Spoiler içeriyor
İlk olarak gerek burada gerek film sitelerinde konu özetini izleyiciyi yanıltacak kadar farklı lanse edilen bir film daha görmedim. İzlediğim sitede farklı bir sunumu yapılırken Raf en azından ucundan bir benzerlik gösterebilmiş. Ülkemizde özellikle İstanbul'da, geçmişten günümüze kadar gerçekleşmiş büyük…devamıİlk olarak gerek burada gerek film sitelerinde konu özetini izleyiciyi yanıltacak kadar farklı lanse edilen bir film daha görmedim. İzlediğim sitede farklı bir sunumu yapılırken Raf en azından ucundan bir benzerlik gösterebilmiş.
Ülkemizde özellikle İstanbul'da, geçmişten günümüze kadar gerçekleşmiş büyük ölçekli depremler için Küçük Kıyamet olarak bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Film adından da anlaşılacağı üzere deprem gerçeğine odaklanıyor; hani, yaşanan her depremde adı anılan o beklenen büyük İstanbul depremine.
Eklenen konu özetinde Taylan kardeşlerin amaçlarının filmi karakterler üzerinden işlemek değil, insanın doğa karşısındaki acizliğini göstermek olduğundan bahsediliyor. Bana bu amacı yansıtamadılar. Gayet de karakterler üzerinden işleniyor. Daha çok tek bir karakter üzerinden bir anlatı gerçekleştiriyorlar.
Bu karakterimiz: Bilge. 99 depremlerinde ailesini(anne-baba) kaybetmiş bir kadın. Üzerinden seneler geçse bile bunun etkisinden çıkamayan birisi.
Mutlu bir aile tablosundan bahsetmek isterdim fakat gerçeği yansıtan film, ilişkileri zayıflamış bir aileyi merkezine alıyor. Bir akşam yemeğinde yakın akrabalarla keyifli vakit geçiren aile tatil planlarından bahseder. Yeğenlerin de bu plana eklenmesiyle sofra dağılır. Kardeşini uğurlayan Bilge, serginin isminin Küçük Kıyamet olarak değişmesinden bahsedip resimleri inceler. Kardeşiyle arasında geçen diyalogda resimlerin ölümle ilgisi olduğunu ve annelerinin anısına olduğunu öğrenir. Kamera, televizyondaki bir karaktere odaklanır. Saatin geç olmasıyla herkes uykuya geçer. Bu sırada Bilge tatil yapacakları evi inceler. Uykuya gittiğinde kocasının (Zeki) birisiyle konuştuğunu görür ve tepki verir. Bu kritik bilgileri verdiğime göre beklenen depremi başlatarak filmin asıl girişine odağı kaydırabilirim.
Deprem yaşayan insanların ağzından hep "bir saniye bir sene gibi geçti" gibi sözler çıkar. Taylan kardeşler bu sözden yola çıkarak filmin gidişatını belirliyorlar. Yaptıkları bu seçimle izlediğim doğal afet temalı filmlerden farklı bir bakış açısı sunmaktalar.
Yukarıda yazdığım kritik bilgileri içeren, uzun bir tatil hikâyesi izliyoruz. Bilge'nin arada yaşamış olduğu sanrılar gerçekliğe bir dönüş içeriyor. Bu gidiş gelişlerle psikolojik gerilim oluşturuluyor. Mezarlık sahnesiyle birçok korku filminden aşina olduğumuz bir av-avcı(Ali) evresine geçilip gerilimi kendilerince tavana çıkarıyorlar.
Bamm, bir saniye geçti ve karakterler enkaz altında kaldı. Yaşanan her şey ömür boyu sürmüş gibi gelen o bir saniyenin bir alegorisiydi.
Avcı, yani azrail alegorisi barındıran Ali'yle yüzleşen Bilge gözlerini açtığında her şey olup bitmişti. Umutsuz bir şekilde çocuklarına ve yeğenlerine seslenmesi, onlara ulaşmaya çalışması enkaz altında kalmış insanların neler yaşadıklarını çok iyi yansıtıyor.
Bilge yakınlarına ulaşıp dışarıya yardım için çıktığında yıkılmış bir İstanbul'la karşı karşıya kalıyor. Kendini zorlaması ve olayın vahametiyle bayılıyor. İstanbul'u böyle yenilmiş görmek içimde inanılmaz bir hüzün, bir umutsuzluk oluşturdu. İstanbul'da yaşayan biri olarak her geziye çıktığımda evleri inceler ve o an yıkılacağına karar verirdim. Başta kendim ve ailem olmak üzere kaybedilebilecek onlarca canın korkusu oluşurdu. Film tüm bunların o anlık bir birleşimi oldu.
Filmin bazı noktalarında parlaklık ve kontrastı artırarak rahatsız edici bir ortam oluşturulmuş. Havuzun içinden alçak açılı çekim tekniği kullanılarak binalara korkutucu bir hava verilirken bir yandan suyun dalgalanmasıyla deprem dalgası etkisi verilmiş.
Sevmediğim birkaç nokta var. Ele aldığı konu ve bunu yansıtma şekli güzeldi fakat senaryo kötüydü. Ailenin tatil macerasını izlerken gerçekten sıkıldım. Gerilim yaratmaya çalıştıkları sahneler bunun üzerineydi ve yetersizdi. Filmin başında "deprem ne zaman olacak" gerilimi vardı bende o da zaten konuyu bilmemden ve depremin yaşantımızda da oluş belirsizliğinden kaynaklanıyordu. Yıkılmış İstanbul'u gösterdikten hemen sonra ülkemizde deprem ortamında pek beklemeyeceğimiz bir görüntü vardı; kurulan sağlık çadırları, hemşire ve doktorların bolluğu, ambulanslar ve itfaiye erleri... Bunlar çok hayalî bir yaklaşım gibi geliyor. Onca sıralanmış binaların içinden ,özellikle de böyle bir yıkım görüntüsü vermişken, nasıl bu kadar yardım ulaşabiliyor anlamış değilim. Sadece böyle bir şeyi umut ettiklerini düşünmek istiyorum.
Ortalama bir filmdi.