2150, adeta başka bir dünyaya, daha doğrusu bambaşka bir zamana götüren derin bir yolculuğun kapılarını aralıyor. Kitap, Jon Lakes adlı sıradan bir adamın, 20. yüzyıldaki monoton hayatından, 2150 yılındaki olağanüstü bir dünyaya uyanmasıyla başlar. Bu yeni dünyada, Jon'u karşılayan şeyler…devamı2150, adeta başka bir dünyaya, daha doğrusu bambaşka bir zamana götüren derin bir yolculuğun kapılarını aralıyor. Kitap, Jon Lakes adlı sıradan bir adamın, 20. yüzyıldaki monoton hayatından, 2150 yılındaki olağanüstü bir dünyaya uyanmasıyla başlar.
Bu yeni dünyada, Jon'u karşılayan şeyler yalnızca teknolojik yenilikler değil, insan ruhunun ve bilincinin ulaştığı yüksek bir farkındalık düzeyi. Burada insanlar, 'Makrolar' olarak adlandırılan, sevgi, barış ve uyum içinde yaşayan, yüksek bilinçli varlıklar. Jon, bu bilinç devriminin ortasında, kendini ve geçmişteki yaşamını sorgulamaya başlar. Bu süreç, onun içsel bir dönüşüm geçirmesine neden olur.
Jon'un 2150'deki hayatı, fiziksel bir yolculuk değil, ruhsal bir arayıştır da. Bu yeni dünyada insanlar, bencillik ve korku gibi duygulardan arınmış, tamamen sevgi dolu bir yaşam sürmekteler. Doğayla uyum içinde yaşayan bu toplum, kaynaklarını paylaşmayı ve tüm canlılara saygı duymayı öğrenmiş . Jon, burada yaşadığı her an, kendi iç dünyasında derin bir değişim yaşar; bu yeni düzeni anlamaya çalışırken, aslında kendi kalbinin sesini de dinlemeye başlar.
ALINTILAR
"Tüm dünya bir sahnedir ve tüm insanlar kendi zamanlarında birçok rolü oynayan oyunculardır sadece."
"İyi bir aktör geçici olarak kendini oynadığı role kaptırır. Aynı şey mikro adam için de geçerlidir. O geçici olarak kendini oynadığı role kaptırmış ve o rolü seçenin kendisi olduğunu unutmuştur! İşte bu yüzden daha geniş perspektiften bakıldığında hiçbir adaletsizlik yoktur; çünkü her ruh oynadığı her rolü kendisi seçmiştir."
"Evet" dedi Carol, "bir şeyi düşünmemeye çalışarak onu düşünmekten kurtulmanın imkansız olduğunu keşfediyorsun."
Ancak, daha sonra Makro bir perspektiften geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda yaşanır ve karma zamanla ilgili sınırlı bir perspektifin geçerli bir unsuru olarak anlaşılır. Daha geniş perspektiften bakıldığında, talih ve talihsizlikler neden ve sonuç olarak değil, her ruh tarafından kendi gelişimi için özellikle ve dikkatle seçilmiş öğrenim fırsatları olarak görülür."
"Düşünceler etkili şeylerdir ve eylemler kadar önemlidir."
"Düşünme biçimin seni sen yapar ve çevrendeki dünyayı derinden etkiler."
Makro anlayışın büyük filozofu İsa şöyle demişti : Başkalarına hangi ölçüyle ölçersen, karşılığında sana da aynı ölçü uygulanacaktır. İşte bu yüzden, 'Başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran.'
Makro perspektiften bakıldığında, senin bilinçli niyetinin bedeninin her hücresini -ve çevreni- etkilediği görülür. Yaşamından, yaşamının içeriğinden sadece senin sorumlu olduğun anlaşılır. Biz koşulların kurbanları değil, yaşamlarımızın mimarlarıyız. Bilinçli düşüncelerimiz yaşamımızın, kendimizin duygularımızın bir imgesini yaratıyor ve bilinçaltımız o imge'nin maddi koşullarını hakim bilinçli inançlarımıza uygun olarak üretiyor.
"Her ulus kendi liderlerini hak eder, layık olduğu kişiler tarafından yönetilir."
"Mikro insanın ruhu tekamül ederek Makro insanın ruhu olur. sonra yetişkin, çocuğun döküntüsünü toplar. hepimizin bir zamanlar çocuk olduğumuzu; bir zamanlar dövüşen, kirleten, kendimiz dahil her şeyi yok eden mikro varlıklar olduğumuzu unutmamalıyız."
