Atsız'ın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca kendisiyle de bu kitap sayesinde tanıştım. Kitaba sıfır önyargı ile başladım, doğrusu seveceğime dair umutlarım da vardı ancak çoğu yerde benimsediğim doğrulara zıt olan çok fazla şeyle karşılaştığım için kitaba bir sevgi besleyemedim. Neredeyse her…devamıAtsız'ın okuduğum ilk kitabıydı, ayrıca kendisiyle de bu kitap sayesinde tanıştım. Kitaba sıfır önyargı ile başladım, doğrusu seveceğime dair umutlarım da vardı ancak çoğu yerde benimsediğim doğrulara zıt olan çok fazla şeyle karşılaştığım için kitaba bir sevgi besleyemedim. Neredeyse her kitaptan bir şeyler katabiliriz kendimize, bu kitabın bana kattığı şeyse günümüzde sevgiyi bu kadar maddesel gören insan sayısının çokluğuyla mücadele edip, normal karşılamam gerektiğindeki yardımı ve bunun farkında olmamı sağlamasıdır muhtemelen. Buradan itibaren yorumlarım spoiler içerir, dikkatinize.
Öncelikle Selim PUSAT, sevmeden mi evlendin(evet sevmeden evlenmiş) , sevgi senin için bir şeyler hissettiğin kadınların güzelliğinden mi ibaret? Eşine, sadece "hayat arkadaşım" gözüyle bakıp, (ki bir hayata ortak olmak demek Selim'in hatta Ayşe'nin varsaydığı şeylerden öte bence.) ona karşı bir ölü olup konu Leyla ve Güntülü'ye gelince içinde ki heyecanı hissetmesi falan saçma. Bunun yanında bir başkasını severken, bir şekilde bunu başka birini sevmeye çalışmakla örtme isteği benim için çok SAÇMA. Duyguları yıpranan 1 değil, 2 insan oluyor ortada. Ayrıca sevgi dediğiniz şey bu kadar basit mi? Bu kadar boş mu? Bunları da geçip çok yaralı(!) Selim'in bir diğer saçmalığına gelirsek, ulan adam, kadınların güzelliğini kıyaslamak nedir? Yok şu şöyle paha biçilmez güzel, bu böyle hırçın güzel, yok ben Leyla ve Güntülü'yü kıyaslayamam çok farklı güzeller onlar diye düşünmek nedir? Kitap boyunca hayat arkadaşım dediği Ayşe ile bir kere bile kıyaslamadı bu insanları, güzelliği Selim'in kıstaslarında değerlendirilmeye sokulamayacak kadar düşük mü ya da Ayşe en güzel, hırçın bakışları olan olsaydı o mu sevilmeye en layık olan olacaktı? Onu seven ve değer veren Ayşe'ye dürüst olmayıp, işi düşünce konuşup "yha aynı evdeyiz ama birbirimize yabancıyız yhaaaa" moduna girmesiyse gülünç.
Aşk denilen kavram bilimsel olarak kimyasal değişimlerden ibaret sonuçta ama buna anlam katmak bizi insan yapan şeydir. Bana göreyse aşk sadece bir insana cinsel olarak ya da şehvetle duyulmaktan ötedir. Yani bir insan doğaya da, hayata da, annesine de, bir müziğe ya da resme de aşk duyabilir. Bu yüzdendir ki, kitapta verilen "Aşk, şehvetin estetik halidir." tanımına büyük bir öfke duydum. Sonuçta aşkta bir tür sevgi olduğu için sevgi bu kadar basite indirgenecek boş bir şey mi?
Askerliğe, daha doğrusu kendi inançlarına bu kadar bağlı olan ve "sürekli bir askeri metafor yapam, gülmeyem, kötü kötü bakam ama of güzel kız gördüm, bi heyecanlandım sanki" modundaki Selim PUSAT'a olan sorgulamalarım ve sevgisizliğim tükenecek gibi değil gerçekten. Kendi düşüncelerine neredeyse zerre laf ettirmeyip, sallayabildiği çoğu şeye sallayan kitabın sonunda artık kafayı yiyen, zevkin ve bana göre sevgiyi bu kadar boş gördüğü için sadece tüketmenin esiri olan bir bencildi. Böyle bir karakteri okurken zevk almadım doğrusu.
Birde hala buraya kadar okuyan olduysa öğrendiğim öbür şey, ağlarsa anam ağlar gerisi ninja kaplumbağalar.