindeki Ubır inancıyla benzerdir. Ubır, Rus ve Türk mitolojisi ve halk inancında Vampir anlamına gelir. Günahkar kimseler mezarda bir hayvan şekline bürünür ve Ubır haline gelir. İri başlı, uzun kuyruklu bir varlıktır. Genellikle ölen büyücüler Ubıra dönüşür. Tarihte Türk-Slav ilişkileri kültürel alışverişe yol açmıştır. Upyr / Upiór kelimelerinin kökeni de Türk mitindeki Ubır olduğu düşünülür.
"Mircalla, Kontes Karnstein yazıyor, üzerinde de küçük bir aile arması var, onun altında da MS 1698 tarihi yazılı" syf 51.
Vampir inanışı insanlar arasında gerçekliğini korumuş vampir avına çıkmışlardır. Bununla ilgili kayıtlarda 1200 yıllarında İngiltere'de Galli bir din adamı olan Walter Map bir vampirin bütün bir köy ahalisinin kanlarını emmek suretiyle öldürdüğünü iddia etti. Köyde sağ kalan son kişi kılıcını çekip kana susamış cehennem yaratığının kafasını ensesine kadar ikiye bölmüş ve tehlikeyi sona erdirmiştir. Özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda, Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde yaşanan vampir avı olayları kaydedilmiştir. Bu dönemlerde vampir olduğuna inanılan kişilerin mezarlarının açılması, cesetlerinin kazıklanması ve yakılması gibi uygulamalar yaygınlaşmıştır.
Carmilla ismiyle bilinen Karnstein Kontesi Mircalla'nın portresinde düşülen yıl (1698) vampir avlarının ayyuka çıktığı 17. ve 18. yüzyılları arasında kalmakta. Bu da, Sheridan Le Fanu'nun yazdığı hikayenin gerçekçiliğini korumak için vampir mitinin ve etkilerinin bir araştırmasını yapmış olduğunu düşündürtüyor.
"Kendini otantik vampir geleneğinin araştırılması gibi kimilerine göre garip ve önemsiz gelen işlere adamıştır." syf 124.
1718 Pasarofça Anlaşması’yla Romanya, Kuzey Sırbistan ve Bosna’nın bazı bölgeleri, Avusturya’nın denetimine girmiştir. Bölgede asayişi sağlamakla yükümlü Avusturyalı subaylar, Gradiç bölgesindeki vampir inanışlarına sebep olan bazı olayları bizzat gözlemlemiş, rapor etmiş ve resmî olarak kayıt tutmuşlardır. Rahipler, bilim adamları ve tıp doktorları tarafından tutulan bu raporlar, kitapçık veya bilimsel dergilerde makale olarak da yayımlanmış; Batı Avrupa’da felsefeciler, teologlar, şairler ve bilim adamları vampirlerin varlığına dair tartışmalara katılmışlardır.
Hikayesini kendisinden dinlemiş olduğumuz ana karakter Laura'nın bahsetmiş olduğu bu kişi Baron Vordenburg'dur.
Mircalla'nın kurbanlarına bakan bazı doktorların vampirlerin varlığından haberdar olması ve aileleri din adamlarına yönlendirmesi vampir varlığına dair tıbbi raporlara bir gönderme içeriyor.
Vampir varlığına inanan bilim insanları vampirlerin kendilerince belirlenen özelliklerini şöyle özetlemişlerdir: Acıyı en az düzeyde hissederler, vücutlarında özellikle de yüzlerinde çürüğe dayalı hafif çukurluklar ve izler bulunur, göz renkleri sürekli değişim içindedir ve iki göz asla aynı renkte bulunmaz. Beklenmedik zamanda, fark edemeyeceğiniz kadar hızlı ve bir o kadar da güçlü tepkiler verebilirler. Ten ısıları sürekli değişiklik içindedir. Gün ışığından etkilenmezler. Düşünce okuyabilirler, bu nedenle onlara karşı koymak imkânsız gibidir. Zekalarını ve güçlerini asla bir kitlenin anlayacağı bir şekilde dışarıya vurmazlar. Bahsedildiği gibi köpek dişleri ilgi çekici büyüklükte değildir.
"Bir kişinin vampir olduğunun belirtilerinden biri de çok güçlü ellere sahip olmasıdır... Bu güç anlık bir sıkma kuvvetiyle de sınırlı kalmaz, yol açtığı uyuşukluk hissi bir süre devam eder." syf 127
Carmilla bu vampir özelliklerinin bazılarını karşılamakta. Carmilla, aşırı güzellikte olan bir kadın; ince, zarif, cildi duru ve parlak, yüz hatları düzgün ve orantılı; iri, parlak, koyu renk gözlere sahip. Verilen özellikteki gibi çürüğe dair izler bulunmuyor. Laura Carmilla'dan bahsederken gün ışığının güzelliğinden hiçbir şey eksiltmediğini söyler. Hızlı ve güçlü tepkiler fiziksel olarak algılansa da Carmilla gün içinde aniden değişen ruh haline sahip.