İsa, "isteyin, alacaksınız; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, o size açılacaktır" demiştir.
"Biz yaparak, riskler alarak, başarısızlıklara uğrayarak ve ancak ondan sonra başararak öğreniriz" dedi. "Hatalarımızdan ve başarısızlıklarımızdan dersler alarak gelişiriz. Başarısızlığın başarının diğer gerekli yarısı olduğunu göremezsek, başarısızlıktan kaçınmaya çalışır ve böyle yaparak başarıdan da kaçınmış oluruz."
"Gerçekte tek bir korku vardır" dedi, Rana "Başarısızlık korkusu; ki o yapmak istediğin şeyi yapma konusunda kendini yetersiz hissetmen demektir."
Senin zihnin tüm zihnin bölünmez bir parçası olduğundan, arzuların her şeye kadirdir, yani sınırsız bir güce sahiptir. Arzuladığın ve elde edeceğine 'inandığın' her şeyi elde edeceksin. Ancak, eğer ışıktan, yani Makro farkındalıktan kaçıp, unutkanlığın karanlığına, yani mikro farkındalığa girmeyi arzularsan, bu istediğin de gerçekleşecektir. Yani daha geniş bir perspektiften görüldüğü gibi, dua işe yarar. Dualar daima ve kesinlikle yanıtlanır. Ama biz o yanıtlardan her zaman hoşlanmayabiliriz!"
"Zihnimiz her şeye kadir olduğundan, sorunumuz onu olumsuz değil, olumlu biçimde kullanmayı öğrenmek."
"Nasıl aşağısı olmadan yukarısının da olamayacağı veya başarısızlık olmadan başarının da olamayacağı gibi, olumsuzluk olmadan olumlu ya da sahip olamazsın. Böylece sorun zihnimizi mükemmel bir denge ile kullanmayı öğrenmek, yani her şeyi tam olarak kabul etmek; her başarısızlığın başarıya götürdüğünü bilerek, başarıyı ve başarısızlığı kabul etmektir."
"Çünkü ruhsal zihin veya bilinçaltı hiçbir deneyimi unutmaz."
"Her ruhun kendine özgü bir titreşimi vardır."
Sorun inanç değil, arzuydu.
"Her şeyi kendi zamanında gerçekleşir Jon. bunu anlamayı ve kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Nehrin akışını zorlayamazsın."
"Gerçek gücün kabullenmeyi bilmekte, arzu'da ve inançta yattığını şimdiden öğrenmeye başladın."
"Ektiğin olumsuz tohumlar daima engellenmişlik, ızdırap ve mutsuzluk üretti, ama olumlu tohumlar daima mutlu, doyum verici deneyimler üretti."
"Kozmik birliğin perspektifinden, bu Makro bakış açısından, tüm direnmelerimizin aslında kendimize karşı olduğunu açıkça görebiliriz. olumlu ve olumsuz tüm düşünce ve eylemlerimizin sonuçlarını biçmek zorunda olduğumuzu görebiliriz. Sadece mikro görüşler herhangi bir şeyi haksızlık, ya da kendinden başka birini düşmanın olarak algılayabilirsin."
"Geçmişimizi unuttuğumuz ölçüde korku, engellenmişlik ve yetersizlik hissettiğimiz hayatlar yaşarız. bu kendi oluşturduğumuz bellek kaybı daima, öğrenme fırsatlarını tekrarlamayı ertelemeye yönelik umutsuz girişimlerimizin sonucudur."
Paylaştığımız şeyi yedirmekten endişe duymanız sadece ilerlememizi engeller.
"Ancak, ben daha yüksek bir farkındalık düzeyine erişmedikçe, aklen kabul etmem gerektiğini bildiğim halde, başarısızlığımı kabul edemeyeceğim."
"Birincisi diye başladı Carol, "olanı, onun kendi mükemmel yaratımımız olduğunu bilerek, sevinçle kabul edeceğiz.
İkincisi günlük faaliyetlerimizde hiçbir şeye 'sıkıca tutunmayacağız', yani hiçbir şeyi vazgeçilmez bir tutku haline getirmeyeceğiz.
Üçüncüsü, her gelişim fırsatını kabul edeceğiz ve onun sunduğu dersi öğrenmek için elimizden geleni yapacağız.
Dördüncüsü, daima her şeyle -senin zaman kavramınla ifade edersek- tüm var olan, var olmuş olan ve var olacak olan ile Makro kozmik birliğimizin sevinci içinde yaşayacağız.
