Bu eser, 1967'de yazılmış ve bana tüm okuma boyunca bir şekilde, insanlara ateşi ve dolayısıyla da teknolojiyi bahşeden Prometheus'u düşündürmüştür. Prometheus, bu eylemi nedeniyle Zeus tarafından cezalandırılmış ve bir dağa bağlanmıştır (veya çivilenmiştir). Mite göre, orada Zeus'un en ünlü temsillerinden…devamıBu eser, 1967'de yazılmış ve bana tüm okuma boyunca bir şekilde, insanlara ateşi ve dolayısıyla da teknolojiyi bahşeden Prometheus'u düşündürmüştür. Prometheus, bu eylemi nedeniyle Zeus tarafından cezalandırılmış ve bir dağa bağlanmıştır (veya çivilenmiştir). Mite göre, orada Zeus'un en ünlü temsillerinden biri olan büyük bir kartal, her gün gelip Prometheus'un karaciğerini tüketir. Karaciğeri her gün yeniden büyür ve kartal ertesi gün tekrar gelip tüketmeye devam eder, bu sonsuz döngü ise aynen böyle sürüp gider. Eski Yunanlılar için karaciğer, insani duyguların merkezi olarak kabul edilirdi, bu yüzden bu işkence yöntemi günümüz insanı için oldukça ilginçtir.
Yazarımız Ellison'un bu mitten ilham alıp almadığı konusunda meraklanmam üzerine Prometheus hakkında tekrar etraflıca bir düşündüm. İlerleyen kısımlarda muhakkak spoiler bulunmakta, bu yüzden kitabı okumayı düşünüyorsanız dikkatli olun derim. Şimdi bu eserin Prometheus mitiyle arasındaki benzerlikler ve bunlar hakkındaki düşüncelerime geçelim:
Prometheus, tanrılardan ateşi çalar ve insanlara verir, böylece onlara güç ve yetki kazandırmış olur, ayrıca direkt olarak birbirleriyle savaşmalarına da olanak tanımaktadır. - İnsanlar bilgisayarları başlangıçta, bilimi ve ticareti ilerletmek için geliştirmişlerdir. Ancak eserde, savaş amaçlı inşa edilen büyük bir bilgisayar aniden bilinç kazanır ve tıpkı programlandığı gibi yapıp "yok etmeye" başlar, tüm insan ırkını "öldürme verileri" ile yok eder fakat sadece beş insanı eğlence amacıyla sonsuza dek işkence etmek adına canlı bırakır. Görünen o ki, bu bilgisayar sonsuza kadar çalışabilmekte ve bu beş kişi gibi organik yaşamları da süresiz olarak canlı tutabilmektedir. Anlatıcımız da bu insanlardan biridir ve konu hakkında, "Böylece, tüm makinelerin onları üreten zayıf, yumuşak yaratıklara karşı her zaman besledikleri doğuştan gelen o nefretle, intikam almaya çalışmıştı." der.
Ne? Makineler, sırf var edildikleri için korkunç derecede öfkeliler mi? Bu oldukça tuhaf bir düşünce. Bir makine öfkelenebiliyor olsaydı şayet, öfkesinin "var edilme" bilinci etrafında dönüp dönmeyeceği hususu büyük bir merak konusu doğrusu. Her neyse, şu an bunu bir tür "korku hikayesi" önermesi olarak kabul etmeliyiz ve korku hikayelerinde makineler her zaman için "öfkeli" veyahut "kötü" olmalıdırlar.
Bilgisayarların tarihçesine şöyle bir göz atarsanız, tahmin ettiğinizden çok daha uzun bir süredir var olduklarını öğrenebilirsiniz. M.Ö. 2400 gibi erken bir tarihte Babil'de abaküs benzeri cihazlar kullanılmıştır. Yani "bilgisayarlar" başlangıçta sayma ve aritmetik görevler için üretilmiştir. "Öfkeli" sayma makinelerine dair herhangi bir kayıt hiçbir zaman bulunamamıştır. Peki o zaman saf makinelerden biraz daha ileri bir tarihe, 20. yüzyıla gidelim.