"Başlangıçta bu tür vampirlerin hiç olmadığı bir yer düşünün. Nasıl başlıyor, nasıl yayılıyor? Ben size anlatayım: İyi ya da kötü bir adam kendi hayatına son veriyor. Belirli şartlarda intihar eden bir kişinin vampire dönüşmesi mümkündür. Onun hayaleti başka insanları uykularında ziyaret ediyor, bu kişiler öldüklerinde istisnasız hemen hepsi vampire dönüşüyor. Bu vampirlerden birinin ziyaret ettiği güzel Mircalla'nın da başına aynısı geldi." syf 126.
Gerek şeytanlar olsun gerek insanlar hepsinin ortak noktası birer günahkar olmaları. Burada intihar eden birisinin vampire dönüşmesi hayatı bahşeden Tanrıya karşı işlenmiş bir günah olarak ele alınıyor. İntihar edenin ne cennete ne cehenneme alınması ona verilen bir ceza oluyor. Hayatta kalmak için insan kanına muhtaç olmaları kurbanların yakınlarında korku-nefret-öfke üçlüsünü uyandırıyor. Ceza kısmı da tam olarak bu: yakalandıklarında canlıyken kalplerine bir kazık çakılıyor, tüm acıyı kemiklerine kadar hissediyorlar; kafalarını enselerine kadar ikiye bölüp sonra da tüm bedeni yakıyorlar.
"Herkes ölür, ölünce çok daha mutlu olur insanlar." syf 41.
Laura inançlı bir Hristiyan, akşam dualarına katılır, cenazaye saygıda bulunmak için ayağa kalkıp ilahi söyler. Bu yaptığına Carmilla tiksinti içinde cevap veriyor. Tanrı'ya karşı nefretini ve öfkesini görüyoruz. O sırada yukarıdaki sözler çıkıyor ağzından. Kitabın birçok noktasında Carmilla'nın melankolik bir hal içinde olduğundan bahsediliyor. Ölüme olan özlemine bir gönderme içeriyor.
"Elimde değil; sana doğru çekildiğimi hissediyorum. İleride sen de başkaları tarafından çekildiğini hissedecek ve aşk denen o zalim duyguyu tadacaksın." syf 37.
Carmilla'nın Laura için söylemiş olduğu sözler. Anlaşıldığı üzere Carmilla lezbiyen. Sheridan Le Fanu, yazdığı döneme göre oldukça cesur bir karakter işleyişinde bulunuyor. Yer yer tensel dokunuşlar mevcut. Bir açıdan oldukça korkunç bir özellik katıyor bu Carmilla'ya. Ne kadar başka bir vampir yüzünden vampire dönüşse de vampir olmanın ilk sebebi intihar eden insandı, yani günahkar. Bu zaten başlı başına korkunç bir olayken Tanrı'nın kesinlikle onaylamadığı eşcinsellik de katılınca Carmilla vampirler arasında en günahkar olanı oluyor. Şöyle bir bakalım:
İşte böylece Tanrı onları utanç verici tutkulara teslim etti. Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler. Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar. (Romalılar 1:25:32)
Kendi bedenlerine yaraşan karşılığı aldılar, bundan kasıt çok farklı bir şey fakat bunu Carmilla'nın vampir olarak yaşamasına bağlayabiliriz.
"Sen benimsin, benim olacaksın, sen ve ben sonsuza kadar birlikte olacağız." syf 39.
Kitabın bir noktasında kurbanlarına sahte aşk gösterilerinde bulunurlar deniyor vampirler için. Ben bunun bir sahte aşk göstermesi değil gerçek bir aşk bulundurduğunu düşünüyorum. Carmilla Laura daha çocukken rüyasına girmiş ve onu ısırmıştı. Aslında Laura en sonunda öldüğünde bir vampire dönüşecekti ve tıpkı dediği gibi sonsuza kadar birlikte olacaklardı.
Yazarın, kurbanları kadın olarak seçmesi okurken beni şaşırtmış ve farklı bir şey okumanın heyecanını kazandırmıştı. Ben kadın bir vampirin erkek kurbanlar üzerinden işleneceğini düşünüyordum. Sadece vampir hikayesi işlemekle kalmayıp okuyucuya vampirler hakkında bilgi vermesi haz ve merak kazandırıyor.
Sayesinde vampir miti hakkında bilgi sahibi olmakla kalmayıp Türklerdeki kökenini de öğrenmiş oldum. Bu konuda araştırılacak çok şey var. Mesela, Osmanlı’nın bilinen ilk vampir fetvasını duymuş muydunuz?
“Bazı kimseler fevt olup defn olunduktan sonra, kabrinde kefenin yırtıp azasına kan gelip bedenini humret ihata etmiş bulunsa, bu vech üzere olmasına bir sebep var mıdır?"
Bizzat şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye sorulan sorular üzerine verilen bir fetva bu.
Daha uzamadan, merakımı uyandırdığı ve yazdığı eserle keyifli vakit geçirmemi sağladığı için yazara teşekkürü borç biliyorum.