"Yargılama ki, yargılanmayasın. çünkü başkalarını nasıl yargılarsan, sen de öyle yargılanacaksın ve başkalarına hangi ölçü ile ölçersen, karşılığında sen de o ölçüyle ölçüleceksin. Neden kardeşinin gözündeki kıymığa bakarsın da, kendi gözündeki kalası hiç düşünmezsin?"
"Eğer bir şeyin doğru olduğunu düşünürseniz onun gerçek sonuçlar yaratabileceğini gördünüz" dedim. "Size düşünme biçimimizin başımıza gelen her şeye neden olduğunu göstermeye çalışıyorum. Olumsuz biçimde düşünmemiz bizim için olumsuz sonuçlar yaratır, olumlu biçimde düşünmemiz ise olumlu sonuçlar yaratır."
Ama sonra anladım ki, insan kendi yaşam durumunun sorumluluğundan kaçma alışkanlığından çabucak kurtulamıyor.
Elbette eğer kaçmayı beceremedikleri için bu kadar öfkelenmeselerdi, çok daha hızlı öğreneceklerdi. ama Rana'nın bir keresinde açıkladığı gibi, tüm öfke bir şeyi kötü olarak niteleyip, sonra o "kötü" ya da "arzu edilmez" durumu değiştirmekte yetersiz kaldığını hissetmenin neden olduğu bir kendine duyulan öfkeydi. mikro insan genellikle, kendi nahoş deneyimlerinin sorumluluğunu kabul etmeyi reddettiği için, suçu bilinçsizce başkalarına yansıtıyordu. o zaman kendine karşı duyduğu öfkeyi ve nefreti de başkalarına yansıtmakta kendini haklı görüyordu. bu gerçeği reddetme teknikleri geçici bir süre işe yaradığında ve mikro insan onların geçici olduğunu unuttuğundan, bu davranış tipi devam ederek daha da güçlü bir alışkanlığa dönüşüyor ve en sonunda değiştirilmesi son derece zor hale geliyordu.
Geçmişini, unutan onu tekrarlamaya mahkumdur.
"İnsanların tüm sorunlarına hayattaki kaçınılmaz değişikliklere direnmenin ve onlarla savaşmanın neden olduğunu sen söylememiş miydin?"
"Sen hem inanca hem de arzuya sahipsin" diye gözlemimi belirttim. "Onları aykırı bir arzu ve inançla etkisiz kılmadığın sürece, bu arzu ve inançla istediğin her şeyi elde edebilirsin."
"karma yasası sadece mikro insan için bir sorun, çünkü o olumlu, sevecen düşünce ve eylemlerden çok nefrete ya da olumsuz düşünce ve eylemlere sahipti. Makro düzeyde insanlar Sevgi yasasına göre yaşarlar ki bu yasa kefareti içermez. Onun temel prensibi, olan her şeyi -her ruh tarafından kendi gelişimi için mükemmel bir biçimde seçilmiş olarak- sevinçle kabul etmektir.
Sonra 2150'nin günü bitirme geleneğine uyarak, o gün gelişmem için gerekli olan riskleri aldığım için şükrettim ve gelecekte gelişmeyi içeren "yaşam tarzı" planımı yeniden onayladım.
İlk başta gerçekten sahip olmadığınız bir şeyi, yani ayrı benliğinizi kaybedemeyeceğinizi öğrendim. Ayrı benliğiniz seçimle yaratılmış bir illüzyon olduğundan, siz ayrı bir benliğe sahip olmayı istediğinizi veya ona ihtiyaç duyduğunuzu düşündüğünüz her seferinde o orada olacaktı. Onun kaybedilmesi veya sizden alınması mümkün değildi.
geçmiş deneyimlerimizin sunduğu derslerden öğrendiklerimizi uygulamaktan kaçındığımız derecede, onları tekrarlamaya bilinçsizce yöneliriz.
"bizim ancak kendi benliğimizde de bulunan bir şeyden nefret edebileceğimizi veya hoşlanmaya bileceğimizi ve ancak kendi benliğimizde de bulunan bir şeyi sevebileceğimizi veya ondan hoşlanabileceğimizi öğrenmek beni çok etkilemişti."
"olumsuz eylemleri dengelemenin tek yolu olumlu eylemlerde bulunmaktır. böylece, sevgiyle kabul etmek her şeyi dengeler. bir insan işleyebileceği tek günah, olan her neyse onun mükemmelliğini yatsımaktır."
"bir zihnin gelişkinliği (bir ruhun ne kadar tekamül etmiş olduğu) kabul edilemez olanı kabul edebilmesi ile ölçülür."