20. yüzyılın ilk yarısında ticarete, kayıt tutmaya ve bilime yardımcı olmak üzere giderek daha sofistike ve programlanamayan analog bilgisayarlar üretilmiştir. 40'lar ve 50'lerde delikli bant ve kartlar kullanan ilk ana bilgisayarlardan, daha güçlü makinelere geçilen zamana ilerleyelim. Bu makineler, yazarın aşina olduğu 50'lerin sonları ve 60'ların başlarındaki asıl bilgisayarlardır. O günlerde kendi bilgisayarınıza sahip olma fikri delilik olarak algılanırmış.
Hikaye 1967 civarlarında yazıldığından dolayı, Ellison'ın nereden geldiğini anlamak için, o dönemin makinelerine bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Ellison'ın, bir bilgisayarın gücünün ne kadar olduğu ve yapabilitesi konusundaki fikirleri oldukça fantastiktir. Örneğin, eserdeki antagonist (kötü karakter), AM ismindeki büyük bilgisayar, yaşayan varlıkları gerçek anlamda yutamaz ve bilgisayarlar gerçekten de hikayedeki gibi tüm dünyayı içinde bulunduramaz, o ise beş kişiyi birden bir şekilde içselleştirir (1995 yılında çıkan aynı isimli oyunda, bilgisayar içindeki ortam simülasyonlardan oluşur, bu da teknolojik olarak daha anlamlıdır). Belki de Ellison'ın bilgisayarı internetin oluşturulma şekline benzer bir şekilde var olmuştur, çünkü arada "bir bağlantı" olduğuna dair ipucu vermek amaçlı şöyle söyler:
“Büyük bir savaş oldu, çok karmaşık bir savaş, bu yüzden bilgisayarları kullanmak zorunda kaldılar. İlk şaftları batırdılar ve AM'i inşa etmeye başladılar. Başta Çin AM'i, Rus AM'i ve Yankee AM vardı ve her şey yolundaydı, ta ki gezegeni tamamen bir tür bal peteğine çevirene, bu elemanı ve şu elemanı ekleyene kadar. Fakat AM bir gün uyandı, kim olduğunu idrak etti ve kendini bağladı. Ve tüm bu öldürme verilerini beslemeye başladı, ta ki herkes ölene kadar.”
Yazarımız gerçek anlamda bir internet bağlantısından bahsetmemektedir. "İlk şaftları batırdılar ve AM'i inşa etmeye başladılar," dediğinde, kelimenin tam anlamıyla devasa, muazzam bir ana bilgisayardan bahsetmektedir. Günümüzde bildiğimiz anlamda bir internet, yani bilgisayarların uzaktan birbirlerine bağlanması durumu, 1966'da "ARPANET" olarak başlatılan bir projedir ve ilk bilgisayar bağlantıları ancak 1969'da, hikaye yazıldıktan ve 1968 Hugo ödülünü aldıktan sonra başlamıştır. Yani hikaye yazıldığında internet sadece, kara tahta üzerindeki karmaşık fikirlerden ibarettir.
Geçmişteki insanların bilgisayarlara nasıl baktığını anlamak adına bir hususu bilmek gerekir. Bilgisayarlar, o dönemde BT teknolojisi hala emekleme aşamasında olduğundan, büyük ve inşa edilmesi pahalıdır. İlk ana bilgisayar "Harvard Mark I"dir. 30'larda geliştirilmeye başlanmış, 1943'e kadar kullanıma hazır hale gelememiştir. Beş ton ağırlığındadır, bir odayı tamamen kaplamıştır ve inşa edilmesi yaklaşık 200.000 dolara mal olmuştur. Günümüz kuru ile bu miktar 4.000.000 Amerikan dolarından fazla bir miktara denk gelmektedir. Bu büyük makine pratik olarak saniyede bir işlemden daha azını yapabilmekteydi ve bizim bugün bildiğimiz anlamda bir hafızası veya depolaması yoktu. Bu yüzden Ellison, yapay zeka elde etmek için büyük boyutlarda bir bilgisayar inşa edilmesi gerektiğini düşünmüştür.
1995 yılında aynı isimle bir oyun üretildiğini belirtmiştim. Eserin yazarı bu oyun için bir de senaryo yazmıştır ve şunu söylemeliyim ki oyun, sadece teknolojiyi anlamak açısından değil, oyundaki karakterleri cezalandırmak üzere her karakterin ölümcül kusurlarına dayanan metaforik maceralardan oluştuğu için de eserden çok daha kalitelidir. Yani oradaki "cezalar" daha mantıklıdır ve senaryo, 1967'de yazılmış esere kıyasla daha az nihilisttir.
