Pek çok anlatıda olduğu gibi bu eserde de eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşüren, fitne fesat düşünceler yayan, aklı kurnazlıktan yana pek âlâ çalışan bir kadın karakter tiplemesi karşılıyor bizi. Ve sanki bu kadın olmasa insanca yaşayacak, fakat karısının aklına uyup…devamıPek çok anlatıda olduğu gibi bu eserde de eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşüren, fitne fesat düşünceler yayan, aklı kurnazlıktan yana pek âlâ çalışan bir kadın karakter tiplemesi karşılıyor bizi. Ve sanki bu kadın olmasa insanca yaşayacak, fakat karısının aklına uyup niyeti bozmuş, güvenilmez bir soylu örneği görüyoruz. Suç kadında aranmamalı kesinlikle. Lady Macbeth buram buram kötülük kokuyor zaten, bu konuda hepimiz hemfikiriz. Fakat yanındaki insanlara göre fikir değiştirebilecek, ne istediğini ve bu uğurda ne kadar ileri gidebileceğini bilmeyen, "iyi, doğru, insanca" düşüncelerinden çıkar için ödün verebilen ve 2 satır laf ile derhâl gaza gelen, hakkı olmayan bir konuma göz diken bu adam; işte bu adam kötüden de kötü bence. Macbeth hayata karşı belli bir duruştan, sınırları belirgin bir karakterden yoksun. Karaktersiz. Ve böyle bir adam zaten kendi içinde çirkinleşmeye meyilli iken, sırf Lady bu çirkinliği destekleyip körükledi diye esas kötüyü o sayamam. Yılanın başı her ne kadar Lady Macbeth gibi gözükse de özünde yılan da baş da bizzat Macbeth'in gönlüdür.
Astarı gizleyen yastık kılıfı gibi, Lady de kocası Macbeth'in kötülüğünü hiç susmayan dili ile bir nebze gizlemiş görünmekte. Ve işte vardığımız nokta... İnsanlık onurunu korumaya çalışan fakat gözü kaf dağının da üstünde olan Macbeth'in güçlü boynuna, yılan olup dolanmış bir Lady Macbeth...
Macbeth'in gerçek kaygısı aslında planladığı eylem ile insanlığından ödün verecek olma düşüncesi değil, alakası bile yok. Onun esas kaygısı başaramama korkusu, korkağın teki yani. Sayfa 24'te görürüz bunu; önce insanlığını dert eder, sanki işleyeceği günahın ağırlığına tasalanır gibi gözükür. Fakat karısı tarafından, suçun sanki daha "insanca" olduğuna ikna edilişinin hemen ardından, rahatlamak yerine esas derdini dile getirir karısına:
"Ya başaramazsak?"
Bu kaygısını giderecek bir iki tatlı söz işitti miydi hemencecik ikna olur ihanet etmeye. Maskesini daha ilk perdeden, kitabı bile yarılamadan düşüren Macbeth tüm kitap boyunca aynı şekilde zırvalıyor. Hiç durmaksızın Macbeth'in korkularını okuyoruz, kaygıları ve bunlarla başa çıkma biçimlerini gözlemliyoruz. Zaten o cadılara gitmesi de yine korkudan değil mi? Yanlış yaptığının fazlaca bilincinde ve öyle bir korkuyor ki... Dayanamıyor, kaygıları onu artık deli ettiği için sirkelenmek istiyor. Bu kaygıları cadılar ile aşmaya çalışsa da nafile, çünkü sevgili cadılar ve süslü püslü lafları kaygıyı körükleyen en önemli unsur oluyor aslında.
"Kimseler uyumasın artık, Macbeth uykuyu öldürdü!"
İkinci perdede ihanet boy gösteriyor bizlere. "Bir daha gitmem. Düşünmekten bile korkuyorum yaptığım şeyi. Dayanamam bir daha görmeye." (sf. 33) Yalancı Macbeth, alavereci. Sonraki konuşmasında ise şöyle söylüyor: "Ne oldu bana? En küçük gürültü korkutur oldu beni." Yakalanacağım diye ödü patlıyor ama yine de konuşurken insan kostümü giyinmeye zorluyor. Hiç de yakışmıyor Macbeth efendi, kendisi ırkının yüz kararlarından biri.
Giderek Macbeth'e kin kusuyorum, bilmem farkında mısınız?
"Kim bu cehennem davulcusu? Bir çiftçidir: Bolluk olacak diye kendini asmış."
Üçüncü perdede ise karı koca hepten tırlatmaktalar. İçindekini görmesinler diye, yüzlerini bir maske gibi takmaktalar yüreklerine. Oysa orada yalnızca korku ve kötülük mevcut. Açgözlülüğü de Macbeth'e sormak gerek, diğerleri gibi bunu da en iyi o bilir çünkü.
Yok yok, Lady en azından kocasına karşı kendi olabiliyor fakat Macbeth kendisine karşı bile oynamakta rolünü. Çok yazık.
Yanisi burada kesip toparlayacak olursam, Shakespeare'den okuduğum ikinci kitap olan bu eser beni kolayca içine çekip bir hız trenine bindirdi adeta. Kitap okumaktan ziyade film izler gibi hissettim kendimi, velhasılı üzerimde meydana getirdiği duygulanım bu şekilde.
Tadı bir süre damağımda kalacak.
Hamlet ile yola devam!