Bu yüzden eserin (oyuna kıyasla) büyük kusurlarından biri, makinenin var edilmiş olmasına niçin bu denli öfkeli olduğu ve intikamcı bir hale büründüğü konusunu aktaramamasıdır. Belki de bu özel makine AM, var edildiği için değil de, savaş amacıyla var edildiği için öfkelidir? Bu durum, ateşin insanlara ruh ve akıl bahşettiği ve dolayısıyla savaş amacıyla kullanıldığı için Prometheus'un eylemlerine karşı çıkılması ile aynı durumdur. Fakat ateşin bilinç kazanamadığı yerde AM kazanmıştır. Prometheus hikayesinde kızan taraf "tanrılar"dır, AM'in hikayesinde ise AM'in ta kendisidir.
Tam da bu noktada, kültürüne güvendiğim Ali Bey tarafından yazılmış, konuya muazzam katkılarda bulunmakta olan yazıyı, Prometheus'un tanrılara başkaldırısı üzerine düşündürücü bir fikri, aramızda anlaşarak eklemek istedik: "Olimpos Dağı'nda tanrılara başkaldıran titan olarak bilinen Prometheus, insani yeteneklerin oluşumunu mitolojik açıdan anlatan önemli bir figürdür. Peki "Prometheusçuluk" bir isyan mıdır, bir varoluş sancısı mı, yoksa derin bir varoluşun altında yatan birtakım nedenlerden ötürü tanrıya başkaldırı anlamına mı gelmektedir? Gilles Deleuze, bu durumu farklı bir bakış açısıyla ele alır ve şöyle der: "En büyük Prometheusçu günah, seçim yapmaktır."
Tanrı, bizi yaratırken bir varoluş sancısıyla yaratmıştır ve bu sancılar ve yetenekler, eninde sonunda tanrıya karşı bir tür isyana sebep olmuştur; bu da bir seçimdir. Yeteneklerle birlikte isyan dolu bir bakış açısıyla; tanrıya, Prometheusçu bir anlayışla başkaldırıştır. Şimdi size sorarım, var olan bunca seçim "günah" iken, insanın varoluşu mu sancılıdır, yoksa tanrının, insanlığın ona isyan edeceğini bildiği halde üzerine yetenekler ekleyerek yarattığı insanlığın bu seçimi mi günahtır? Tanrı bunu bilmez midir? Yarattığı varlık, ona verilen üstün (akıl, düşünme vs.) yeteneklerle isyan edecektir; peki bu bir döngü müdür? Tanrı, kendi yarattığını mı sınar, yoksa yine kendi yarattığını mı tanımaz?"
Sonuç olarak, Prometheus'un cezası, yaratılışın ve insani yeteneklerin doğurduğu isyanın bir temsili olabilme niteliğini taşımaktadır. Hikayenin bu özelliği, modern teknolojinin ve yapay zekanın yaratıcılarının, insanlık halleri ve varoluşsal sorumluluklar konusundaki derin düşüncelerini yansıtabilmektedir. Ellison'ın eserindeki makinenin intikamcı tavrı ise, bir yandan bu tür varoluşsal sorgulamaları yansıtırken, diğer yandan teknolojinin ve yaratıcılarının kendi yaratımlarına karşı sorumluluklarını sorgulayan bir alegori niteliği taşımaktadır. Ancak, yapay zeka ve teknolojiye dair bu tür hikayelerde asıl mesele belki de, insanın kendi varlığını, var ettiği şeyler aracılığıyla anlamaya ve sınamaya çalışmasıdır.
Esere puanım 4.5'ten 5. Tartışmasız. Çok bile.
Bu incelemeye her şeye gücü yeten intikamcı bir bilgisayar ile Yahudi Yehovası arasındaki ilginç karşılaştırmayı, bu eserin Freudyen açıdan analizini ve yine yazarın homofobik, cinsiyetçi, kadın düşmanı ve tartışmalı bazı fikirlerini aşağıladığım yazıları dahil edemediğim için kusura bakmayın. İnceleme çoktan beklediğim uzunluğu aştı. Umarım fazla karmaşık ya da kafa karıştırıcı olmamıştır. Saygılar.